Türközü'nün 'kâğıtçı' Kürtleri

Türközü'nün 'kâğıtçı' Kürtleri
Türközü'nün 'kâğıtçı' Kürtleri
94'te köyleri zorla boşaltılıp da Ankara, Türközü'ne gelen Hakkâri, Kotranıslı 120 ailenin karnını o tarihten beri Çankaya'nın çöpü doyuruyor. Onların 10 yılını anlatan 'Ateş ve Düğün' adlı video sergisi, 'videoaktivist' üretim biçimiyle de apayrı bir hikâye...
Haber: PINAR ÖĞÜNÇ - pinar.ogunc@radikal.com.tr / Arşivi

Şimdi bu izlediklerimize ne demeli? Belgesel mi mesela? Bir düğün görüyoruz; açık havada kadınlı erkekli halaya durulmuş, çocuklar koşturuyor. Başka bir perde de tam da aynı meydan olduğunu öğreneceğimiz bir alandan alevler yükseliyor isiyle; çaresiz adamlar koşuşturuyor. Birinde cenaze var, diğerinde hastane yatağında iki genç, “ıyiyiz, daha iyi olacağız” diyor. Başka bir ekranda gece karanlığında ellerini çöp kutularına daldıran eldivensiz erkek elleri görüyoruz. Dev çuvallar çekiliyor siyah sokaklarda.
ıstanbul Tophane’deki Tütün Deposu’nda bir video sergisi var şu ara; 21 Nisan’a kadar görmeye müsait. Öyle bir sergi ki bu video kayıtlarında anlatılanın kendisi kadar, o kayıtların üretim biçimi de ayrı bir hikâye. Alt başlığı vereyim: ‘Zorunlu göçten kimlik mücadelesine Hakkârili kâğıtçılar’. 



Kimse isteyerek yapmaz
90’lar boyunca bir buçuk milyondan fazla insanın başına geldi aynı şey. Hakkâri’ye bağlı Kotranıs (Ördekli) köylüleri, 1994’te duydular ‘Yarına köyü boşaltıyorsunuz’ cümlesini. Toprakları vardı, koyunları, tavukları, bir hayatları vardı. Alelacele hayvanları üç paraya elden çıkarıp denklerini hazırladılar.
Köyden çıkan 120 aile, Ankara’nın itilmiş tenhalarındaki Türközü’ne geldiyse ve sonra bütün erkekler aynı işe, kâğıt toplayıcılığına başladıysa bunun tek bir sebebi var: Önceden köyden göçmüş bir akrabalarının hasbelkader Türközü’ne yerleşmiş ve kâğıt işine girmiş olması.
Ne kadar ironik Hakkari’den zorla çıkarılıp kendilerini Türközü denilen bir yerde bulmaları… Ne kadar ironik, o tarihten sonra ellerini Türklerin çöplerine daldırıp, Meclis’in, Çankaya’nın vesair devlet binasının kâğıdını katlayıp da karınlarını doyurmaları…


Serginin açıldığı gün Türközü’nden kalkıp ıstanbul’a da gelmişler, bir kısmı Kazlıçeşme civarından gözleri yaşlı girdi içeri; biber gazından… Sermaye gerektirmeyen, göçer göçmez hemen başlayabilecekleri ve o gün defalarca tekrarladıkları gibi ‘kimseye el açtırmayan, şerefli’ bir işti tuttukları. “Kimse isteyerek yapmaz” da diyorlar ama sıfırın altından başlayarak Ankara’da bir hayat kurmalarını sağladığı için vefada kusur da etmiyorlar.
Senelerdir profesörü olmuşlar işin. şimdiki dertleri, onları sokaktan temizlemeye çalışan şirketler. Geri dönüşüm işini taşeron işçiler üzerinden çözen bu şirketler doğrudan kurumlarla anlaştığından, ‘bireysel’ atık işçilerine çok şey kalmıyor. Çöpte artık uluslararası rant var.
ışin pisliğinden yüzlerine yüz ekşitilmiş, 90’larda Hakkârili olduklarını duyan kimi suratlarda ağızlar eğilmiş. Ayrımcılıktan çekmişler ama en çok da zabıtadan, polisten çekmişler. Hele 2004’te yanda Çorumluların ardiyesi dururken zabıtanın gelip de onlarınkini yakması… O dönem sokaklarda yaşadıkları satırlı, bıçaklı şiddet… Arabalarına el koysalar 85 TL eder, bu da iki günlük yevmiye… Bir büyük dertleri sigorta, çünkü hastalık kapıda. Üstelik kiminin yakılan köylerindeki toprakları kâğıt üzerinde durduğundan Yeşil Kartları da ellerinden alınmış. 



Görüntünün eylemi
Buradan işin kayıt kısmına geçelim. Ankara’da Kara Haber Video Eylem Atölyesi gayet politik bir ihtiyaçdan kuruluyor. şöyle deniyor: “şu ölüm oruçlarıyla ilgili bir kayıt tutmak lazım…”
Kuruluyor dediysek, bir kısmı ODTÜ’lü ya da yolu ODTÜ’den geçmiş 10-15 insan… Öyle ofisleri falan yok. Fakat Türkiye’de toplumsal muhalefetin son 10 yılına dair eşsiz bir arşive sahipler. Eyleminden cenazesine her aşamasını kaydettikleri ölüm oruçları dışında, ilk 1 Mayıslarından itibaren bütün LGBT eylemleri, feminist ve ekolojik hareketin Ankara’daki her tür eylemi onlarda kayıtlı. Belgesel yapmak için değil, sanat üretmek için değil, siyaset yapmanın bir yöntemi olarak gördüklerinden kaydediyorlar. Sloganları şahane: ‘Eylemin görüntüsünden, görüntünün eylemine’.
Kotranıslı kâğıtçılarla Kara Habercilerin yolları da sokakta kesişiyor. ınce, Kotranıslıların düğün kameramanlığıyla başlayıp sonra başları her sıkıştığında aradıkları birine dönüşüyor. Çünkü kamera bir nevi silah…
ınce anlatıyor: “Bir gece 11’de aradılar. ‘Abi bizi dövdüler, gel çek’. Bir çocuğu satırla kesmişler, birinin parmağı kopmuş. Belediyenin zabıtası yapıyor bunları, CHP’li belediye… Kameraya aldıklarımızı sonra CD yapıp Hayat TV’ye gönderdik. Bu televizyonda gösterilince olay büyüdü. Belediye sıkıştı. Sonra oturdular, görüştüler, gerçekten şiddet durdu. O görüntüler olmasa, o noktaya gelinmezdi. Sonra da yerel seçim oldu Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz değişti, şimdiki Bülent Tanık geldi. O daha insani yaklaşıyor şimdi.” 


Çöpten sanat çıkarmak
Oktay ınce “Avrupa’da bizim yaptığımız şeye ‘aktivist video’ diyorlarmış. Kitapları falan varmış. Biz bilmeden başladık” diyor. Videoaktivizm tam da onların başladığı tarihlerden beri tesirli bir muhalefet gereci. Belge yaratma vazifesi dışında potansiyel siyasi, toplumsal şiddet alanlarında caydırıcı etkisi olabiliyor. Kameranın yanında polis daha az dövüyor misal, lince o kadar insan katılmıyor.
Bu kayıtlara belgesel der miyiz? Sergide bolca emeği geçenlerden, ‘Kâğıtçılar’ adlı belgeseli de çeken Alper şen, çöpe dair ‘sanat’ üretmenin meseleyi hijyenikleştirme riskinden söz ediyor. ıdeolojik olarak kendinizi nereye koyduğunuzla ilgili. Kibir hen an sızabilir. Meselenin göbeğinde olana saygısız, mağduru nesneleştiren ve aslında kafasındaki hakikati kurgulamaya teşne bu temayül kimi sanat işlerinde olduğu kadar, medyada, akademide de kendini gösteriyor bazen. Böyle master, doktora tezleri var. Kendileri de anlatıyor.



Kimini Kara Haberciler çekmiş, çöpte bulduğu kamerayla ailesini çeken var, kâğıt işçiliğiyle başlayıp kamera arkasına geçen de. Kimin kaydettiği önemsiz.. Gözler ayrı, ortaya çıkan bir bütün. Kameranın önüyle arkasını buluşturan bir bütün hem de…
Sergi alanında köşede bir kırmızı üçlü kanepe; 2007’de kaybettiğimiz Ulus Baker’in üzerinde ‘yaşadığı’ kanepeymiş. Hem kâğıtçıların hem de kayıtçıların tarafından Baker. Meğer başından beri işin içindeymiş. Serginin açıldığı gün “şu an buralarda” diyorlar; hem kâğıtçılar, hem kayıtçılar.




Yüzlerce kez kopyalanan CD’ler
Bu sergiye en fazla emeği geçenlerden, Kara Haber Video Eylem Atölyesi’nin demirbaş isimlerinden biri Oktay ınce. Mersin’in, Mut kazasından. Hayatında hiç kamera fikri yokken 2000’lerin başında ölüm oruçlarına dair kayıt alma arzusuyla elini kameraya sürmüş. 2002’de belediye işçiliğini bırakıp tamamen kendini bu işe vermiş. Bir yandan ekip biçerek geçiniyor. Yine 2000’lerin başında Yüksel Caddesi gibi Ankara’nın merkez noktalarında görünmeye başlayan kâğıt toplayıcılarla tanışmış. Onlarla yaptığı ilk kayıt bir düğün. Bu düğün CD’si o kadar tutulmuş ki, sonra beş sene Türközü’nün bütün düğünlerini çekmiş. Pazarlıkla düğün başı 110 TL. Buradaki ailelerle kurduğu ilişki zamanla düğün dışında cenazelerini, zabıtanın uyguladığı şiddeti, günlük hayatlarını, her şeyi çekmeye varmış. Boşaltılan köylerine gidip yaptığı çekimi kim bilir kaç kez çoğalttı? Yıllardır köylerini göremeyen Kotranıslılar çekimi izleyip hüngür hüngür ağlamış. Düğün çekimlerini de sık izlerlermiş. ınce diyor ki “İnan, her gece iki saat izlemeden yatmazlar”.


Çankaya’nın çöpleri
Tahsin Kahraman 10 yaşında bıraktığı köyünü ‘film gibi’ hatırladığını söylüyor. ışinin ustası, teknik malumat veriyor: “Ankara’da en çok kâğıt çıkan yer Çankaya bölgesidir, biz de oradayız. Meclis var, kamu binaları var. Bir de zengin kesim olduğu için çöp çok. Günlük 1500 ton çöp çıkar. Kâğıtçılara 500’ü düşer. Gerisi şirketlerin. Biz 2500 kişi kadarız. Her biri de en azından üç kişiye bakar. Ona göre hesaplayın.”

Kâğıttan düğün kameramanlığına
Selami Çelikok, Türközü’ne yerleşip uzun süre kâğıt toplayıcılığı yaptıktan sonra, 18-19 yaşlarında Oktay ınce sayesinde düğün kameramanlığına bulaşmış. 2005’te askerlikten sonra kâğıtçılığı bırakmış ama kardeşleri hâlâ işin içinde.
şu anda hafta içi bir hastanede giriş personeli olarak çalışıyor, hafta sonları düğünlere çekimlere gidiyor. Sergi mekânına da omuz kamerasıyla gelmişti; bizi de çekti.