Tuncel Kurtiz'i gerçek sevenlerine bıraksınlar!

Tuncel Kurtiz'i gerçek sevenlerine bıraksınlar!
Tuncel Kurtiz'i gerçek sevenlerine bıraksınlar!

FOTOĞRAFLAR: MUHSİN AKGÜN

Ölümünün sene-i devriyesinde Tuncel Kurtiz'in mezarının başındayız, Kaz Dağları'nın eteklerinde... Yanamızda Kurtiz'in yol arkadaşları; eşi Menend, Kenan İmirzalıoğlu, Halit Ergenç, Güven Kıraç, Selma Ergeç, Cansu Dere, Sarp Akkaya... Mezarı bakımsızmış, şöyleymiş, böyleşmiş, anıt mezar olmalıymış... Dostlarının söyleyeceği şeyler var bu konuda... Radikal'e özel... Buyrun...
Haber: MUHSİN AKGÜN - muhsin.akgun@radikal.com.tr / Arşivi

Tuncel Kurtiz ile tanışmam 1999’un kasımıdır. Tanışma denir mi, bilmiyorum! Radikal gazetesi sinema sayfası için söyleşi yapmak üzere Gül Altan’la birlikte Beyoğlu Tünel’in arka sokaklarında bir evdeyiz, ahşap olduğunu hayal meyal hatırladığım. Koltukta, tek bir abajurdan gelen ışıkla aydınlanan fötr şapkalı bir adam hatırlıyorum. Bir de fotoğraflarını çekerken bayağı çekindiğimi... Çekim boyunca kızıyor mu, yoksa seviyor mu hiç anlayamadım. Gerçi onunla peşi sıra yaptığım tüm fotoğraf çekimlerinde aynı duygu hep vardı ya bende. Neyse…
O sene (1999) 5. Avrupa Filmleri Festivali’nin, yani Gezici Festival’in onur konuğuydu Tuncel Kurtiz. Söyleşide birçok konudan konuşuluyordu. Bir ara en büyük isteğinin Edremit’e yerleşmek olduğunu söyledi bize. Nedeni de, “Orada antik adıyla İda’yı, yani Kazdağı’nı anlatacağı Homeres’un İlyadası’yla birlikte kendi hayat hikayesini birleştireceği bir film yapmak” olarak açıkladı. 

Tuncel Kurtiz'i gerçek sevenlerine bıraksınlar!


Yıllar sonra Edremit’teyiz... Geçen cumartesi. Eşi Menend Kurtiz’in davetiyle onu anmak için ölümünün seneyi devriyesinde mezarı başındayız. Bir sene olmuş. Aslında geçen ekimde yine toplanmıştık Edremit’te. O yüzden tecrübeliyim biraz daha. Öyle ki evin her yerini biliyor, hatta mezarlığı yürüyerek bulabiliyordum. Bahçe kapısından içeriye doğru ilerlerken derinden Tuncel Kurtiz’in sesi çalınıyor kulağıma. Eve girdiğimde tanımadığım bir grup insan ayrı yönlere doğru oturmuş başları önlerinde sadece bu sesi, şiiri dinliyorlar. Sessizliği bozmak istercesine, “Menend” diye bağırıyorum. Edremit’teyim, bir sene olmuş...


FOTOĞRAFLAR: MUHSİN AKGÜN

Mezarlığa doğru hareket ediyoruz kalabalık bir grupla birlikte. Bir süre sonra biraz daha hızlanıp gruptan ayrılıyorum, mezarlığa bir an önce varabilmek için. Öyle ya Tuncel Kurtiz’in mezarıyla ilgili o kadar çok konuşuldu ki şu son bir-iki hafta. “Mezar bu şekilde bir kış daha geçerirse tamamen kaybolacakmış” diyenler çıktı, hızını alamayıp anıt mezar diye tutturan milletvekileri de... Soru önergesi verilmiş: “Türkiye Cumhuriyeti devletine yakışır şekilde bir mezar yapılacak mı?” diye...

‘Türkiye Cumhuriyeti devletine’ yakışır mı bilemem ama mezar, Tuncel Kurtiz’e yakışır bir şekilde, bir sene önce nasıl bıraktıysam aynı şekilde oradaydı. Seveninin ve sevenlerinin her gün suladığı, çiçekler diktiği, doldukça yenilenen defteriyle ve üzerinde Tuncel Kurtiz yazan bir kaya parçasıyla birlikte...
Küçük aralarda Menend’le ayaküstü sohbetler ediyoruz. Bir senenin nasıl geçtiği üzerine konuşurken Menend, “İlk başta büyük bir şok hissedemiyorsun, kavrayamıyorsun. Belli bir zaman geçtikten sonra çok özlemeye başlıyorsun” diyor. Üzerine, Tuncel Kurtiz ile son zamanlarında yapılmış bir röportajda “Öldükten sonra nasıl anılmak istersin” sorusuna verdiği cevabı hatırlatıyor; “Hiç umrumda değil. Çünkü ölüm nedir ki, nerden geldiğimizi biliyor muyuz, niye daha kötü bir yere gideceğimizi düşünüyoruz? Ölüm benim için bahar ülkesine açılan bir kapıdır.” Ve ekliyor; “Meşhur bir sözdür belki bu dünya başka bir gezegenin cehennemidir böyle şeyler düşünerek teselli buluyorum.”

Tuncel Kurtiz’in bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi hep bir yandan dilimizde. Menend’e “Sahi sen nasıl dayanıyordun bu enerjiye” diye sorduğumda bir anektod anlatıyor: “Köydeyiz. Assos’ta tatil yapan arkadaşlarımız var. Tuncel 68 yaşında o zaman, ben 47. Arabayla yola çıktık. Çok sıcak bir ağustos günü, arabada camlar sonuna kadar açık, çok sert bir müzik çalıyor. Her zaman müzik dinlerdi ve çok yüksek sesle dinlerdi. 90’la gidilecek yolda 130-140’la gidiyoruz. Yaklaşık 50 km. bir yol ama bana çok uzun geldi. Bir ara Tuncel’e ‘İnince yeri öpüceğim ve bir daha dünyaya gelirsem kendimden genç biriyle evlenmeyeceğim’ dedim!” 


Mezar ziyaretinden sonra lokmalar dağıtılıyor. Köylüyer ve onu sevenleri yine köyün meydanında buluşuluyor. Herkes birbirine Tuncel Kurtiz’i anlatıyor. Ama şiirsiz Tuncel Kurtiz anılamaz! Akşam Edremit’in merkezinde toplanılıyor. Güven Kıraç önce Nazım Hikmet’in ‘Vasiyet’ şiirini ve sonra da geçen yıl Tuncel Kurtiz’in ölümünün peşi sıra kendi yazdığı şiiri okuyor. Devamında da Gezici Festival ekibininin hazırladığı ‘Yol Arkadaşım’ belgeseli gösteriliyor. ( İsterseniz siz de bu adresten izleyebilirsiniz belgeseli; “http://vimeo.com/85626545”.) Perdeden fışkırıyor yine enerjisi. Sanki hiç gitmemiş gibi… Yaşıyor gibi…

Tuncel Kurtiz ile ilgili güzel projeler var. Derya Bengi’nin hazırlayacağı bir kitap projesi ve onun ses kayıtlardan oluşan bir albüm projesi hayata geçirilmek isteniyor. 2016 şubatında 80’ninci yaşına yetiştirilmeye çalışılacak bu iki proje. Ayrıca bir de herkesin ulaşabileceği sanal müze projesi düşünülüyor. Belgesel gösterimi sonrası bu haberleri almak iyi geliyor. 



Yolda yürürken Menend’e son günlerdeki mezarın bakımsızlığı ve anıt mezar yaptırılmasıyla ilgili tartışmaları soruyorum. Tüm hoşgörüsüyle “Bu kadar eser bırakmış birisi bu eserlerle yaşamayacak da oraya konulacak bir mezar taşıyla, anıt mezarla mı yaşayacak” diyor. Başka söze gerek yok herhalde…



Peki bu tartışmaları çıkaranlara ne demeli? Tam da bu günleri düşünerek mi söyledi, bilinmez ama Kasım 1999’da Radikal gazetesine verdiği röportajda onun bir cevabı var. Son söz onun: “Biz hepimiz geziciyiz aslında ama gezdiğimiz yerler farklı. Şu ufacık dünyamızın üstünde 750 m2 içinde gezenler de var, 40 bin km. içinde dolaşanlar da. Beyinleriyle duygularıyla dolaşanlar, dolaşıp da hiçbir şey anlamayanlar var. Var oğlu var...”

Şimdi söz Tuncel Kurtiz’in yol arkadaşlarında... Onların da söyleyecekleri şeyler var...

AİLENİN ÖZELİNE KARIŞILMASIN
HALİT ERGENÇ (OYUNCU): “Tuncel Abi, çok sevdiğim çok da saygı duyduğum bir insandı. Onunla tanışmadan önce filmlerini tabii ki biliyordum. Bir araya gelmek, bir işte birlikte çalışmak çok zor olur diye düşünürdüm. Tanıştık ve arkadaş olduk ve karşılıklı da oynadık. Tuncel Abi’yle yakınlığımız ve beraber çalışma süremiz çok kısa olmasına rağmen o bende çok derine kök salmış. Tabii paylaştığımız çok şey oldu. Çok konuşurduk ama benim için çok özel bir noktaya oturmuş. Onu kaybetmek beni çok etkiledi. Hayatımdaki en özel insanlardan biri olduğunu farkettim.
Biz tabii hayatındaki en yumuşak, en kremalı, en hoş zamanlarına denk geldik. Çünkü çok sert de bir adammış. Etrafındakilerle çok anlaşamadığı, huysuz zamanları olmuş. Biz, bütün güzel taraflarının en üste çıktığı zamanda onunla birlikte oynadık, dostluk kurduk. Bu da bir şanstı bizim için.
Mezar tartışması gereksiz büyütülüyor. Bugün gittik mezarına bakımsız mıydı? Zaten bir kişi de bakmıyor. Bir sürü insan bakıyor. Sürekli taze çiçek var. Sulanıyor mezar. Bence ailenin özeline karışmamak gerek. Tuncel Abi’nin karakterini senelerce onunla yaşamış eşi Menend çok iyi biliyor. Ne arzu ettiğini, nerede nasıl bulunmak istediğini... Bunlar belki zamanında konuşulmuş. Bu noktaya dokunulmasın lütfen. Eğer mezarın böyle kalması isteniyorsa böyle kalmalı. Ve bence de böyle çok güzel.”


KİMSE KRALDAN ÇOK KRALCILIK YAPMASIN
KENAN İMİRZALIOĞLU (OYUNCU): “Tuncel Abi’yle ilişkimiz sadece iki oyuncu muhabbetiyle sınırlı değildi. Bizim aramızda baba-oğul, abi-kardeş muhabbeti de vardı. Kolay bir adam değildi. Sette herkesi dinlemezdi ama beni dinlerdi. Benim sağduyuma inanırdı. Çok derin bir ilişkimiz vardı. Onu kaybettiğimde genç bir arkadaşımı kaybetmiş gibi hissettim. Çünkü ruhu bizden daha gençti. İşine saygılı, disiplinli, aynı zamanda kendisini de seven, kendisine saygı duyan, hayata da dibine kadar bağlı, sokaktan çıkmayan sokakta da olan bir adamdı.
Mesela bizim en büyük handikapımız evimize kapanmamız... Ben bunun örneklerinden biriyim. Dışarda rahat edemiyorum. Ama Tuncel Abi inadına çıkar İstiklal’de yürürdü. Yani kalabalıktan korkmazdı, onunla mücadelle de ederdi. Bağırırdı, öfkelenirdi, küfürünü de ederdi belki, ama yine de oraya gitmekten vazgeçmezdi. Dışardaki hayat onu manipüle edemezdi.
Beni bir gün sabaha kadar sohbet ettikten sonra dağa yürüyüşe çıkardı. Sabah 07.00’de gelip kapıda bitti. “İmirzalıoğlu kalk” diyor. Kapıda usta bir oyuncu varken ve seni çağırıyorken sen genç bir oyuncu olarak “Dur abi biraz daha yatayım” diyemiyosun. Kalktım, başladık yürümeye, vurduk kendimizi dağlara… Birkaç km. sonra ben tıkanmaya başladım. Tuncel Abi keçi gibi gidiyor. 2005’ten bahsediyorum. Benim gerçek anlamda kendime bakmalıyım, sporumu eksik etmemeliyim durumu Tuncel Abi’yle başladı. 

Onun mezarıyla ilgili tuhaf bir tartışma içindeler. Onu çok seven değer veren kimse Menend’den daha fazla sevmiyordur. O her gün mezarına gidiyor, her gün yad ediyor. Her gün onun yokluğuyla da yaşıyor. Bu arada birilerinin bunun üzerine ahkam kesmesi kraldan çok kralcılık yapması tamamen işgüzarlık, terbiyesizlik. Bu memleketin geleneğine göreneğine kurallarına terbiyesine uymayan davranış şekilleri diye düşünüyorum. Tuncel Kurtiz’i ne ne kadar tanıyorlar da, onun nasıl bir mezarla mutlu olabileceğini tahmin edebiliyorlar. Bunu hiç kendilerine sordular mı acaba? O sadeliği seven bir adamdı. O yüzden bu köyde, Kaz Dağları’nın eteğinde... Tuncel Abi sağ olsaydı, lafı edilen anıt mezarı görseydi “Ya bu ne çirkin, yakışıksız olmuş, köy mezarlığında böyle şey mi olur” derdi. Bunun için kimsenin işgüzarlık yapmasına gerek yok. Onu sevenler onunla ilgili en iyi şeyi düşünüyorlar.”

ÇOK GENÇTİ, İNSANA ZENGİNLİK VE DERİNLİK KATARDI
GÜVEN KIRAÇ (OYUNCU): “Meslekte benim için bir idoldü. Büyük hayranllıkla izlediğim, saygı duyduğum bir oyuncuydu... Ki Yılmaz Güney’le yaptığı filmleri hayaranlık duymamak mümükün değil zaten. Tanıdıktan ve ahbap olduktan sonra saygım da hayramlığım da katmerlendi. Yaptığımız özel sohbetlerde beni çok geliştirdi. Çok yüce bir insandı. Gecenin ikisinde arar “Üçüncü kez ‘Masumiyet’i seyrediyorum ne güzel oynamışsın” derdi. Hep beni onore etti. Tuncel Abi’den böyle övgüler almak benim omurgamı çok dikleştirdi. Kariyerimde bana çok yararlı oldu ayrıca. Hergeleliğimiz de çoktu tabii. Harc-ı alem içmeyi seven bir adamdı tabii. Dünyanın birçok yerinde çok sarhoş olduk, çok şiir okuduk. İnsana zenginlik ve derinlik katan bir insandı. Çok gençti. Gençlerle bir arada olmayı seven kafası da dimağı da çok genç olan, çok okuyan, açık bir adamdı. Bunlara açık olunca genç kalırsın. Ona değmiş olmak, bu hayatta bir şekilde hayatının bir kısmında yarenlik etmek bana çok kıvanç verdi.

Zaman zaman gülüşleri, kahkaları gözümün önüne geliyor. Böyle insanlara her zaman ihtiyacı olur insanın. Boşluğu kolay kolay dolmaz. Girdiği yeri aydınlatan enerji veren biriydi. Öyle bir ruhtutu işte. Geçen sene onu defnekttikten sonra 1 Ekim’de yazmışım okuduğum şiiri. Üç-dört gün içinde bana o şiiri yazdırdı. Şiirde senden sonra yazılmış bütün şiirleri sen gene okuyacaksın dedim. O kadar şiirle özledeşleşmiş bir adamys çünkü.”

ONUN MİRASI KARAKTERİ, MİRASINA SAYGI DUYULMALI
SELMA ERGEÇ (OYUNCU): “Tuncel Abi’yi tanımadan önce çok sert bir adamla tanışacağımı düşünmüş, açıkçası biraz ürkmüştüm. Kıdemli bir oyuncu olduğu için, kendinden çok emin ve kimsenin onu sorgulamasına izin vermeyecek bir yapıya sahip olacağını tahmin etmiştim. Antakya’da bir dizi çekiminde karşı karşı geldik. Ben onun torununu oynuyorum. Sahne çekildi. Sonra bana döndü ‘Böyle oynamasam mı acaba, bir tekrar istesek mi, ne düşünüyorsun?’ diye sordu. Orada anladım ki bu adam farklı. Benim gibi tıfıl bir oyuncuya fikrini soruyor. Çok etkilendim bu tavrından. Ve onunla ilgili fena halde yanıldığımı anladım. Tuncel Abi’siz bir yıl geçti ama o hep dilimde. Sanki hiç ayrılmamışız gibi geliyor. İnsanın hayatını zenginleştiren insanlar vardır. Tuncel Abi de onlardan biriydi. Onun yaptığı enginar bile farklıydı. Hayatımda öyle bir yemek yememiştim ne ondan önce ondan sonra. Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmesini bilen bir insandı. Bir gün otelde moralimin bozuk olduğunu gördü. ‘Gel seninle dans edelim’ dedi ve lobide müziksiz vals yapmaya başladık. O an bu jest çok iyi gelmişti bana. Mezar meselesi saygıyla ilgili bir şey. Aileye, insana, bir hatıraya, sanatçıya, ustaya saygıyla ilgili yani. Tuncel Abi kendini çok iyi anlatan bir insandı. Onu tanımanız için yarım saat birlikte zaman geçirmeniz yeterliydi. Mütevazi, doğaya düşkün, içi dışı bir olan bir insandı. Şekille değil özle ilgilenirdi. Sanatıyla ve kişiliği kendini çok ifade edebilen bir insanı kimilerinin hiç anlayamamış olması beni çok üzüyor. Çünkü benim gördüğüm kabir tam da onun istediği gibi. Onun varlığı dünyaya çok şey kazandırdı. Yokluğu da çok hissediliyor. Mirasına saygı duymak gerektiğini düşünüyorum. O miras da karakteri.”

DÜNYANIN EN DELİKANLI, EN İYİ NİYETLİ, EN DOBRA SERSERİSİYDİ
SARP AKKAYA (OYUNCU): Filmleri izlemiştim tabii. Tanışmadan önce ihtiyar, saygı duymak gerek diye düşünüyorum. Lakin serseri olduğunu sezinliyordum. Biz Ezel’le tanıştık. Dünyanın en delikanlı, en iyi niyetli, en dobra serserisiydi. Tuncel Abi insana arkadaş gibi yaklaşırdı. Yaş, statü gibi unsurları umursamadan herkesle arkadaşlık ilişkisi kurardı. Ezel’de biz tanışıp ilk sahnemizi çektikten sonra prodüksiyon bizi evlerimize bırakacaktı. Bindik arabaya ‘Gel Tünel’de gidelim bir yemek yiyelim’dedi. Ben de yeni taşımışız, ürküyorum ‘Tabii siz nasıl isterseniz’dedim. Yedik yemek. Sonra Muhteşem Yüzyıl’da da birlikte çalıştık. Onun sahnesi çekildi, işi bitti. Bana ‘Ne zaman işin biter’ dedi, ‘İki sahnem var’ dedim. ‘İşimiz var seninle’ dedi. ‘Ama benim işim uzun sürer’ dedim. ‘Beklerim’ dedi ve bekledi. Beşiktaş’a gittik, bir balıkçıya oturduk. ‘Seninle Ezel’de tanıştık, bir yemek yedik. Sana bu yemeğin uğurlu geldiğine inanıyorum. Şimdi de birlikte çalışacağız. ilk çekiminden sonar yemek yiyelim, Muhteşem Yüzyıl’da Ezel gibi tatlı geçsin istedim” dedi. Bunu unutamam. O bu inceliği gösterecek kadar her şeyi hatırlardı. Bence onun hatırlamadığı şeyler onun değer vermediği şeylerdi. Benim en yaşlı arkadaşımdı. Kız arkadaşımdan ayrıldım, kimseye bir şey söylemedim. Ona anlattım. Çok acayip öğütleri vardı. Karşısındaki oyuncuya alan açan, onun performansını yükseltmesini bilen paylaşımcı bir oyuncuydu. Tuncel Abi’nin aldığı oyunculuk eğitimi, hayat deneyimi, geçtiği hayat bizim yaşadıklarımızdan çok farklı. O hayattan geçen bir insanın size müsade ediyor olması çok etkileyiciydi. Hiçbir mecbur değildi. Ustaydı, hocaydı, arkadaştı, dosttu. İyi ki hayatımda geçti. Ben de bir mihenk taşıdır Tuncel Abi.”