Türk sineması 'susuz' kaldı

Türk sineması 'susuz' kaldı
Türk sineması 'susuz' kaldı
Türkiye sineması dün, Lütfi Akad'dan sonra bir efsane yaratıcısını daha kaybetti. Geçen hafta böbrek yetmezliği teşhisiyle Bahçelievler MedicalPark Hastanesi'ne kaldırılan Metin Erksan, dün 83 yaşında vefat etti.

1964 yılında ‘Susuz Yaz’la Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı kazanarak Türk sinemasına ilk büyük uluslararası ödülünü getiren Erksan, ‘Kuyu’ ve ‘Sevmek Zamanı’ gibi filmleriyle Türk sinemasının dilinin gelişimindeki en önemli adımlardan bazılarını attı, hem içerik hem de biçimde getirdiği yeniliklerle sonraki kuşakların ufkunu belirledi.
1929’da Çanakkale’de doğan ve İstanbul Pertevniyal Lisesi’nden mezun olan Erksan’ın sinemayla ilk teması, 1947’den itibaren çeşitli gazete ve dergiler için kaleme aldığı sinema yazıları. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’ndeki öğrencilik yıllarında Yusuf Ziya Ortaç’ın ‘Binnaz’ filminin senaryosunu yazarak profesyonel olarak sinemaya adım attı. Erksan’ın yönetmen olarak görev aldığı ilk film ‘Karanlık Dünya ’ ise onun hem sinemamızda nasıl kendine has bir damar oluşturacağının kanıtıdır hem de sansürle mücadelesinin ilk adımıdır. 1952’de Âşık Veysel’in köyünde çektiği yarı-belgesel filmin ismi Sansür Kurulu’nun “Dünya karanlık olamaz” itirazı sonucu ‘Aşık Veysel’in Hayatı’ olarak değiştirilir, oyuncularının Komünist Parti kurma amacında olduğu suçlamasıyla toptan yasaklanır. Sonrasında da “ekinlerin kısa gösterilmesi” gibi gerekçelerle şartlı izin alabilir. 

Erksan 1950’li yıllara Peyami Safa’nın takma isimle yazdığı polisiye ‘Cingöz Recai’den yaptığı uyarlama, Çakıcı Mehmet Efe’yi konu aldığı ‘Dokuz Dağın Efsanesi’, Halide Edib Adıvar uyarlaması ‘Yol Palas Cinayeti’ gibi filmlerle devam eder. 1960’ta çektiği ‘Gecelerin Ötesi’ ise Türkiye sinemasında toplumsal gerçekçiliğin ilk örneklerinden kabul edilir. Bu dönemde İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin açtığı yoldan ilerleyen Erksan, çok geçmeden kendi sinema dilini oluşturur. 1962 tarihli filmi ‘Yılanların Öcü’yle bu alanın başyapıtlarından birini çıkartır. Fakir Baykurt’un aynı addaki eserinden uyarlanan ‘Yılanların Öcü’ hem Metin Erksan’ın hem de Türkiye sinemasının sansürle imtihanında en ilginç olaylardan birine sahne olur. Sansür Kurulu’nca topyekûn yasaklanan film, dönemin milletvekillerinin araya girmesiyle Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’e özel olarak izletilir. 

1960’larda en verimli dönemini yaşayan Erksan’ın yine mülkiyet kavramına odaklandığı bir sonraki filmi ‘Susuz Yaz’ ise Türkiye sinemasında bir kilometre taşı. Aynı zamanda Hülya Koçyiğit’in ilk filmi de olan ‘Susuz Yaz’, Türkiye’de yine sansür engeline takılıp hakkında ‘gayri Sansür Kurulu tarafından ‘gayri ahlaki’ kararı çıktıysa da katılmasına izin verilmediği Berlin Film Festivali’nden Altın Ayı’yla dönmüştü. Kahramanlarının tutkularını perdeye getiren ve iyi ile kötü arasındaki sınırları tekrar düşündüren filmleriyle Erksan, bu dönemde toplumsal gerçekçiliğin de kapsamını tekrar tanımlar. Sinemamızın auteur’ünün 1965 tarihli filmi ‘Sevmek Zamanı’ Türkiye sinemasında en kendine has dile sahip başyapıtlardan biri olur. Çekildiği dönemde ticari başarısızlıktan dolayı gösterimden kaldırılan yapım, modernist sinema anlayışını tasavvuf felsefesinden unsurlarla buluşturur. Müşfik Kenter ve Sema Özcan’ın başrollerini oynadığı yapımın önemi ileriki yıllarda anlaşılır. Zamanında izleyiciyle buluşturulmayan filmin daha sonra bir başyapıt olduğunun teslim edilmesiyle ilgili Erksan daha sonra “‘Sevmek Zamanı’nın Türk sinemasıyla ne ilgisi var? Daha doğrusu Sevmek Zamanı’nın kendisi Türk sinemasıysa diğer çoğunluğun artık ne sineması olduğu belli değil” der. Yine mülkiyet kavramına bu sefer belalısı tarafından kaçırılan genç bir kadın kahraman üzerinden baktığı 1968 yapımı ‘Kuyu’, Türkiye sinemasının en sıradışı ve akılda kalan intikam sahnelerinden birini barındırır. 

1970’li yıllarda Yeşilçam’ın daha gişeye odaklı cephesinde üretimini sürdüren Erksan, bu dönemde de yaratıcılığından ödün vermez. Fatma Girik’in başrolünde olduğu ‘Kadın Hamlet’ ve ‘Exorcist’ten uyarladığı ‘Şeytan’, Erksan’ın 1970’lerdeki farklı konu ve uslup arayışlarından bazı örnekler. 1973’de TRT için Sait Faik Abasıyanık, Kenan Hulusi, Samet Ağaoğlu, Sabahattin Ali ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın hikayelerini televizyona uyarlayan Erksan, son sinema filmi ‘Sensiz Yaşayamam’ı 1977’de yönetti.
Sinemayı bıraktıktan sonra Mimar Sinan Üniversitesi Sinema ve Televizyon Bölümü’nde ve İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde sinema ve film dersleri veren Erksan 2003’te Türkiye Cumhuriyeti Devleti Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü almıştı. 1980 sonrası politikalarından dolayı sinemayı bıraktığını söyleyen Erksan, Türkiye sinemasından memnuniyetsizliğini de çeşitli vesilelerle dile getirmişti. Türkiye Sinemacı Kuşağının usta yönetmeninin ‘Susuz Yaz’ı 2008’de de Cannes Film Festivali’nin ‘Klasik Filmler’ bölümünde gösterilmişti.

Yaratıcı sinemanın gerçek ustası ve öncüsüydü
Ezel Akay (yönetmen): Pazar günü onu hastanede ziyaret etmeyi aklımdan geçiriyordum ki... Çok çok üzgünüm. Sinema dünyasından tatlı söhbetlerinin olduğu birkaç isimden biriydim, en azından ben böyle hissetmiştim. Türkiye sinema tarihinin sansürle başı en çok belaya girmiş yönetmenlerinden biriydi. Hepimizin katılacağı nedenlerle Türk sinemasına gerçek bir kızgınlıkla bakıyordu. Sinemamızın sakalet içinde olduğunu düşünüyordu. Çok çekmek istediği filmleri çekemeden öldü malesef. Benim de içimde uste kaldı. Bir filminin yapımcılığını üstleneyim istiyordum, kendisini de ikna olmuştu. Gerçek bir entelektüel sinemacıyı kaybettik.

Onur Ünlü (yönetmen): Sinema denince o aklıma geliyordu. Umarım hiçbir filmimi izlememiştir. Ruhu şad olsun.

Atilla Dorsay (sinema eleştirmeni): Türk sinemasında yaratıcı yönetmen kimliğinin gerçek anlamda ilk ustası ve öncüsüydü. Hemen hepsi yasaklanan politik filmlerle başlayan kariyerinde özellikle 1963 Berlin Altın Ayı ödüllü ‘Susuz Yaz’la zirveye çıkmış ve sinemamıza ilk büyük dış ödülü getirmiştir. Sonraları son derece kişisel ve saplantılı aşk öyküleri anlattı: ‘Sevmek Zamanı’, ‘Kuyu’, ‘Sensiz Yaşayamam’ gibi... Daha sonra bir yandan sansürle boğuşmaktan, öte yandan anlaşılmamaktan gelen bir tepkiyle ticari filmleri seçti. Özellikle de hepsinde Emel Sayın’ı oynattığı ve hepsi tek kelimelik olan alaturka müzikalleri... TRT için yaptığı ve Sait Faik’ten Tanpınar’a bir avuç tanınmış öyküyü çok kişisel biçimde uyarladığı ‘5 Türk Hikayesi’ de ayrı bir zirvedir. Sanıyorum ki Nuri Bilge’den Zeki Demirkubuz’a birçok genç Türk sinemacısı onun izinden yürümekteler.

Fatih Özgüven (yazar, eleştirmen): Metin Erksan, sinemamızda birçok şeyi erkenden hissetmiş, daha da erkenden kendi sinemasına uyarlamaya kalkışmış, hep biraz erken, hep biraz aceleci, ama her zaman tutkulu bir güç, bir ‘tabiat hadisesi’dir. Tutku belki de onun sinemasının anahtarıdır. İster ‘Susuz Yaz’daki su gibi, ‘Kuyu’daki ip gibi, ‘Suçlular Aramızda’ki suç ve masumiyet gibi sert ve taşkın, ister ‘Sevmek Zamanı’ndaki yağmur gibi, 5 Hikaye’sinin en güzeli olan ‘Dalyan’ın kahramanının tepesine tünediği direk gibi suskun, stilize ve uysal; bütün sineması bu tutkunun çeşitli dışavurumlarıyla parıl parıl parlar. Yeni Türkiye sinemasının onun bu yaratıcı tutkusundan ileride daha da derin biçimde yararlanacağından eminim.


Metin Erksan seçkisi 
Aşık Veysel’in Hayatı/
Karanlık Dünya (1952)
Dokuz Dağın Efesi (1953)
Gelinin Muradı (1957),
Hicran Yarası (1958),
Gecelerin Ötesi (1960),
Şoför Nebahat (1960)
Oy Farfara Farfara (1961)
Acı Hayat (1962)
Yılanların Öcü (1962)
Susuz Yaz (1963)
İstanbul Kaldırımları (1964)
Suçlular Aramızda (1964)
Sevmek Zamanı (1966)
Ayrılsak da Beraberiz (1967)
Kuyu (1968)
Ateşli Çingene (1969)
Sevenler Ölmez (1970)
Feride (1971)
Hicran (1971)
Makber (1971)
Keloğlan ve Can Kız (1972)
Kadın Hamlet /
İntikam Meleği (1976)
Sensiz Yaşayamam (1979)