@ErkanAktug

Tüm şehrin tutsaklığına rağmen hâlâ...

Tüm şehrin tutsaklığına rağmen hâlâ...
Tüm şehrin tutsaklığına rağmen hâlâ...
Resimlerinde doğanın hallerini dışavurumcu soyut imgelemeyle yorumlayan İsmet Değirmenci, 'Bir Yerde' başlıklı yeni sergisiyle Millî Reasürans Sanat Galerisi'nde. Radikal'in sorularını yanıtlayan Değirmenci'ye göre resimlerdeki solgun renklerin nedeni şehrin gri hali...
Haber: ERKAN AKTUĞ - erkan.aktug@radikal.com.tr / Arşivi

Resimlerinizin merkezinde hep doğa ve kent var. Sanıyorum baştan beri bu böyle, bugünkü kadar şehirlerdeki en ufak doğa parçasının dahi binalarla doldurulmadığı zamanlardan beri... Doğayı yapıtlarınızda başrole getiren etkenler neler sizde? Marmara Adası’nda doğup büyümüş olmanız da bunda etkili mi?
Daha çok doğa merkezli diyebilirim; adada yani doğada var olmak insanın kendisine dönmesidir aslında. Hırslarından, yüklerinden, egolarından arınma – yenilenmedir benim için; zamanın ve hızın olmadığı sığınma yeridir.

Metropolde yaşayıp doğadan bu kadar uzak kalmak duygusu mu size ‘Bir Yerde’ sergisindeki resimleri yaptıran? Serginin adı ‘Bir Yerde’. Bu sizin doğada bir yer arayışınızı mı simgeliyor?
Doğadan uzak olmadım. Ada ve yolculuklarım; ama sonuçta yaşadığım yer tabii ki kent, bazen içinde bazen de dışında kaldığımız, kendisine yabancılaştığımız, sınırımız, ütopyada insanoğlunun hep bir arayış olmuştur. ‘Yeni bir yer’, orada olmak belki bir yerden başlayabilmek mi? Bu sorular serginin kavramını oluşturdu.

‘Yeşilin Peşinde’ tablosu haricinde sergideki resimlerin hemen hepsinde solgun renkler hakim. Nedir bu resimleri solduran?

Şehrin gri hali ama resimleri tek tek incelediğinizde canlı renkleri görüyorsunuz yani tüm şehrin tutsaklığına rağmen hala umut edebiliyoruz!

Doğaya bu kadar düşkün biri olarak şehrin merkezindeki bir parka sahip çıkmak için başlayıp kitleselleşen Gezi direnişi neler düşündürdü size? Bugün gelinen noktada kazanımları ne oldu sizce?
Parklar ve yeşil alanlar sınıfsız, toplumsal yaşamın vazgeçilmez kaçış, dinlenme ve gezinme alanları... Ona müdahale aslında bireyin özgürlüğüne yapılan bir saldırıydı! Bu zaman içinde oluşan baskıların, yeşilin yok edilmesine, betonlaştırmaya, insansızlaştırmaya karşı haklı bir direnişti: Bugün Türkiye’nin her tarafında tüm doğa sömürüsüne, hukuksuzluğa, totaliter güce karşın kollektif bir bilinç oluşmaya başlandı. Bu önemli bir kazanım.

Sergideki resimlerin istisnasız hepsinde yatay katmanlar hakim. Doğanın düzenine mi gönderme bu?
Evet, çok doğru, doğanın kendine özgü ritmik bir düzeni var; aynı zamandada müziğinin ve sesinin de dizgesi...


Bir de yatay katmanlar arasında sıkça gazete küpürleriyle karşılaşıyoruz. Gazete, resimlere bir hafıza katmak için mi?

Gazete kolajları sadece bir bütünleyici eleman olarak değil aynı zamanda hatırlama hafızanın unutkanlık- unutturma hali ve gündelik yaşamımızın notları olarak kullandım.

Gazete küpürleri gelişigüzel mi kolajlanmış resimlere yoksa kıyısından köşesinden görünmesini istediğiniz bölümleri özellikle mi seçtiniz?
Okuduğum biriktirdiğim gazetelerin sayfalarından seçtim. Çok fazla okutmadan üzerindeki bir katı soyarak bazı alanlarıda olduğu gibi bıraktım ama mesaj ve yazıdan ötürü bir anlam oluşturmayı düşünmedim.

Kağıt üzerine yünle yaptığınız ‘Kayıp Manzara’ serisi nasıl ortaya çıktı?

2012’ de açtığım ‘Sessizlik’ başlıklı sergimden sonra başladım. Yeni malzeme araştırmak ve kullanmak beni hep heyecanlandırmıştır, heykel eğitimi almış olmamın etkisi sanırım. Daha önce bir sempozyumda kendi ürettiğim kağıtlar vardı; kağıt kadar saf olan malzeme ne olur diye düşünürken koyunları farkettim, yünlerini! Birkaç denemeden sonra dağa metaforlarımı yerleştirerek bir dizge oluşturdum. Kayıp manzaranın böyle başladı, şimdi biraz daha renklendirerek devam ediyorum.

Peki ya ‘Yürüyüş Günlükleri’...

Yürüyüş günlüklerim 2009’dan buyana büyük işlerimin dışında 50x50 boyutunda tuvallere, yabani bitkilerin yapraklarınıda ekleyerek oluşturduğum çalışmalar... Her sergimde yeni eklemeler yaparak güncelerimi oluşturuyorum.

Soyut resim dili anlatmak istediklerinizi aktarmak konusunda nasıl olanaklar sağlıyor size?
Sanat içinde bir takım disiplinleri barındıran ve mutlak bir tanımı olmayan entellektüel uğraş; ben temsilyet yada nesnel gerçeklik yerine zihnimin, sezgimin,hayallerimin peşindeyim söze dayanmadan. Bir anlamda içe konuşma benim yaptığım.

Siz aslında Marmara Güzel Sanatlar’da heykel eğitimi aldınız. Heykelden resime geçiş nasıl oldu? Ve resmin heykele göre avantajları neler?
Heykel okurken resim de çalışıyordum, heykeli resime geçiş gibi görmüyorum birlikte düşünüyorum birlikte bakıyorum. Heykelin olanakları çalışma-mekan açısından daha sınırlı, doğal olarak zaman ve dönüşümü. Ama bundan sonraki sergimde heykeller olacak yine doğal malzemelerden.


Türkiye’deki sanat piyasasında bir durgunluk yaşandığı konuşuluyor. Piyasa, sanatçı üzerinde ne kadar etkilidir? Bizdeki piyasa (galerici, koleksiyoner vs.) – sanatçı ilişkisi hakkındaki düşünceleriniz?

Günümüzde sanatın ne olduğundan çok alış-veriş merkezli bir pazara dönüştü. Kabul gören, talep edilen yapıtlarla piyasa oluşturmak, görünür olmak ve satın almak, sanatın son halleri. Aynılaşan ve süslü yapıtlar, popüler ve elitist olanın peşinden gitme, sanatın ne’liği tartışmak yerine nasıl satabilirimin kolaycılığında... Doğal olarak sanatçı kimliğinden, yaratıcılığından ve özgürlüğünden nasıl söz edebiliriz.

İsmet Değirmenci’nin ‘Bir Yerde’ başlıklı sergisi 30 Mayıs’a kadar Millî Reasürans Sanat Galerisi’nde.