TÜSAK'ın meşruiyet sorunu

TÜSAK'ın meşruiyet sorunu
TÜSAK'ın meşruiyet sorunu
Devlet Tiyatroları, Opera ve Bale gibi devlet sanat kurumlarına ilişkin idari düzenlemeler kendi başına bir konu olarak tüm paydaşların katılımıyla ele alınmalı ve bu konu TÜSAK taslağından çıkarılmalıdır.
Haber: Asu Aksoy/ Burcu Yasemİn Şeyben / Arşivi

30 Ocak’ta İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültür Politikaları ve Yönetimi Araştırma Merkezi ve British Council işbirliğiyle gerçekleştirilen ‘Sanat Yönetiminde Yeni Arayışlar: Sanat Konseyi Modeli’ konferansı Santralistanbul Kampüsü’nde gerçekleşti. TÜSAK hakkında söylenecek, tartışılacak elbette çok fazla konu ve sorun var. Ancak gerek konferansta gerekse konferans öncesinde TÜSAK’la ilgili basında ve kamuoyunda çıkan tartışmaların odağını aslında TÜSAK’ın meşruiyeti oluşturuyordu.
TÜSAK’ın hayaleti Mayıs 2013’ten beri Türkiye ’de çeşitli yayın organlarında çıkan haber ve taslak metinler aracılığıyla sahne sanatları camiasının üstünde dolaşıyordu. Yer yer hükümet, ondan daha da sık muhalefet ve en çok da gazeteciler tarafından yazılı veya sözlü olarak TÜSAK’a dair açıklamalar yapıldı. Ancak hükümetin yasa tasarısının varlığına dair beyanat vermemesi, hatta bazen bir ‘söylenti’ olarak nitelendirmesi kamuoyunun ve/veya doğrudan ilgili kurum ve kişilerin tasarı hakkındaki söz hakkını tamamen ortadan kaldırdı.
Konferanstaki konuşmasında Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Nihat Gül, bakanlığın ilgili kurum ve kişilerle tasarıyı tartışmak üzere bir çalıştay hazırlığında olduğunu belirtti. Bu anlamda konferans aslında ilk kez bakanlık tarafından bir üst düzey yetkilinin, “Evet, böyle bir yasa tasarısı hazırlığı var” demesine, dolayısıyla TÜSAK yasa tasarısının resmiyet kazanmasına vesile oldu ve böylece sanat camiasında dolaşan hayalet bir bedene kavuşmuş oldu.
Konferans vesilesiyle resmiyet kazanan tek konu aslında tasarının varlığı değildi. TÜSAK’ın içeriğine dair verilen kısıtlı bilgilerde tasarının Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi, Devlet Senfoni Orkestraları gibi devlete ait gösteri sanatları kurumlarının yeniden yapılandırılmasına yönelik düzenlemeleri de kapsadığı beyan edildi. Gül, ‘Her birinden en az bir tane olmak üzere bu kurumların varlığını devam ettireceklerine dair bir maddenin tasarı içinde yer aldığını’ dile getirdi. Dolayısıyla, TÜSAK’ın sadece Türkiye’deki devlet veya özel sanat kurumlarının ve projelerinin devlet tarafından desteklenmesiyle ilgili değil, aynı zamanda devlet sanat kurumlarının idari olarak yeniden yapılandırılması hakkında olduğu netleşti.
Sanatın tüm dallarının desteklenmesine dair bir yasa tasarısı Türkiye için aslında geç kalınmış bir projedir. Ve, bu tür tasarılar, Türkiye için yeni bir şey de değildir. Örneğin, konferansta da anlatıldığı gibi, sanatın her alanından sanatçı, eleştirmen ve yöneticilerin katılımı ve inisiyatifleriyle ‘özerk sanat konseyi’ veya ‘özel sanat kurumu’ adıyla yasa taslakları hazırlanıp önceki iktidarlar döneminde bakanlığa sunulmuş, ancak bir sonuç alınamamıştır. O halde 30 Ocak’taki konferanstaki dinleyici topluluğun itiraz noktası nedir? Devletin sanatı desteklemesine yönelik yeni bir model öneren Sanat Kurumu’na ilişkin tepkilerin kaynağında ne var? Müsteşar Yardımcısı Gül’ün de konuşması sırasında talep ettiği gibi neden konferansta TÜSAK’ın içeriği konuşulmamış ve tartışılmamıştır? Bu sorunun basit bir yanıtı var: TÜSAK’ın bu haliyle meşrulaşması istenmemektedir.
Bu halden kasıt TÜSAK yasa tasarısının sanata desteğin ötesinde konuları da kapsayan bir torba yasası gibi olmasıdır. Halihazırda kendine ait bir mevzuatı bulunan devlet sanat kurumlarının kaderinin TÜSAK yasa tasarısıyla ‘kestirmeden’ belirlenecek olması kamuoyundaki haklı tepkilerin önünü açmıştır. Devlet, sanat kurumlarını yeniden yapılandırmak, günün değişen ihtiyaçları, sektörün tespitleri üzerinden, konferansta da belirtildiği gibi ‘reform’ çalışmalarına girebilir, düzenlemeler yapabilir. Bunu kimi devlet katılımcı, kimisi daha tepeden inmeci şekilde gerçekleştirir. Ancak bu tür düzenlemelerin devlet sanat kurumlarının mevcut yasalarına ve idari yapılarına odaklanacak şekilde, ayrı bir başlık olarak ele alınması ve TÜSAK gibi esas itibariyle devletin tüm sanat alanlarına ve bağımlı-bağımsız tüm sanat kurum ve projelerine fon sağlamayı öngören bir yasa tasarısının içine yedirilmemesi gerekir.
Herkesin hatırladığı bir yakın dönem örneği vermek gerekirse, AKM’nin geleceğine dair bir madde son anda 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın kuruluş yasa taslağına eklenmeye çalışılmış ve gelen itirazlar doğrultusunda da bu yasadan çıkarılmıştı. TÜSAK, sanatın desteklenmesiyle ilgili bir kanundur, devlet sanat kurumlarının yönetimsel olarak nasıl ele alınacakları konusu, bu konudaki düzenlemeler meselesi ayrı bir yasa, yönetmelik ve de tartışma zemininin konusu olmalıdır. TÜSAK kapsamında devlet sanat kurumlarının nasıl destekleneceğine yer verilebilir ama bu kurumların yapılanması ve yönetilmeleri farklı bir tartışma ve düzenleme konusu olarak ele alınmalı ve bu süreç katılımcı, daha titiz ve uzun vadeli bir çalışmayla gerçekleşmelidir.
Özetle, devlet sanat kurumlarının yapılanmasına dair çalışmaların TÜSAK yasa tasarısına dahil edilmesi TÜSAK’ın asıl meselesi olması ve üzerinde etraflıca konuşulması gereken devletin sanatı fonlama konusunu gölgede bırakmaktadır. Tüm sanat dallarının devlet veya özel sektör ayrımı olmaksızın desteklenmesi, bu desteklerin şeffaf ve tarafsız ilkeler doğrultusunda paylaştırılması, bu fonlamayı yapacak kurumun özerk olması gibi pek çok konunun TÜSAK kapsamında tartışılması gerekiyor. Bunu Bilgi’de bu ilk konferansta yeterince gerçekleştiremedik. Çünkü azımsanmayacak bir çoğunluk için bu tartışmalara katılmak, devletin sanat kurumları hakkındaki hükmüne razı olmak anlamına gelmekte. Önerimiz, devlet sanat kurumlarına ilişkin idari düzenleme ihtiyacının kendi başına bir konu olarak tüm paydaşların katılımıyla etraflı bir şekilde ele alınması ve bu konunun TÜSAK taslağından çıkarılmasıdır.