Türk sanatının yaramaz çocuğuyum

Türk sanatının yaramaz çocuğuyum
Türk sanatının yaramaz çocuğuyum
Kendisini 'Türk sanatının yaramaz çocuğu' olarak tanımlayan Balkan Naci İslimyeli yeni sergisini Bozlu Art Project'te açtı. 'Arka Yüz' sergisi vesilesiyle biraraya gelip, merak ettiklerimizi sorduk.
Haber: EVRİM ŞENER / Arşivi

Balkan Naci İslimyeli Türk sanatının tartışılmaz en önemli figürlerinden. Aynı zamanda şair ve sanat onun için bir aura. Resimlerini adeta nakşediyor, resimden çıkma yazıyı kendi özüne döndürüyor. Dikkatli izleyiciye bir tür yüzleşme yaşatmak, sarsmak, sorular sordurmak istiyor. Bozlu Art Project’te açılan son sergisi ‘Arka Yüz’ ile insan yüzünü yine zengin bir ekran olarak kullanıyor. Ancak buradaki portreler itilmiş, saklanmış, kendi iradesiyle karanlığa gömülmüş veya toplumun karanlığa ittiği yüzlere ait. İslimyeli ile ‘Arka Yüz’leri konuştuk.

Portre alanı ile sorgulayıcı bir ilişki geliştirmişsiniz. Sonunda neyle karşılaşmayı umuyorsunuz, neyin peşindesiniz?Portrelerle ilişkim İtalya döneminde başlıyor. Burada örneklerini göreceğiniz gece yüzleri aslında gece yarısı Floransa’sından seçilmiş yeraltı portreleri. İtalya dönemindeki en çarpıcı izlenimim Pentimentolar oldu. Sanatçı bir resmi bitiriyor ya da henüz bitirmeden hoşnut kalmıyor üzerine bir kat çekiyor. Yeni bir astarla tekrar başlıyor resime. Zamanla bu katlar şeffaflaşıp inceldikçe birbirinin altından yavaş yavaş görünmeye başlıyor. Zaman katları, benim sanatımın en önemli parçalarından biri. Yani geçmişi, bugünü ve bunlara bağlı olarak gelecek hayallerini bir arada düşünme edimi. Benimkisi belleğe yönelik bir sanat. Arkamızda çok büyük bir birikim var. Yapmaya çalıştığım, kendi bireysel tarihimizin birikimiyle insanlık birikimini bir arada yoğurup gelecek projeksiyonu elde etmek. Resimlerimi de hep bindirilmiş katmanlar halinde yansıttım. Bu özellkle portrelerde böyle oldu. Çünkü aslında derinlemesine bakarsanız bir insan yüzünün, tarihin tüm acılarını tüm sırlarını yansıttığını, üzerinde biriktirdiğini göreceksiniz.

‘Arka Yüz’ deki portrelerle insanlık tarihinin karanlık yüzü ile mi yüzleştirmek istediniz bizleri?Portrecilik Batı’da başladı. Geleneksel portreler aydınlıktır, varsıllık sembolüdürler. Ben bu geleneği tersyüz etmek istedim. Benim ilgilendiğim modern dünyanın ve geçmişin itilmiş, ötekileştirilmiş yüzleri. Karanlık yüzleri, gece ortaya çıkan yüzler. Bir yüz bir insanın, bir toplumun bütün yalanlarını, sevgilerini, uğradığı şiddeti, ikiyüzlülüğünü hatta çok yüzlülüğünü yansıtabilir. Hayatla en hakiki savaşı veren, en doğrudan tipler, topluma omuz atan başkaldıran itilmiş insanlardır. Onların portreleri beni büyülüyor. Çünkü onlarda çok hakiki bir mücadelenin izleri, derinliği var. O yüzden gece yüzleri benim yaptığım en hakiki yüzlerdir.

İnsan sureti sizin için sisteminde kontrolünde bir köle mi? Hiç mi duygu ve düşüncelerine dair gerçek anlamlar okunmaz çağımızın yüzünden?Bize biçilmiş giysilerle makyajlarla, yüzlerle dolaşıyoruız. Ben bunu ahlaken yargılıyor değilim. Sistem bunu getiriyor, sistem yüzümüzü eskitiyor. Sistem yüzümüzü boşaltıp yeni yüzler çiziyor. Ne olmamız gerektiğini buyuruyor. Ve bunlar hep yüzümüzden başlıyor, merkez yüz. Önceki sistemler dayatmıyordu. Geçmişte yüz, ayrıcalıklıların projekte edildiği bir yanılsama alanıydı. Ama kapitalizm insan benliğini yeniden yarattığı gibi yüz de çiziyor. En alt kesim kendi varolma nedeniyle kendi yüzünü çiziyor, daha hakiki bir yüz çiziyor. Bence Ortaçağ’dan daha feodal bir kulluk dönemi yaşıyoruz. Kapitalizm demokrasi gibi özgürlük gibi globalizm gibi yumuşatıcı aksesuarlarla bizi yönetiyor. Müthiş bir kölelik dönemi bu. Ne vücudumuz bize ait, ne yüzümüz bize ait, ne giydiğimiz şeyler bize ait. Yüzlerinden çok ellerindeki çantaları, telefonları ile var olan bir insan topluluğu var dışarıda. Böyle yapmacık bir süreç.


“Sanat kendi hikayemizdir” tezini kanıtlarcasına kendi bedeninizi de çalışmalarınızda sıkça kullandınız. Peki bugüne geldiğimizde izleyiceye göstermek istediklerinizde, portrelerinizde nasıl bir değişim sergilendi?Portrelerimde değişim oldu tabi. Pentimentolarda aristokrat beden duruşunu, poz ediminin yapmacıklığını kullanarak onları modern bir ifadeyle tekrar yorumladım. Suret serisinde tamamen Doğu-Batı ikileminin getirdiği arada kalmışlığı kendi yüzümü kullanarak yırtmaya çalıştım. Deli Gömleklerinde Doğu ile Batı arası kimlik krizi yaşayan bir ülkenin sorununu yüzlere yansıttım. Kara Yazı: Afrika’da ihmal edilmiş, ezilmiş koca bir kıtanın sözcüleri olarak yüzleri kullandım. Bugün burada yaptığım ise o suçlu yüzlere karanlık yüzlere ikonografik bir anlam vermek, onları kutsamak. Onların yanında olduğumu söylüyorum.

Birey üzerinde sıklıkla duruyorsunuz. Peki ‘Arka Yüz’ün gece suretleri birey olabilmişler mi yoksa geniş bir cemaate mi mensuplar? Aslında sistemin empoze ettiği birey görünümü altında sizi cemaate dahil etmek, toplumda kastlar yaratmak, en üst kasta ulaşmak için insanları kışkırtmak. Alttan yukarıya doğru canhıraş bir yarış var, insanlık dışı bir koşu var. Bakıldığında televizyonlardaki bütün eğlence programları insanların benliğini öznelliğini istismar eden, sınıf atlama duygusunu körükleyen sadist oyunlar. Sistem Roma dönemindeki gladyatör savaşları gibi bunlara sizi ortak ediyor, seyircisi yapıyor. Kimse de bunun ayırdında değil. Kölelik dediğimiz şey bu. Başta bahsettiğimiz o toplum dışına itilmişlerde daha kuvvetli bir öznellik var. Onlar bireysel olarak ayakta duruyorlar ve cemaate mensup gibi dursalar da varolmak için birbirlerine de düşmanlar.

Radikal’de de yayınlanan genç sanatçılara ironik öğütler niteliğindeki 34 maddelik listeyle söz yerini buldu mu sizce? O gençlere bir takılmaydı. Bana alınmayacaklarını düşünüyorum. Çünkü Türk resminde varolan jenerasyonun önemli bir kısmını yetiştirmiş bir hocayım. Ciddi bir eleştiriydi. İnsanlar o kadar konformistler ki hiçbir şeyi kendi üstlerine almıyorlar. Ama ben adrese gittiğine eminim. Siz vatansever bir kuşaktan geliyorsunuz.

Günümüzde gerek sanat alanında gerekse başka alanlarda gençler kapitalizmin kısakacı altında. Sizinkisi gibi bir kuşak yeniden mümkün mü? Gezi olayları bu konuda bizi heyecanlandırmalı mı?Gezi olayları bizim yakın tarihimizde yaşadığımız en radikal en anlamlı direniş, hatta bizim kuşağın direnişinden bile anlamlı. Çünkü bu birikmiş bir sabrın, o birikimi göstermediği düşünülen hatta umurunda olmadığını sandığımız bir kuşağın patlaması karşı çıkışı oldu. Bence harikulade önemli bir şeydi ve bütünüyle bir sanat eseriydi. Bizim gibi düzeni değiştirme amacında değillerdi, bizimkisi romantik bir hareketti. Şimdiki gençler ise “Bize karışmayın, biz özgür bir ülkede yaşamak istiyoruz” diyorlar. Bu da çok insanı bir talep. Kapitalizm bir hapishane aslında. Malesef özendiğimiz şey onun sunduğu özgürlüklerle sınırlı. Daha ötesini düşünemiyoruz.

Türkiye beni anlamadı” demişsiniz. Bugün itibariyle insanların sizi ve yaptıklarınızı anladığını düşünüyor musunuz? Hayır düşünmüyorum. Ama hiç kimse anlamadı demek de nankörlük olur. Ben cezamı çekiyorum aslında. Risk aldım. Toplum bana onun yanıtını veriyor. Sürekli kendimi yeniledim. Sürekli değişik açılardan temel bir takım gerçeklerin etrafında dönerek galerileri şaşırttım, koleksiyonerleri şaşırttım. Onlar benim yenilenme sürecimi ihanet gibi gördüler. Sonuç olarak ben Türk sanat ortamının huysuz, yaramaz çocuğuyum.