Türkiye'nin ilk 'bio-art' sanatçısı Zorlu PSM'de

Türkiye'nin ilk 'bio-art' sanatçısı Zorlu PSM'de
Türkiye'nin ilk 'bio-art' sanatçısı Zorlu PSM'de

Selin Balcı

Zorlu Performans Sanatları Merkezi, şu sıralar 14. İstanbul Bienali'ne paralel etkinlikler kapsamında Artnivo sanatçılarının mekana özel işlerine yer veren '40 Metre 4 Duvar 8 Küp' sergisi ile Yoğunluk İnisiyatifi tarafından gerçekleştirilen sis enstalasyonu 'Süblim'e ev sahipliği yapıyor. 8 Küp'ün bir odasında ise Selin Balcı'nın bio-art çalışmaları Türkiye'de ilk kez sergileniyor. Zorlu PSM'nin yeni genel müdürü Murat Abbas, Artnivo'dan Şebnem Alkın ve Türkiye'nin ilk bio-art sanatçısı Selin Balcı projeyi anlattı.

MEKAN VE ZAMAN ALGISINI DEĞİŞTİREN İŞLER
ŞEBNEM ALKIN (artnivo.com): “14. İstanbul Bienali’ne paralel etkinlikler Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde açtığımız “40 Metre 4 Duvar 8 Küp” sergisinde Ali Şentürk, Burak Dak, Can Akgümüş, Erdal İnci, Gülhatun Yıldırım, Leyla Emadi, Refik Anadol, Selin Balcı, Serenay Şahin ve Sibel Diker’in işleri yer alıyor. Sergi, sanatçıların mekana özgü işlerinden oluşuyor. Artnivo.com olarak Zorlu PSM içine kurduğumuz yapıda her sanatçıya kendilerine ayrılmış alanlarda sergileme olanağı sağlama amacıyla bu projeye başladık. Sanatçıları üretim sürecinde belirli bir ana başlık altında toplamadan, bağımsız bir şekilde mekanı kullanmalarını sağlamak öncelikli olarak tercih ettiğimiz bir yol oldu. Sergide yer alan sanatçılar çoğunlukla mekanın sınırlarını kendilerine göre değerlendirdiler ve çoğunlukla ortaya interaktif, mekan ve zaman algısını değiştiren, sorgulayan yerleştirmeler çıktı.


Yoğunluk İnisiyatifi tarafından gerçekleştirilen “Süblim” (Sublime) ise Zorlu PSM’nin görkemli giriş cephesine yerleşen bir sis enstalasyonu. Cephenin gridal düzenini izleyen sistemden, farklı zamanlarda farklı yoğunluklarda verilen sis kümeleri dinamik bir kompozisyon oluşturuyor. Rüzgarın hareketiyle şekilden şekle giren kompozisyon, sonsuz olasılıklı bir imge üretiyor. Cephe yüzeyinde ilk ortaya çıktığı anda ‘seyredilen’ bir imge olan sis, cepheden dağılırken zerrecikler halinde etrafa yağıyor ve ‘hissedilen’ bir şey haline geliyor. Böylece bu görkemli cephe adeta katıdan gaza süblimleşen bir nesneye; giriş meydanı ise önce göze, sonra tene dokunan bir deneyim alanına dönüşüyor.”

ZORLU PSM’DE DAHA FAZLA ÇAĞDAŞ SANAT OLACAK
MURAT ABBAS (Zorlu Performans Sanatları Merkezi Genel Müdürü): “Bundan sonraki süreçte Zorlu PSM’de daha fazla çağdaş sanat olacak. Bu yıl ilk kez, İstanbul’un sanat hayatında tartışmasız çok önemli bir yeri olan İstanbul Bienali’ne de, paralel etkinliklerimizle dokunmuş olduk. İki farklı ve sıradışı işi, Artnivo.com işbirliğiyle sunuyoruz. Yoğunluk İnisiyatifi tarafından hayata geçirilen ‘Süblim’ enstalasyonu, PSM’nin görkemli ön cephesinde etkileyici bir sis bulutu oluşturuyor. Ayrıca 10 farklı Artnivo.com sanatçısının enstalasyon ve performanslarına mekan olan ‘40 Metre 4 Duvar 8 Küp’ de ziyaretçileri sıra dışı bir yolculuğa çıkarıyor. Böylelikle, yaz döneminde Artnivo.com ile birlikte başladığımız işbirliğimize farklı bir boyut kazandırmış olduk. Bu işbirliğimiz Aralık sonuna kadar devam edecek.
Çağdaş sanatla, özellikle yeni medya içeren interaktif işlerle ziyaretçilerimizi farklı projelerle daha sık buluşturacağız. Örneğin; ana tiyatromuzun çatısında bulunan özel alanımız Sky Lounge’ı uzun soluklu markalaşmış sergilerin mekanı olması amacıyla yeniden tasarlıyoruz. Bu projeyle ilgili çok heyecanlıyız... En kısa zamanda gelişmeleri paylaşacağız. Ayrıca, fuaye alanlarımız ve Zorlu PSM’nin farklı noktalarında yine sergi ve enstalasyon işlerini sunmaya devam edeceğiz.”

SELİN BALCI: TÜRKİYE’DE BİO-ART ÇALIŞMALARLA HİÇ KARŞILAŞMADIM

8 Küp’ün bir odasında daha önce İstanbul’da karşılaşmadığımız bir tarzla, bio-art’la karşılaştık. Bio-art nedir? Dünyada ne kadar yaygın bir teknik?

Selin Balcı: Bio-art yaşayan organizmaları içeren, yeni sayılabilecek bir sanat dalı. Kendi isminden de belli olduğu üzere, biyolojik sanat. Yapılan işin içinde mutlaka, yaşayan bir canlının, bir aktif gelişimin, değişimin olması lazım. Bio-art’in öncülerinden Eduardo Kac’in tanımladığı gibi; ‘herhangi bir şekilde (resim, heykel, video vs) biyolojik temaları adres veren isler, DNA, kromozom resimleri, heykelleri, videoları, hücre fotoğrafları, klonlanmış insanları konu alan dijital fotoğraflar bio-art’ın kapsamına girmez. Örneğin benim çalışmalarımın temel unsurunu yaşayan mikroskobik mantarlar ve bakteriler oluşturuyor.
Dünyada bio-teknoloji, genetik mühendisliği, doku kültürü ve klonlama yöntemlerini kullanarak eserler yaratan birçok sanatçı var. Hatta ABD’de, Avrupa’daki bazı ülkelerde ve Avusturalya’da sadece bio-art yapılan ‘art-lab’ler var. Sanırım buna en iyi örnek Avusturalya’daki SymbioticA Laboratuvarı olur. Bu kuruluş Western Avustralya Üniversitesi bünyesinde sanatçıları hem bilim alanında eğitiyor hem de çalışmalarında yardımcı oluyor. Bu kuruluş bio-art alanındaki ilk sanat araştırma laboratuvarlarından birisi.

Türkiye’de sizin dışınızda bu teknikle ilgilenen başka kimse var mı?
Ben bio-art alanında Türkiye’de herhangi bir çalışmayla karşılaşmadım. Önceden de bahsettiğim gibi diğer ülkelerdeki üniversitelerde bu alanda çalışma yapan sanat bölümleri var ancak Türkiye’de henüz böyle bir akademik bölüm ya da kuruluş yok. Umarım yakın zamanda üniversiteler, her geçtiğimiz yıl daha da gelişen ve dünyada ve güncel sanatta yerini alan bu sanat dalına ilgi gösterir ve ‘sanat laboratuvarları’ oluşur. Bu laboratuvarlar, sanatçılar ve bilim insanları için bir “inkübatör” olacaktır. Böyle laboratuvarlar bilim ve sanat arasında bir köprü oluşturarak bio-art gibi oldukça yeni sayılabilecek sanat alanına daha fazla katkı sağlayabilir. Bende bu alandaki gelişmelere deneyimlerimle destek olabilirim ve böylece Türkiye’deki gelişimine bir katkım olur.

Siz nasıl tanıştınız bio-art’la?
Öncelikle biraz aldığım eğitimden bahsetmek isterim. Bu yolcuktan geçmeseydim şu an uyguladığım sanatı yapamazdım. İlk lisans eğitimim doğa bilimleri alanında (orman mühendisliği). 2003 yılında ABD’ye yerleştikten sonra, 2004 yılında West Virginia Üniversitesi’nde Intermedia bölümüne başladım. Daha sonrasında ise, Maryland Üniversitesi’nde 3 yıllık yüksek lisans programından mezun oldum. Bu program farklı sanat dallarını (interdisciplinary) bir araya getiren bir program ve benim bilim alanındaki bilgilerimi sanat ile birleştirmemi sağladı.
ABD’ye ilk geldiğimde, West Virginia Üniversitesi’nde bir mikrobiyoloji laboratuvarında çalışıyordum. Güzel sanatlarda yüksek lisans programına başlamadan önce, bilim ve sanatı harmanlayarak eser yaratan sanatçılar hakkında araştırma yaptım ve bu alanda aslında büyük bir açık olduğunu gördüm.
Petri kabının içinde yetişen mantarlar farklı renklere ve formlara sahip. Farklı renkleri toplamaya başladım ve fark ettim ki aslında elimde bir ressamın kullanabileceği çeşitlikte renkler var. Elimdeki materyalin eşsiz olduğunun farkındaydım ancak laboratuvar ortamında yetiştirilen oldukça hassas olan bir canlıyı nasıl sanat için kullanacaktım? Petri kaplarını alıp galerinin duvarlarına asabilirdim, tabi ki bu alanda çalışmayan insanlar için çok ilginç olabilirdi ama ya bilim insanları? Onlar böyle bir sergi görseler etkilenirler mi? O halde hem bilimin içinde olmayan insanlara hem de bilim insanlarına hitap edecek bir yol bulmam gerekiyordu. Üç yıllık yüksek lisans programı sırasında bunun deneylerini yaptım.
İlk aşama, bu canlıları Petri kabı dışında güvenli bir biçimde nasıl kullanabileceğim yönündeydi. Sonuçta biyolojik materyal eğer doğru kullanılmazsa sağlık problemlerine yol açabilir. İlk çözüm video oldu. Bir çok video eserleri yaptım ama hala hedefe ulaşmış değildim. En sonunda, bu mikroskobik canlıları kanvas ve kâğıt üzerine uygulamayı basardım. Hala da farklı malzemeler kullanarak, farklı yüzeylere uygulama deneylerim devam ediyor. Önümde fazla örnek olmadığı için deneme yanılma yöntemiyle ilerliyorum. Tabii bu yüzden çok vakit kaybediyorum ama bir sonuca vardığım zaman gerçekten sevinci başka oluyor.
Son olarak ‘yupo paper’ denilen plastik bir kâğıt üzerine deneme yaptım ve elime geçen sonuç bugüne kadar kullandığım bütün yüzeylerden daha iyiydi. Bu çalışma sonuçlarını şu anda Zorlu PSM’de ‘40 Metre 4 Duvar 8 Küp’ sergisinde görebilirsiniz. Eminim daha keşfetmediğim bir çok yüzey var; ama sanırım şu sıra biraz daha yupo kâğıdını kullanmaya devam edeceğim.
Bunların yanında, sadece bilimi sanata entegre ederek de bir yere ulaşabileceğimi zannetmiyorum. İkinci bir kavramsal yaklaşıma ihtiyacım var. Şu an mikroorganizmaların doğal renklerini ve formlarını kullanarak resim yüzeyinde biyolojik bir etkileşim ve çatışma arenası yaratıyorum. Bütün çalışmalarımda hem sosyal ikilemlere ve varoluşumuzun temel prensiplerine gönderme yapıyor hem de sosyal çatışmalara dikkat çekiyorum.
Ortaya çıkan, bu geleneksel olmayan yeni sanat yöntemi dolayısıyla 2012 yılında College Art Association (CAA) tarafından Profesyonel Gelişim Bursu ile ödüllendirildim. 2010-2012 arasında Hamiltonian Galeri bursu, Anne Truit eğitim bursu, Smack Melon Artist ödülü aldım. Ayrıca iki kez finalisti olduğum Trawick Prize ise aldığım ödüllerden bir diğeri.