Uğur Vardan yazdı: Son kafa ütüleyici

Uğur Vardan yazdı: Son kafa ütüleyici
Uğur Vardan yazdı: Son kafa ütüleyici
Bir çizgi film uyarlaması olan 'Son Hava Bükücü', dört elementin özelliklerine sahipi barındıran dört ayrı ulusun kendi aralarındaki çekişmeleri öykülüyor. 'Altıncı His', İşaretler' ve 'Köy' gibi kaydadeğer filmleriyle tanıdığımız M. Night Shyamalan, bu son 3D teknolojisiyle çekilmiş çalışmasında ne yazık ki sıradan bir işe imza atmış


Uğur VARDAN

Bazı yönetmenler, kariyerleri boyunca sahanın her tarafında ter dökmek istiyorlar. Hücumu, defansı, orta sahayı deniyorlar, neredeyse kaleye geçmeyi bile kafalarına koyuyorlar. Misal M. Night Shyamalan. Hint kökenli Amerikalı yönetmen, ‘Altıncı His’, ‘Kırılmaz’, ‘İşaretler’, ‘Köy’ gibi tartışılmaya değer yapıtların ardından, ‘Yeni Spielberg’ (malum, özellikle bu ‘yeni’ meselesi futbolda çoktur; ‘yeni Maradona’, ‘yeni Zidane’ ya da ‘yeni Hakan Şükür’ler tükenmez; sinemada da...) unvanıyla anılmaya başlamıştı. Lakin özellikle ‘Sudaki Kız’la birden türbülansa girdi ve neredeyse gövdeyi yere çakıyordu. Bir önceki filmi ‘Mistik Olay’, ‘Eh işte’ kabilindendi.

Shyamalan, bu kez de bir çizgi film uyarlaması ‘Son Hava Bükücü’yle (The Last Airbender) karşımıza çıkıyor. Bu da, genellikle gerilimi, esrarı ve atmosferi öykünün kendi dinamikleriyle oluşturan bir yönetmen için, bir anlamda kaleye geçmek gibi bir şey. Çünkü film, tam bir özel efekt gösterisi.

Ya ‘Beşinci element’ tahta?
Ama önce ‘kısaca özet’ diyelim: Öykünün bize sunduğu bir âlemde, ateş, su, hava ve toprak gibi dört temel elementin (bu noktada ‘GORA’yı hatırlıyoruz ve ‘Tahta’ diyoruz) özelliklerini taşıyan dört ayrı ulus vardır. Ateş Ulusu, diğerlerinden birkaç adım öndedir. Ve bu öndeliğin, hayatta bir karşılığı vardır; işgalcilik... ‘Bükücü’ler ise, ait olduğu toplumun elementini bir bakıma eğip büken, onu bir savunma ve saldırı silahına dönüştürebilen özel yetenekli insanlardır.

Öykü bizi önce su kabilesine mensup iki kardeşle; Katara ve ağabeyi Sokka’yla tanıştırır. Bir ‘su bükücü’ olan Katara, yeteneklerini geliştirmek için kimi egzersizler yaparken ağabeyiyle günün birinde ayak bastıkları buzulun altından çıkan koca bir küreyi kırar. Kürenin içinden tuhaf bir yaratıkla 12 yaşında bir çocuk çıkar. Aang adlı bu çocuğun çok geçmeden ‘Son hava bükücü’ olduğu anlaşılır. Ne var ki ait olduğu toplum, soykırımdan geçmiş, kendisi de buzulun içinde adeta upuzun bir uykuya dalmıştır. Aang, yetenekleriyle toplumsal barışa hizmete yeltense de Ateş Ulusu’nun başındaki Lord Ozai ve yardımcısı komutan Zhao, rahat durmayacak ve her önüne geleni işgale kalkacaktır. Lordun, kendini bir türlü kanıtlayamayan oğlu Prens Zuko ise, ‘Son hava bükücü’yü, (namı diğer Avatar) ele geçirip, kaybettiği onurunu kurtarma peşindedir. Zuko, yanında ‘barışçıl’ amcası Iroh’yla birlikte, Aang’ın peşine düşer.

‘Altın Pusula’ gibi
Shyamalan, çocuk kanalı Nickelodeon’ın 2005-2008 yılları arasında gösterdiği ve çocuklar tarafından çok beğenilen çizgi film serisi ‘Son Hava Bükücü’yü, kızı sayesinde keşfetmiş. Sonra da bu keşfi, sinemasal bir serüvene dönüştürmüş. Bugünden itibaren, bir seri olarak düşünülen üçlemenin ilk halkasını izliyoruz. ‘Son Hava Bükücü’ bende nedense 2007 yapımı ‘Altın Pusula’ (The Golden Compass) etkisi yarattı. Malum, o film de serinin ilk adımı olarak çekilmiş, lakin hiç beğenilmeyerek sonraki filmlerden vazgeçilmişti.

‘Son Hava Bükücü’nün kaderini bilemem ama, bu ‘Dünyayı Kurtaran Avatar’ güzellemesi, son derece vasat bir yapım olmuş. Tamam, film çocuklara sesleniyor, bir yetişkin olarak gereksizce ahkâm kesmemek lazım ama özellikle Pixar’ın başını çektiği, ‘Hem küçüklere, hem de büyüklere’ mantığının ürünü olan onca yapımı, 90’ların ortasından beri izleyen bir sinemasever olarak, çok başarılı örnekler gördüğümü hatırlıyorum. Ayrıca sadece Pixar değil, başka yapım şirketleri de bu formüle sırtını dayayan ve sonuçta, çok çok başarılı işlere dönüşmüş birçok yapıta imza attı. Üstüne üstlük, sadece çocuklara seslenip de çizgi üstünde durmayı başaran işler de var. ‘Son Hava Bükücü’, ne yazık ki, hikâyesi, diyalogları, derinliksiz karakterleriyle, onca özel efekte rağmen seyirci gönlümüzde ve zihnimizde istediği ‘efekti’ yaratamıyor.

Filmde ‘ırkçılık’ mı var?
Ayrıca filme ilişkin farklı bir suçlama var; yapımcı ekip (ki bunun içinde Shyamalan da varmış), orijinal çizgi romanda Asyalı olan kahramanları, beyaz ırktan çocuklara çevirmiş. Shyamalan, bu türden ‘ırkçılık’ suçlamalarını kabul etmiyor ve filminin ‘çokkültürlü’ bir dünyanın görsel ifadesi olduğunu söylüyor. Evet, ‘Son Hava Bükücü’de çokkültürlülük var ama kötü adamlar, nedense ‘Hint kökenli’ tiplemeler. Hoş, kendisi de ‘kötü adamlar’la benzer fiziksel özelliklere sahip olan Hint kökenli Shyamalan’ın, böylesi bir ırkçılığa imza atması, mantıken zor. Lakin, işin ucunda paranın olduğu ve bu türden bir isteğin yapımcılar tarafından dillendirilebileceği bir dünyada yaşıyoruz; dolayısıyla şimdilik ‘kanıtlanmamış’ bu iddia, zihnimizin bir köşesine yukarıdaki türden bir kuşkuyu sokuyor.
Filmin kadrosuna gelince; ‘Son Hava Bükücü’yü Noah Finger, iki kardeşten Katara’yı Nicola Peitz, ağabeyi Sokka’yı da Jackson Rathbone canlandırıyor. Prens Zuko’da, ‘Slumdog Millionare’den hatırladığımız Dev Patel, babası Lord Ozai’de Cliff Curtis, komutan Zhao’da ise Aasif Mandvi’yi izliyoruz.

Sonuç? Shyamalan’ın, ‘Altıncı His’ öncesi iki filmi var. Kendisi de kimi söyleşilerinde bu fimlerin çok kötü olduğunu ‘itiraf’ etmişti. Doğrusu söylemek gerekirse, izlemediğim için bu yapımlar hakkında bir fikrim yok. Lakin geride kalan diğer yedi filmi içinde ‘Son Hava Bükücü’, ‘Yeni Spielberg’in bana kalırsa en kötü işi. ‘Bükülecek’ parası ya da vakti olanlar için bir şey söyleyemem ama bu yaz sıcağında, hayatta ‘bükmeye’ değer başka şeyler olduğunu rahatlıkla ifade edebilirim.

‘Aman başkası çeksin’
Ayrıca şu notu da paylaşmayı görev bilirim. Filmin New York Times’taki eleştirisinin altında yer alan okur görüşlerinden (ki çok beğenen de var, yerin dibine batıran da) ikisinde, “Shyamalan lütfen kendi filmlerini izlesin” ve “Umalım ki, serinin diğer filmleri için başka yönetmen bulunsun” temennileri vardı. Bu iki okur görüşüne de başta ‘ıslak’ olmak üzere, her türlü imzamı basarım.

***
Bu da var...
Deney
Yılın iddialı bilimkurgu gerilimi ‘Deney’ (Splice), 90’lı yıllarda ‘Küp’ serisiyle dikkat çeken Vincenzo Natali filmi. Natali’nin uzun vadeli projesi, başta ‘Mutants’ ismiyle bir kısa film senaryosu olarak doğmuş. Prodüktör Steve Hobans’ın da desteğiyle 10 sene içerisinde süren çalışmalar sonucu uzun metraj bir proje haline gelmiş.

Bir modern çağ Frankenstein hikayesini andıran film, uzmanlık alanları DNA kopyalamak olan ve farklı canlıların DNA’larını birleştirerek hybrid yaratıklar yaratan iki bilimadamı Clive ve Elisa’nın deneyi üzerine odaklanıyor. Çalışmalarını ilerletmek adına insan DNA’sı kopyalamaya karar veren ikili, gizlice yürüttükleri deney sonucunda insan-hayvan karışımı Dren’i elde ederler. Gözlerden uzak tutmaya çalıştıkları yaratıkla ikilinin arasında duygusal bağlar oluşurken, bir yandan da yaratığın varlığı bir kabus haline dönüşür.

İlginç senaryosuyla dikkat çeken, başrollerinde Oscarlı oyuncu Adrian Brody ile Sarah Polley’in yer aldığı ‘Deney’in görsel efektlerinde masraftan kaçınılmamış. Filmin yapımcıları arasında ‘Pan’ın Labirenti’nin yönetmeni Guillermo del Toro da var.


    ETİKETLER:

    Cunda