Tutkal, kâğıt yerine demir, civata...

Tutkal, kâğıt yerine demir, civata...
Tutkal, kâğıt yerine demir, civata...

1974?te haber fotoğrafçısı olarak Kıbrıs?ta görev yapan Valtat, ?Orada gördüğüm savaşın hiçbir kuralı yoktu? diyor.

Fransız heykeltıraş Alain Valtat'ın fotoğrafçılıkla başlayıp, denizcilikle devam eden hayat hikâyesi şimdi Gümüşlük Akademisi'nde sürüyor
Haber: ELİF AYDOĞDU / Arşivi

İSTANBUL - Fransız çağdaş heykel sanatçısı Alain Valtat’ın malzemesi putreller ve hurda demir parçaları. Valtat için demir, sanki bir düşman, hantal ama soylu bir metal... Demir isyan etmenin de temeli. Demir için ‘benim kâğıdım’ diyen Valtat tutkal ve kâğıt yerine demir ve civata kullanarak bu sert ve soğuk malzemenin özündeki ateşi yakalamak üzere basit, zarif ve bir o kadar da güçlü formlara dönüşen heykeller üretiyor. Demir plakalar önce katlanmış, buruşuk herhangi bir nesneye, oradan ‘kutsal ateşe’ dönüşüyor. Civatalı, kaynaklı kesilmiş, bükülmüş bu soğuk malzeme sıcak renklerle soğuk duygusallıktan, hayatın içine, buruşmuş bir yaprak formuna, yaşama, ölüme ait bir tanıklığa evriliyor...
Alain Valtat yaptığı heykeller kadar ilginç hayat hikâyesiyle de dikkat çeken biri. 1943’te Paris’de doğan Valtat’ın ilk işi haber fotoğrafçılığı. Bu kariyerine Prag’a giren Sovyet tanklarını karşılayıp görüntülemek de Yaser Arafat’la tanışmak da, Kıbrıs’ta olan bitene tanık olmak da var, Afrika’nın büyük kıyımlarında denklanşöre basmak da...
1974’te Makaryos’a darbe yapıldığında Kıbrıs’tadır. Türk köylerinde öldürülen insanların fotoğraflarını çeker. Sonra Barış Harekatı sırasında tekrar adadadır. “Kıbrıs’ta gördüğüm savaşın, her iki taraf için de hiçbir kuralı yoktu. Otuz beş yaşındaydım ve o kadar çok savaş görmüştüm ki artık zorlanıyordum. Bu savaşların ve vahşetin gösterilmesine aracı olmaktan Kıbrıs’ta vazgeçtim.”
Açık denizlerde özgürce...
Fotoğrafçılık malzemelerini satıp, açık deniz kaptanlığı ehliyeti alır ve 40 metrelik bir yelkenliyle tüm Akdeniz sahilini dolaşır. Savaşlardan kaçarken denizle mücadelesi başlar. O günleri “Limandan limana gitmek, güneş, deniz, geceler, önceleri iyi geldi ama bir süre sonra denizcilerle konuşacak şeyler bitiyordu, sıkılmaya başladım.” diye anlatıyor.
Kaptanlıktan sonra Türkiye’de Anadolu’da dolaşıp gümüş takılar, kahve değirmenleri, bakırlar... Eski eşyaları toplar, onlarla tekrar heykel çalışmalarına başlar. Bu arada bir yandan da serigrafiye yönelir. Kurduğu atölye Fransa’nın önemli baskı atölyelerinden birine dönüşür.
İlk heykelini 1961’de taştan yontan Valtat, 80’li yıllarda demir kullanarak heykele döner. “Denge, konstrüksiyon ve bellek sorunlarına özen göstererek, toplumdaki çağdaş heykel eğilimlerine özellikle ilgi duyuyorum. Anıtsal heykelin kandırıcı rolünden sıyrılıp kentin bağrındaki yerini yeniden almasını diliyorum,” diyen Valtat denizlerden kalan denizci sabrı ile demirle boğuşmayı sürdürüyor. Heykelleri çeşitli kolleksiyonlarda bulunan Alain Valtat; 2009 yılında aldığı bir kararla Bodrum’a yerleşti.  Bugün Gümüşlük Akademisi’nde, Latife Tekin ve Gürel Yontan’ın desteği ile kurduğu yeni atölyesinde heykel çalışmalarına devam ediyor.
Alain Valtat sergisi, 14 Şubat’a kadar Schneider Tempel Sanat Galerisi’nde