'Türkiye'den dört film Berlin'e seçildi' deyince...

'Türkiye'den dört film Berlin'e seçildi' deyince...
'Türkiye'den dört film Berlin'e seçildi' deyince...
Salı günü yazdığım 'Rekor: Berlin'e Türkiye'den 102 film başvurdu' başlıklı yazıma Seyhan Kaya'dan bir eleştiri geldi. Seyhan, 'Türkiye'de doğmuş, büyümüş ve sinema okumuş bir yönetmenin Berlinale'de olmasını yok görmen bana tuhaf geldi' diyordu. Bahsettiği, Aslı Özge ve filmi 'Auf Einmal'dı. Festival öncesinde, benim için bir nevi ısınma olan yazıma yaptığı eleştiride haklı. Ama ben de haklıyım. Anlatayım...
Haber: Ahmet Boyacıoğlu - ahmet@festivalonwheels.org / Arşivi

RADİKAL - Seyhan Kaya’dan aşağıdaki e-postayı aldım. Olduğu gibi sizinle paylaşıyorum:

"Sevgili Ahmet Abi,
Dün yazını okudum. Biraz şaşırdım ve üzüldüm. Türkiye'de doğmuş, büyümüş ve sinema okumuş bir yönetmenin Berlinale'de olmasını yok görmen bana tuhaf geldi. Türkiyeli bir yönetmenin yurt dışında film çekmiş olması bile başlı başına bir haber, hem de resmi seçkiye girebilen tek Türk yönetmen. Yani Semih Kaplanoğlu ya da başka bir Türkiyeli bir erkek yönetmen yurt dışında film çekmiş olsa onları da mı görmezden geleceksin? Fatih Akın ve Ferzan Özpetek burada yaşamıyorlar ama işimize gelince hemen sahipleniyoruz ama genç bir kadın yönetmen olunca yok sayılıyor.  Samimiyetine inanarak bu konuya değinmeden edemedim.
Kolay gelsin." Seyhan Kaya

Doğrusunu söylemek gerekirse önce Seyhan’ın hangi filmden söz ettiğinden emin olamadım. ‘Aslı Özge’nin filmi olabilir’ diye düşünüp kendisine sordum. Öyleymiş. Aslı Özge ‘Auf Einmal’ (Türkçesi: Aniden) adlı filmiyle Berlin’de Panorama Special Bölümüne seçilme başarısını gösterdi. ‘Festival öncesi ısınma yazısı’ olarak niteleyebileceğim ve benim bilgisayarımda ‘Berlin1’ olarak kayıtlı yazımda ‘Türkiye’den dört film Berlin’e seçildi’ diye yazınca Seyhan da haklı olarak tepki göstermiş.

Rekor: Berlin'e Türkiye'den 102 film başvurdu

Seyhan haklı. Ama ben da haklıyım!
‘Aniden’ (filmin adını ‘Aniden’ olarak Türkçeye çevirirken de çok rahat değilim, çünkü yönetmen filmine başka bir Türkçe ad verebilir) Berlin kataloğunda Almanya, Fransa, Hollanda ortak yapımı olarak yer alıyor. Bu nedenle yönetmeni, senaristi, görüntü yönetmeni ve kurgucusu Türk olan bir film için ‘Türkiye’den geliyor’ diye yazamıyorum. ‘Artık her filmin bir pasaportu var’ da diyebiliriz. Dünya küçüldükçe ve ortak yapımlar arttıkça hangi filmin hangi ülkeye ait olduğunu belirlemek de zorlaşıyor. Fatih Akın da ‘Yaşamın Kıyısında’ ile 2008 yılında Cannes’da yarışırken, yıllardır tanıdığım bir Alman gözümün içine bakarak ‘Bu bir Alman filmi, sizin stantta ne arıyor?’ demişti. Ancak Fatih’in Türkiye’den bir ortak yapımcısı olduğu için filmi sahip çıkma hakkımız vardı. Keşke Aslı Özge’nin de, %10 bile olsa bir Türk ortak yapımcısı olsaydı.

Umarım bu konuya bir açıklık getirebildim. Aslı Özge’nin başarıların sürmesi dileklerimle.

Berlin ve Cannes gibi festivallerle dedikoduya açık haberlere bayılıyorum:

Berlin’de ‘Alman filmleri neden uluslararası festivallere seçilemiyor?’ konulu bir konferans var. Çünkü geçen yıl hiçbir Alman filmi, Cannes, Venedik ve Locarno Film Festivallerinin yarışmalı bölümlerinde kendine yer bulamamış. Alman Film Eleştirmenleri Derneği bu önemli sorunu masaya yatırıyor ve ‘belirtiler (Bu belirtiler ne anlama geliyor anlayamadım) nedenler ve olası çözümler’i tartışmaya açıyor. Almanlar bu konuda tepki göstermekte haklılar. İki yıl önce sinema desteği için harcadıkları para 370 milyon Avro idi. İnsan sırf bu kadar yüksek bir bütçenin hatırına birkaç Alman filmini yarışmalı bölümlere seçerdi. Ayıp olmuş. Cannes Film Festivali Eleştirmenler Haftası’nın yönetmeni Charles Tesson da konuşmacı olarak konferansa katılacakmış. Ne diyebilir ki? Doğru cevap ‘Biz artık Cannes Film Festivalinde Fransız filmlerine öncelik veriyoruz, bu nedenle Alman filmleri dışarıda kalıyor. Siz de Berlin’de aynısını yapın, Alman filmlerine öncelik tanıyın’ olmalı. Ama Almanların gözünün içine bakarak böyle konuşulmaz. Artık kibarca bir şeyler geveleyecektir.  Zamanım olsa ben de katılırdım bu konferansa. Eğlenceli olabilir. Mesela biri kalkıp da Almanlara ‘Belki hata sizdedir, yanlış filmlerin yapımına destek vermiş olabilir misiniz?’ diye sorsa. Bu da ayıp olur. Benim de aklıma hep böyle kötü şeyler geliyor.

Fransız’ların durumu da çok iç açıcı değil. 2015’de satılan bilet sayısı 206 milyonu bulan Fransa’da Amerikan filmleri son on yıldaki en büyük başarıyı elde etmişler ve Fransız filmlerinin izlenme oranı %35’e düşmüş.  Söylemesi ayıptır, Fransızlar da dünyanın parasını yatırıyorlar sinemaya, Almanların harcadığının üç mislinden daha fazla. Ancak en önemli sinema etkinlikleri olan Cannes Film Festivalini neredeyse her yıl bir Amerikan filmiyle açarlarsa sonuçta olacağı budur.

Fatih Akın’ın yeni filmi ‘Goodbye Berlin’ 15 Eylül’de Almanya’da gösterime girecekmiş. Wolfgang  Herrndorf’un Almanya’da iki milyon satarak büyük bir başarıya imza atan ve yirmi ülkede basılan ‘Tschick’ adlı romanından sinemaya uyarlanan film, yanına bir arkadaşını alarak çalınmış bir arabayla yola çıkan 14 yaşındaki bir çocuğun öyküsünü anlatan bir komedi. Fatih Akın’ın yol filmlerindeki başarısını bilmeyen yok.

Bazen film yapmanın bir matematik problemine benzediğini düşünüyorum. Çok satan, herkesin ilgisini çekmiş bir roman, tanınmış bir yönetmen, bir gençlik filmi, üstelik bir komedi. Kesinlikle üç bin kişiden fazla izleyicisi olur.