Türkiye'den 93 film başvurdu iki buçuk film seçildi!

Türkiye'den 93 film başvurdu iki buçuk film seçildi!
Türkiye'den 93 film başvurdu iki buçuk film seçildi!
'Bir film yaparım, Berlin'e başvururum, olmazsa Cannes'a, bir seçildim mi artık kimse beni tutamaz' düşüncesiyle film yapmak büyük hüsranlara neden olabiliyor. Bu yıl Berlin Film Festivali'ne Türkiye'den 93 film başvurmuş, iki buçuk film seçildi. Emine Emel Balcı'nın 'Nefesim Kesilene Kadar', Faruk Hacıhafızoğlu'nun 'Kar Korsanları' ve Derya Durmaz'ın kısa filmi 'Gri Bölge'.
Haber: AHMET BOYACIOĞLU / Arşivi

Bu yıl Berlin Film Festivali’ne Türkiye ’den 93 film başvurmuş. Bu rakam geçen yıl 66 idi. Yani 2015’te yeni bir rekora imza atmış bulunuyoruz. Son birkaç yıldır Türkiye’de film yapan insanların birincil hedefinin Berlin ya da Cannes Film Festivallerine katılmak olduğunu düşünmeye başladım. Şüphesiz dünyanın en önemli iki festivaline katılmak çok önemli ve filmin uluslararası pazarda tanınmasına yardımcı oluyor ama öte yandan bu festivallere seçilmek her yıl daha da zorlaşıyor. O kadar ki film yapmak yerine Milli Piyango bileti almak daha akıllıca olabilir.
Geçen yıl Radikal’de yayımlanan ‘Neden Film Yapmamalıyız?’ başlıklı kısa bir yazı yazdım. Çünkü bu konu sürekli beni meşgul ediyor. Birkaç yıl önce bir proje ile gelen genç yönetmen adaylarına bakar ve ‘Bu filmi acaba nasıl çekecek?’ diye düşünürdüm. Artık dijital çağdayız, filmler bir şekilde çekiliyor ama asıl sorun ondan sonra başlıyor. ‘Bir film yaparım, Berlin’e başvururum, olmazsa Cannes’a, bir seçildim mi artık kimse beni tutamaz’ düşüncesiyle film yapmak büyük hüsranlara neden olabiliyor. Türkiye’de izleyici profili de sürekli değişiyor, eğer ‘sulu’ bir komedi çekmediyseniz gişede başarılı olma şansı çok az. Berlin ve Cannes hayaliyle yola çıkıp gişede birkaç bin izleyiciyle yetinmek de var. Burada küçük bir uyarı yapmak istiyorum: Berlin ve Cannes Film Festivalleri haricinde dünyadaki birçok saygın ve nitelikli festivale başvurmak imkanı da var.

Bu yıl 93 filmin arasında iki buçuk filmimiz Berlin’in programına girmeyi başardı. ’Buçuk nedir?’ diye sorarsanız, ben kısa filmleri buçuklu olarak sayıyorum. Buna çok kızanlar var, onu da biliyorum ama kısa film yapmak uzun metraja göre daha kolay olduğundan beni mazur görmelerini diliyorum. Buçuktan başlarsak Derya Durmaz’ın ikinci kısa filmi ‘Gri Bölge’, Generation 14Plus Bölümünde gösterilecek. İlk kısa filmi ‘Ziazan’ ile uluslararası başarı kazanan Derya Durmaz bu filminde bir anne ile kızı arasındaki hassas konunun oluşturduğu gizli gerilimden yola çıkıyor. Filmin İngilizce adı ‘Mother Virgin No More’. 

Henüz izlemediğim Emine Emel Balcı’nın ‘Nefesim Kesilene Kadar’ adlı ilk filmi Forum bölümünde gösterilecek. Faruk Hacıhafızoğlu’nun hayatından altı yıl götüren (kendi öyle söylüyor, film altı yılda tamamlanabilmiş) ‘Kar Korsanları’ ise Generation KPlus Bölümünde. ‘Kar Korsanları’, 12 Eylül sonrasında, kömürün sadece torpillilere ve Devlet dairelerine verildiği Kars’ta, evlerini ısıtabilmek için kömür çalan üç çocuğun öyküsünü anlatıyor ama aynı zamanda 12 Eylül’ü de anlatıyor. Tuhaf bir benzerlik, ikinci dünya savaşı sırasında Almanya’daki çocuklar da zor bulunan kömürü çalıyorlarmış ve bu suçun ağır cezası varmış. Kar Korsanları için ‘Faşizmin çocukları kömür çalmaya zorlama hikayesi’ de diyebiliriz. Faruk bu konuyla ilgili fotoğraflar bulmuş. Bakalım Almanlar filme nasıl tepki verecekler? Bu arada Kar Korsanları’nın şimdiden festivallerden davet aldığını da belirtelim. Bu da Berlin’de var olmanın getirdiği avantajlardan biri. Daha film gösterilmeden festivaller sizden DVD istemeye başlıyorlar.

Berlin Film Festivalini yıllardır bir Festival olarak değil bir Pazar olarak görüyordum. Bu düşüncemi revize etmenin zamanı geldi sanıyorum. Berlin aslında bir fabrika. Gerçek bir Film Fabrikası. Bu yıl toplam 441 filmin gösterileceği bu fabrikada bir filmin yaşam süresi de 24 saat ile kısıtlı. On günde 441 film, günde 44 film demek. Filminizin gösterildiği günün ertesi günü siz artık gündemde olamazsınız. 

Herkes Berlin’e kazanmak umuduyla gidiyor. Sonuçta Altın ve Gümüş Ayı’lar ve bazı yan ödüller sahiplerini buluyor ama asıl kazanan daima Berlin kenti ve Almanya oluyor. Almanlar Berlin Film Festivali göz bebekleri gibi bakıyorlar. Festivalin çok zayıf geçtiği yıllarda bile, birkaç ‘kötü niyetli gazeteci’ hariç, herkes festivali sahipleniyor. Bu Milli Takımı desteklemeye benziyor. Son yıllarda ‘Yarışma Bölümü’nde yer alan filmlerin kalitesinin düşük olduğunu herkes kabul ediyor. Ama yarışmanın ne önemi var ki? Kırmızı halıda kimler yürüyor ona bakalım. Bu yıl da Cate Blanchett, Nicole Kidman, Natalie Portman, Juliette Binoche, Charlotte Rampling, James Franco ve Robert Pattinson gibi isimler Festivale davetli. Son dakikada başka ünlüler de Berlin’e gelebilir. Berlin Film Festivali ile sözleşmesi 2019 yılına kadar uzatılan Festival Yönetmeni Dieter Kosslick bu konularda çok yeteneklidir. Berlin film Festivalinin bir başka özelliği de inanılmaz izleyici desteği. Geçen yıllarda bir basın toplantısında Dieter Kosslick’e Cannes ve Berlin arasında ne fark olduğunu sormuşlardı. O da son derece akıllı bir cevap vermişti: ‘Biz Dünyanın en fazla izleyiciye sahip festivaliyiz’. Gerçekten de her yıl 350.000 kişi festivali izliyor ve gösterilen filmlerin tamamına yakını kapalı gişe oynuyor. 

Bizim cephede bir değişiklik yok. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sinema Genel Müdürlüğü’nün Festival kapsamında Avrupa Film Pazarında açacağı standı yine Ankara Sinema Derneği yönetiyor. Biz iki gündür Berlin’deyiz, bütün hazırlılar tamamlandı. Tarihi Martin Gropius Binasında açılan Avrupa Film Pazarında filmlerimizin ve ülkemizin tanıtımını yapacağız. On gün sürecek festivalden haberler ve tabii ki dedikodular ile birlikte olacağız. Bir festivalin en tadından yenmez yanı dedikodularıdır.