Tünel'in ucunda cazı gördük

Tünel'in ucunda cazı gördük
Tünel'in ucunda cazı gördük

Tünel Meydanı nın rutin kalabalığı, hareket edilemez yoğunluğa ulaşıp, ücretsiz konserlere odaklandı. Fotoğraflar: Muammer Yanmaz

Önceki gece İstanbul Caz Festivali kapsamındaki Tünel Şenliği, meydandan kulüplere, oradan kafelere kadar her yere taşan yirminin üzerinde etkinlik ağırladı. Meraklısı için takibi zor, Tünel müdavimleri için sürprizli bir geceydi
Haber: CEREN AKARDAŞ / Arşivi

İSTANBUL - En sevdiğim renk olan yeşilin artık bir tonu daha var; caz yeşili. Bahsi geçen yeşil, cumartesi akşamını İstiklal Caddesi ’nde geçiren İstanbullular için karnavala dönüşen ‘’Tünel Şenliği’ne de damgasını vurdu. Garanti bankası ana sponsorluğunda 20 Temmuz’a kadar devam edecek İstanbul Caz Festivali’nin etkinlik takvimindeki belki de en eğlenceli günü geride bıraktık. Kaçıranlar için üzgünüm.
Her şey 17.30 sularında İstiklal Caddesi’ne meydan tarafından giriş yapmamla başladı. “Nasıl olacak acaba bu Tünel Şenliği? Birbiri ardına, ara vermeden başlayacak konserler arasında masıl gidip-geleceğim?” derken, Beyoğlu ’nun çılgın kalabalığına rağmen yolu yarılamıştım bile. Tünel Şenliği’nin ilk haberini gingerlarının üzerinde (hani Bush’un üzerinden düştüğü ‘ginger’) bir oraya bir buraya giden ‘caz yeşili’ tisörtlü, beyaz şapkalı, beyaz bayraklı gençler verdi. Odakule’nin yakınlarına geldiğimdeyse ellerinde ‘caz yeşili’ şemsiyeleriyle ufak bir kalabalık dikkatimi çekti. Her adımda İstiklal Caddesi’nin yeşili arttı ve Borusan Müzik Evi yakınlarına gelince bir küçük sahne karşıladı beni. 

Bir bardak şarap ve piyano
Küçük sahne istasyonunda trompet, saksafon ve davul triosunu dinleyip bir mola verdim ve yürümeye devam ettim. Saat 18.00’de Tünel Meydanı’na vardım ve Tünel Kave’ye koşturdum, genç piyanist Kürşad Deniz’i dinlemeye... Mekânın içerisinde piyanosunun başında dans eden Deniz’i dinleyenler çok mutlu. Kalabalık değil ama ortam çok güzel, ellerinde şarap kadehleriyle masalarda yer bulamayıp mekânın hemen karşı duvarına çömerek kendini müziğe bırakanlar, yoldan geçerken takılıp kalanlar ya da önceden gelip masalara yerleşen müzik severler... Deniz, bir saatlik konserin sonunda hatırı sayılır bir alkış alıyor.
Saat 19.00’da Tünel Ana Sahne’nin önündeyim. Kalabalık artmış, ama tramvay güç-bela da olsa hâlâ kalabalığı yarabiliyor. Tramvay da şenliğe uymuş, üstü açık ikinci bir vagonun içinde müzisyenler çalarak İstiklal’in dev kalabalığının içinden geçiyor... Ana Sahne’nin ‘genç’ konukları Gri Trio çıkıyor. Burada da bir coşku var, ama ben konseri tamamlamadan The Marmara Pera’nın lobisine koşuyorum, EVO Trio çalıyor orada da, durum iyi... Koşmaya devam... Galata Ana Sahne’ye gidiyorum bu kez. Yol boyunca ellerinde kitapçıkları kollarında bileklikleriyle hızlı hızlı giden, hiç bir etkinliği kaçırmamaya yeminli caz insanlarının yanından geçiyorum. Belli keyifleri yerinde ama karar vermekte güçlük çekiyorlar, tek dertleri bu olsun. 

Kuledibi’nde bir caz korosu
Galata da Tünel gibi kalabalık, sahnede ‘Genç Caz’ konserleri kapsamında BÜMK Caz Korosu var. Kuledibi’ne kurulan sahneden yayılan seslerin güzelliği bir kenara, kule de büyülüyor. Deniz Palas’ın terası yani X Restaurant’a vardığımda güneş yeni batmış, 180 derecelik tarihi yarımada ve Haliç manzarası süper renklere bürünmüş vaziyette. Çok kalabalık, oturacak yer kalmamış, ayakta da durmakta zorlanıyor insan. Haliç’i arkasına alıp sahnede kendisinden geçen isimse Yahya Dai. Yine tadı damağımda kalıyor ama daha çok sahne görmeliyim diyerek vuruyorum merdivenlere. Deniz Palas’ın giriş katındayım şimdi, yani Salon’da. İçerisi diğer mekânların aksine karanlık, sahneye kırmızı, mavi geçişli bir ışık hakim. Piyanonun başında dinleyicileri mest eden buğulu sesiyle Karşu Dönmez var. Konser başlamış ama çok kalabalık değil.
Saat sekizi geçmiş, Tünel Ana Sahne’ye dönüyorum ve Plongeur Quartet var bu defa. İzleyiciler pür dikkat sahneye kilitlenmiş, kimileri salınıyor müzikle. Arkalarında Galata’nın çocukları koşuşturuyor, ara ara sahneye baka kalıyorlar ama onlar için oyun daha önemli. Turistler mutlu, geçler mutlu restorant sahipleri daha mutlu. Serdar-ı Ekrem’den yukarıya doğru çıkıyorum, Galata Ritimhanesi’nde Türkiye’de Mısırlı Ahmet, Mısır’da da Ahmed-i Türki olarak tanınan ritim ustası Ahmet Yıldırm’ın ‘Ritim Atölyesi’ var, hep beraber çalıyorlar. Tam o esnada ise Muammer Karaca Tiyatrosu’nda Timuçin Şahin konseri var ama ona yetişecek halim kalmamış, anlıyorum. Hava kararıyor, Tünel Meydanı’nda artık adım atacak yer yok. Benim gibi ayakta durmaktan yorulan cazseverler, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi yanına kurulan ‘Dolan-Bak’ enstalasyonunun sağına, soluna, ortasına, Coca-Cola minderleri üzerine çökmüş vaziyette. Minderlerin varlık sebebi Tünel Şenliği’nin Beyoğlu belediyesiyle birlikte eş sponsorunun Coca-Cola olması.
Ben koşuşturmaya ara verip kendimi gecenin akışına bırakıyorum, belli ki Tünel Şenliği ilk yılında on puanı hak ediyor.
Galata’da Jazzso Quartet ve The Panaroma Jazz Band, Hollanda Konsolosluğu’nun bahçesinde Jungle Boldie, The Marmara Pera’da Evo Trio, Tünel’de Emir Ersoy ve Soul Stuff, Salon’da Jari Perkiomaki-Sirkka Kosonen, Nardis Jazz Club’da Michiko Ogawa ve Elif Çağlar Quartet, Muammer Karaca’da Maffy Falay Sextet çalıyorlar. Ve de gecenin kapanışını, 12.00’den sonra Salon’da Larry Graham & Graham Central Stat yapıyor. 


    ETİKETLER:

    Roma

    ,

    caz

    ,

    İstiklal Caddesi

    ,

    Beyoğlu