Türküler kardeşken ne kadar düşman olabiliriz?

Türküler kardeşken ne kadar düşman olabiliriz?
Türküler kardeşken ne kadar düşman olabiliriz?
Adile Yadırgı'nın ikinci albümü 'Hemhâl' Kalan Müzik etiketiyle yayımlandı. Farklı bölgelerin birbirine benzemeyen türkülerinin bir araya geldiği 'Hemhâl' üzerine Yadırgı'yla sohbete giriştik.
Haber: Muhsin TOPYILDIZ - mahfuznecip@gmail.com / Arşivi

İkinci albüm ‘Hemhâl’ geldi. Nasıl gerçekleşti?
İlk albümüm 2005’te çıkmıştı. Uzun bir aradan sonra albüm yapma kararı aldım. Bu boşluk sırasında sektörde bir kriz vardı. Dolayısıyla beklemek zorunda kaldık. Öğretmenlik yapmam sebebiyle bir süre de Batman’da kaldım. Batman’dan kafamda albüm fikriyle döndüm. Cenk Erdoğan’ın ismini de hep duyuyordum. Diğer müzisyenlerle yaptığı işleri takip ediyordum. Bir gün arayıp konuştum ve sonra tüm hikâye başladı.

Albümün çıkışından sonraki süreç nasıl ilerledi sizin için?Bu albüm benim için hâlâ müzik yaptığımı hissetmemi sağladı. Zaten müzik yapıyordum ama sahneye çıkmıyordum. Aralarda başka insanlarla çalıştım. Başka albümlere şarkılar okudum. Orient Expressions ile dünyayı dolaşıyordum. Bunlardan kimseyi haberdar edemiyordum. ‘Hemhâl’ insanların beni tekrar hatırlamalarını sağlayacak bir albüm oldu.

Birbirinden farklı bölgelerden birbirine benzemeyen türküler söylüyorsunuz…Repertuarı Cenk Erdoğan ile birlikte hazırladık. Türkü albümü olarak düşünmemiştik başta ama bir süre sonra baktık ki türkü söylüyoruz. Dolaştığım coğrafyalardan dinleyip etkilendiğim ya da büyük halk ozanlarından dinleme şansına eriştiğim türküleri söyledim ‘Hemhâl’de. Bende birer karşılığı olan Denizli’den, Batman’dan, Mardin’den, Bursa’dan türküler koyduk repertuara.

Albümde Kürtçe bir türkü de okumuşsunuz. İlk albümünüzde de Gürcüce bir türkü vardı. Anadil meselesine nasıl yaklaşıyorsunuz?Müziğin evrenselliği bu noktada ortaya çıkıyor. Yıllarca bir arada olan toplulukların birbirine ne kadar benzediğini fark edebiliyorsunuz. Buna dikkat çekebilmek için Kürtçe bir türkü okudum. Zaten kendim de Kürt’üm. Kürtlerin inkâr edildiği bir dönemde doğmuş olmam sebebiyle Kürtçe konuşamıyorum. Türkiye halklarının ve kültürlerinin birer zenginlik olduğunun herkes farkında ve ben de bu inkâr politikasına karşı duruşumu göstermek için bu türküyü okudum. Türkiyeli kimliğimle Türkçe, Kürt kimliğimle Kürtçe türküler okudum. Zaten türkülerimiz bile kardeşken bir ne kadar düşmanlaşabiliriz ki?

Türkiye’de etnik ya da yöresel müziklerden oluşan albümler genelde ilgi görmez ve gerek yazılı gerek görsel medyada kendine sınırlı yer bulabilir. Bunun üstesinden nasıl geleceksiniz?Albümü raflarda gördüğümde ‘Ölsem de gam yemem’ dedim. İşin ticari boyutuyla çok ilgilenmiyorum. Bu türküleri hissettiğim gibi söyledim. Geleneksel müzikleri insanlar annelerinden babalarından duydukları gibi duymak istiyor. Bu noktada işin ticari boyutundansa daha ciddi bir risk var bence. Ama sanat risk işidir.

Müzik hayatınıza nasıl girdi?Benim için müzik çocukluğumda başladı. Ailede törensel bir durum varsa o törenin şarkıcısı mutlaka bendim. Kimse bana ‘Neden müzik okumak istiyorsun’ diye sormadı doğal olarak. İçlerinden ‘Bu kız da aç kalacak’ demişlerdir kesin. (Gülüyor) Annem ve babam bizi daha özgür bir ortamda yetiştirmek için çalışıyorlardı. Abim de çalıp söylüyordu. Müzik günlük hayatımızda hep vardı.

Bir taraftan da öğretmenlik yapmaya devam ediyorsunuz…Türkiye’de maalesef ciddi bir müzik eğitimi yok. İlkokul çağında müzik bir temeli oluşturulmadan ortaokulda müzik dersi ile karşılaşıyor çocuklar. Dolayısıyla kültürel bir dersmiş gibi işlemek zorunda kalıyoruz. Nasıl ki hepimiz ortaokulda ve lisede İngilizce dersi alıyoruz ama İngilizce bilmeden mezun oluyoruz, müzik derslerinde de durum aynı.