Uğur Yücel: Sinemaya kabardığımda...

Uğur Yücel: Sinemaya kabardığımda...
Uğur Yücel: Sinemaya kabardığımda...
İyi filmleri heybesine doldurup 20 yıldır Türkiye'yi şehir şehir gezen Gezici Festival, konuklarıyla ve seyircisiyle kurduğu 'büyü'lü ilişkiyle memleketin en özgün film festivali. Zeki Demirkubuz'dan Uğur Yücel'e Derya Alabora'dan Taner Birsel'e Tayfun Pirselimoğlu'ndan Menend Kurtiz'e Gezici Festival'in 'yol arkadaşları' anlatıyor...
Haber: SİNAN YUSUFOĞLU / Arşivi

EN İYİ ARKADAŞLARLA ÖZEL BİR YOLCULUK 

Zeki Demirkubuz (yönetmen): Galiba 98 yılında tanıştım. ‘Masumiyet’ filmi ile İzmir ve Bursa’ya gitmiştim. Sonrasında bugüne kadar nerdeyse hiç kaçırmadım. Zamanında en sevdiğim ayağı olan Kars ve Bursa’ya defalarca gittim ve festivalin bence en güzel zamanlarıydı. Çanakkale, İzmir’e gittim ve son yıllarda hiç kaçırmadan Sinop’a... Gezici Festival bir yanıyla çok güzel bir film festivalidir, çok değişik filmler izlenebilir ama bir yanıyla en iyi arkadaşlarla herkesin rolünü, kimliğini bir kenara bırakarak çıktığı özel bir yolculuktur. 

SİNEMAYA KABARDIĞIMIDA BAŞAK VE AHMET’E KAÇARIM
Uğur Yücel (yönetmen, oyuncu): Benim İstanbul’daki arkadaşlarım, meslektaşım değiller. Sinemaseverler ama. Bu Ankaralıların evvel ezel sıcaktır yuvaları. Ben sinemaya kabardığımda Başak ve Ahmet’e kaçmak isterim. Saf hevesiniz daim olsun, sahici sinemacılar!

GERÇEKTEN ‘SAMİMİ’ 

Tayfun Pirselimoğlu (yönetmen): Gezici Festival bir parçası olmaktan kıvanç duyduğum gerçekten ‘samimi’ bir festivaldir ki, bu festivaller arasında çok rastlanır bir nitelik değildir. Bu nedenle çağırıldığımda koşa koşa gittiğim bir etkinlik olageldi. Üstelik onlar benim arkadaşlarım da. Bu nedenle bir çok şehri ben de dolaştım. Hatırladıklarımın arasında Kars, Artvin, Ordu, Ankara, Sinop, Kastamonu var. 



AĞLAYARAK DÖNDÜK 

Derya Alabora (oyuncu): Gezici Festival artık benim vazgeçemediğim bir oluşum haline geldi. Diğer festivallerden daha ayrı bir yerde duruyor Gezici Festival. Benim de içinde olduğum bir yapılanma, o kadar yakın hissediyorum. Tabii ki Ahmet ve Başak’ın katkıları çok büyük. Gittiğimiz yerlerde çok da eğleniyoruz. Şimdiye kadar gittiğimiz yerlerden Drama çok özeldi. Otobüsle giderken eğlenmeye başladık; hiç durmadan üç gün boyunca devam etti. Yunanlılar da bizim gibi yemeği ve içmeyi çok seviyorlar. Yunanlı sinemacılar ve oyuncularla tanıştık, hoş sohbetler yaptık. Güzel filmler seyrettik, ağlayarak geri döndük. Kars da unutamadığım yerlerden bir diğeri. İkinci evimiz gibi olmuştu, her gittiğimizde çok iyi ağırlandık. Belediye başkanı Naif Alibeyoğlu hepimizi büyük bir coşkuyla karşıladı. Orada Gezici Festival’den sonra bir sürü film çekildi. Son gittiğimiz yer Sinop da unutulmazlarım arasına girecek. Şehri çok beğendim. Cezaevi beni çok etkiledi. İnsanların sıcaklığı ve kadınların gündelik yaşamdaki özgürlüğü çok etkileyici. Ayrıca trafik ışığı olmaması, arabaların yayalara gösterdikleri saygı büyük medeniyet göstergesi. 



KÖKSÜZ AHVALİMİZE EN UYGUN FESTİVAL FORMATI
Taner Birsel (oyuncu): Festival sinemasının karanlık salonları kendimi en güvende hissetiğim yerlerdir. Orada izlediğim iyi bir filmin moral etkisi birkaç güne yayılır. Hele sonrasında üzerine laflayacağım bir iki sinefil arkadaşa rastlarsam... Sanatçıyı besleyen temel kaynaklardan biridir festivaller. Bende iz bırakan bir çok filmi festivaller sayesinde izlemişimdir. Sıradan seyircinin kişisel gelişimi için de bulunmaz bir olanaktır. Sinemanın ticari bir mal, bir değiş-tokuş nesnesi olmaktan çok toplumun ortak kültürel mirası gibi paylaşıldığı alanlar olması nedeniyle de önemlidir festivaller. Gezici Festivali çok önemsiyorum. Çünkü bir avuç ‘sinema delisi’nin insan üstü çabasıyla varlığını sürdürüyor. Türlü politikalarla belleği sürekli ‘reset’lenen bir toplumda 20 yıl varlığını sürdürmek -hem de kendini geliştirerek- hiç de azımsanmayacak bir çaba. “Gezici” film festivali, ruhu göçebe, yerleşik hayata bir türlü geçememiş bu köksüz ahvalimize en uygun festival formatı bence.
Ahmet Boyacıoğlu ve Başak Emre ile on küsür yıl önce Zeki Demikubuzu’un ‘İtiraf’ filmi setinde tanışmıştım. O gün bu gün sinema-ahbaplığımız devam eder. Özellikle Ahmet Boyacoğlu gerçek bir ‘festival gurusu’dur. Başak Emre ise Gezici Festival’in ‘amiral gemisi’. Çoğu kez seyirci bazen de oynadığım filmlerle misafir olarak Gezici Festival’e yıllardır katılırım. Festival takipçileri olarak onlara ne kadar teşekkür etsek azdır. Ankara’yı kenara koyarsak en güzel hatıraları Kars’ta yaşadık sanki. Kars, tarihiyle, meraklı sıcak insanlarıyla bir çok sanatçıya ilham verdi bence. Gezici Festival bu kente çok yakışıyordu. Bu güzel ahbaplık, sonrasında gündelik siyasetin kurbanı oldu maalesef. 2006 yılıydı yanılmıyorsam, Gezici Festival’in Kars programında merak ettiğimiz, kabaca 70 yaş üstü oyuncularıyla çetrefilli bir aşk üçgeninin anlatıldığı ‘Wolke 9’ filmini izlemek için salondaydık. Son dakikada içeri giren bir grup ortaokul öğrencisi filmin başlarındaki cüretkar sevişme sahnesinden sonra hocaları tarafında alelacele kıkırdamalar eşliğinde salondan çıkartılmıştı. Halleri çok eğlenceliydi, umarım onlar da eğlenmiştir. Bu minik festival kazasını hatırladıkça hala gülerim!

HİÇ YANILTMAZ, GARANTİLİ İYİ FİLM SEYRETTİRİR
Menend Kurtiz (Gezici Festival’in yol arkadaşı): İkinci yılından bu yana misafir kontenjanından takip ediyorum Gezici Festivali. Tek cümleyle tanımlarsam: Favori listelere bakmadan, tavsiye almadan, yönetmeni/oyuncuyu tanımadan, gözü kapalı seçip her defasında şahane filmler seyretmektir. Gezici Festival hiç yanıltmaz, garantili iyi film seyrettirir.
Uzun tanımı ise şöyle: Birlikte uzun yıllar... Bursa, Kars, Drama, Artvin, Tiflis, Ankara, Taormina, İzmir, Sinop... Bursa’da Tayyare Kültür Merkezi, Rekin Teksoy, belediye otobüsüyle gidilen yemekler, Arapşükrü sokağında çingenelerin müziği, ‘Oyuncu’ kitabı ve bu kitabın Tuncel’e (Kurtiz) verdiği sevinç, Koza Han, Sevin Okyay... AKM önünden bir otobüse doluşup Drama, rembetiko, uzo, Derya Alabora, Âlin Taşçıyan, Kars, Ani, Çıldır’da balık, Kaz, Bolero’da konserler, BabaZula, Aynur konseri, gönüllerimizin Kars belediye başkanı Naif Alibeyoğlu ve eşi Ayşe... Yine Kars, bu kez Reha Erdem ve ‘Kosmos’, Reis Çelik ve ‘İnat Hikayeleri’, Hatice Aslan’la Tuncel’in dansları, ‘Takva’nın en iyi film seçildiği yıl, ‘Kader’i seyretmek, Zeki Demirkubuz, Selda’nın animasyonları, Serdar ve Gürkan’ın alt yazıları, ‘Sonbahar’ filmini Artvin’de Özcan Alper’in ailesiyle birlikte izlemek, yine Artvin’de örgü örerek Lars von Trier izleyen teyze, keşfedilen yönetmenler, unutulmaz kısa filmler, yürüyerek sinemaya gitmek, Tiflis’e giderken Tuncel’in pasaport süresinin dolduğunun sınırda ortaya çıkması ve geceyi kar nedeniyle zorunlu olarak Posof’ta geçirmek, ertesi gün özel izinle Gürcistan’a gitmek, Tuncel’e Bursa’da düzenlenen sürpriz 70 yaş partisi ve partinin İsrail’den, Yunanistan’dan gelen konukları, Edna, Dan, Costas Ferris, Ahmet Boyacıoğlu’nun doğum günü hediyesi mini belgesel, Cem Altınsaray, Olkan Özyurt, Tuncel’in hep hayal ettiği ama ölümünden sonra gerçekleşen Gezici’nin Edremit’e gelişi, Cüneyt Cebenoyan, Muhsin Akgün, sağlam dostluklar... Ahmet ve Başak, onların güleryüzleri, film seçiminden, konuk ağırlamaya, katalog kolileri yapıp taşımaya varan emekleri, sonradan ekibe katılan tatlı ve akıllı Pınar, yol arkadaşım Esin Boyacıoğlu, Cannes’da en aktif ve en eğlenceli olduğu için dolup taşan Türkiye standı, Rıza Sönmez’in bar sohbetleri, Çıldır Gölü kenarında Avrupa Büyükelçileri ile yenilen balıklar, Tuncel’in Fransa elçisini ‘benim bildiğim her Fransız’ın arabasının bagajında şarap vardır’ diyerek kışkırtması ve bagajın boşalması, ‘Yazı Tura’yı seyretmek, Kenan İmirzalıoğlu, ‘5 Vakit’i Tuncel’in hiç beğenmeyip beğenenlere kızması, Reha’ya “Seni çok seviyorum ama ‘Korkuyorum Anne’den başka hiç bir filmini sevmiyorum” demesi, Reha’nın hiç gocunmayıp tevazuyla “Olsun abi, beni sev yeter” demesi, nihayet ‘Jîn’le birlikte Reha’nın sinemasıyla barışması, ‘Beş Vakit’in oyuncusu Selma Ergeç’in Tuncel’in öfkesinden korkup yanımıza gelememesi, Ivars’ın çektiği fotoğraflarımız, Türkiye’min en mutlu şehri Sinop’ta Fahri’nin ev sahipliği, Beyaz Ev’de müthiş kahvaltı, Sinop mantısı, Yalı Kahve’de karabatakları seyredip, çay içmek, martılar, hamsi… Behiç Ak’ın tıpkı sinemanın ta kendisi gibi şenlikli ve hüzünlü afişleri, Leyla Özalp’la festival arkadaşlığımız, vefa, dostluk, paylaşmak, minibüslerle konfordan uzak seyahatler, en mütevazi koşullarda, en düşük bütçelerle, misafirlerini en iyi ağırlayan festival…
Bildiğim tek şey var: Bu ekip festivali yapmak için pek çok şeyden vazgeçebilir ama tek bir şeyden taviz vermez İYİ SİNEMA. İzleyicilerine en iyi koşullarda yerli ve yabancı sinemanın eski, yeni en iyi örneklerini seyrettirmeye azmetmişlerdir. Asla popülizme düşmezler ve sizi hiç yanıltmazlar. 20 yıl böyle geçti, çok yaşa Gezici! 

Gezici Festival'den unutulmaz hikâyeler


GEZİCİ’DEN ŞİKAYET EDENİ HİÇ DUYMADIM
Derya Durmaz (oyuncu): Gezici Festival benim için bugüne kadar yurt ışında ve Türkiye’de katıldığım tüm festivaller arasında çok özel bir yere sahip. Çünkü sadece sinema aşkıyla yapılan ve sinemayı yapma ve izleme tutkusunu taşıyan insanları bir araya getirmekten başka kaygısı olmayan bir festival. Yani olması gerekeni, sinemayı ön planda tutan bir festival. Zaten tam da bu yüzden şimdiye kadar Gezici Festival’e katılan hiç kimsenin ne organizasyondan, ne gösterim şartlarından ya da başka bir şeyden şikayet ettiğini duymadım. Aslında bir işi iyi yapmanın ne kadar basit olduğunu da hatırlatıyor insana; o işi severseniz zaten iyi yaparsınız.
Gezici Festival’e ilk kez 2008 yılında ‘Mülteci’ filmiyle katılmıştım. Müthiş bir deneyim olmuştu benim için. O sene festival Kars’ta yapılmıştı. Hem Kars gibi büyüleyici bir şehri ilk kez görmüş, hem de bir yandan Türkiye’de o sene çekilen filmlerden en iyi örnekleri izleme fırsatı bulmuştuk. Bir yandan da Cannes gibi büyük festivallerden ödül almış filmeri izleme, o filmlerin yönetmen ve yapımcılarıyla oturup sinema konuşabilme şansını yakalamıştım. O festivalin ardından da, yine festivalin bir ürünü olan ve Kars hakkında yazılıp Kars’ta çekilen kısa filmlerden oluşan ‘Kars Öyküleri’nde oynamıştım.
‘Kars Öyküleri’nin ardından bir kez daha Kars’ta yapılan festivale, sonra da takip eden senelerde Artvin’dekine ve en son bu sene Sinop’ta düzenlenen festivale katıldım. Bayağı rüya gibi bir şey düşününce aslında... Filmlerimizi alıp Gezici Festival ekibi gibi şahane bir ekip sayesinde Türkiye’yi il il dolaşıp izleyiciye gidiyor, yaptığımız filmleri hiç ulaşamayacağı yerlere, izleyicilere ulaştırıyoruz. Umarım daha nice 20 yıllar boyunca bunu yapmaya devam edebiliriz. 

GEZİCİ’NİN HER ZAMAN HAYRANIYIM
Sevin Okyay (sinema eleştirmeni): Gezici Festival’le en başında tanıştım. Sevna da vardı o zamanlar. Aslında festivali yaratanlarla esas tanışma yerimiz, Mahmut Hoca zamanındaki Ankara Film Festivali’dir. Cıvıl cıvıl, cesur, maceracı bir festivaldi. Kısa filme olan aşkım orada başlamıştır. Oradan pek çok arkadaş da edindim, uzun ömürlü dostluklar kurduk. Ankara’da eski bürodan Serdar ve Ali İhsan artık festivalde değil ama dostluk daim. Biz, Ankara ve Bursa ekibiydik. Bursa’daki her festivale gitmişimdir. Hatta birine dizimde -Ahmet daha iyi hatırlar- çatlakla galiba gitmiştim. Her türlü rahatsızlıkta olduğu gibi, kendimi Ahmet’e havale etmiştim. Başak gencecikti o zamanlar, festival konusunda bunca vefalı ve fedakâr olacağı aklıma gelmezdi. Bursa’ya öyle çok gittim ki, kendimi bayağı hemşeri gibi hissetmeye başlamıştım. Ama o Bursa bile, bugünkünden farklı bir Bursa’ydı. Sonra daha uzaklara gitmeye başladılar. Bana oralara gitmek zor geldi, yollarımız ayrıldı. Sadece uçağa binip yola düşme anlamında... Yoksa Gezici Festival’in her zaman hayranıyım, festivalcilerin de dostu. (Not: Meğer Serdar festivale dönmüş, altyazı ekibindeymiş.)

KENDİMİ ‘AİLE ORTAMI’NDA HİSSETTİĞİM TEK FESTİVAL
Murat Özer (sinema eleştirmeni): İkincisinden bu yana takip ettiğim ve her defasında kendimi ‘aile ortamı’ içinde hissettiğim tek festival bu. Özellikle Başak ve Ahmet’le sayısız anı biriktirdim bu süreçte, ki böylesi zor koşullarda hayat bulan festivalin devamını sağlayan da bu iki kahramandır kuşkusuz. Gezici Festival’in artık uğra(ya)madığı Bursa ve Kars bir başkadır nazarımda... Yığınla anı içinde hep keyifle anlattığım ve anlatacağım ise festivalin ‘aile ortamı’nı vurgulaması açısından önemli: Kasım 1999’da askerlikten tezkereyi alır almaz (zaten Ankara’daydım) kendimi Gezici Festival’in Tunalı Hilmi’deki ofisine attım. Anne-babayı görmeden katıldım onların turuna ve önce Bursa, sonra Çanakkale, ardından da İzmir’de soludum festivali. Başak, Ahmet, Serdar ve Ali İhsan’la yaşadığım bu deneyim, aynı zamanda bir ‘festival gönüllüsü’ne dönüştürdü beni. Koşulları daha yakından gördüm, onların azmine ilk elden şahitlik ettim ve özellikle gençlerin sinema sevgisini gözlemleme fırsatı buldum. Evet, belki önce anne-babayı görmek doğal olanıydı askerlik sonrası, ama festival ekibiyle paylaştıklarımın da değeri ölçülemezdi. Bana bu paha biçilemez zaman dilimini yaşattıkları için müteşekkirim, müteşekkir kalacağım... 

Onları hiç böyle görmediniz!


İNSANLARI ÖYLE BİR ENERJİYLE BİR ARAYA GETİRDİLER Kİ...
Cem Altınsaray (sinema eleştirmeni): Gezici Festival’le benim meslekteki geçmişim neredeyse akrandır. İlk yılında biletli seyirci olarak izlediğim festivali ikinci yılından itibaren davetli sinema yazarı olarak izleme şansım oldu. Kimi klasik kimi yeni, nice olağanüstü filmi Gezici sayesinde gördüm. Karanlık sinema salonlarında yaşadığım en mutlu, en coşkulu, en unutulmaz anların mühim bir kısmını bu festivale borçluyum. Hep söylerim; festival hiçbir zaman sadece film izlemek değildir. Sinema, insanları her türlü bir araya getirir. Ben ortalama yılın bir haftasını Gezici Festival’de geçirdiğim bu serüven boyunca olağanüstü insanlar tanıdım. Birçok dost kazandım. Rekin Teksoy ve Tuncel Kurtiz gibi iki çok özel insanı sağlıklarında yakından tanımak, doya doya yaşamak fırsatı buldum. Bazılarıyla bugün hâlâ temasımın sürdüğü yabancı sinemacılarla arkadaşlıklar kurdum. Şarkılı şiirli yemekler, müzikli danslı geceler, Gezici olmasa belki de hiç göremeyeceğimiz o güzelim Anadolu şehirleri, o şehirlerin doğasına, tarihine, insanına dokunduğumuz geziler… Birini birinden ayıramam, hepsi çok kıymetli anılar benim için. Hayatta en yakın arkadaşlarımdan biri olan Başak Emre ve çok sevdiğim (ama pek belli etmediğim) Ahmet Boyacıoğlu öyle bir ruh yarattılar, insanları öyle bir enerjiyle bir araya getirdiler ve öyle önemli hizmetler yaptılar ki haklarını hiçbirimiz ödeyemeyiz. Bir insan şu üç günlük dünyada Gezici Festival gibi bir şeye imza atsın; daha ne ister hayattan?

YENİ FİLMLERİN HAYAL EDİLMESİNE DE OLANAK SAĞLADI
Fırat Yücel (sinema eleştirmeni): Gezici Festival’le ilk olarak lisede okurken İzmir’de tanıştım. Ardından nereye gittilerse peşlerine takıldım. Bursa, Kars, Artvin, Sinop... Sinema yazarlığı atölyeleri verdiğim ya da tematik bölüm önerileri yaparak festival programının şekillenmesine katkıda bulunduğum dönemler de oldu. Benim için Türkiye’de düzenlenen film festivalleri içinde Gezici Festival’in ayrı bir yeri vardır. Sinemanın yerleşikleşmesine, alım gücü yüksek kesimlerin yaşadığı kentsel bölgelere sıkışmasına karşı, ‘hareketli imge’nin anlamına sahip çıkan ve filmleri yanında taşıyarak hiç beklenmedik karşılaşmalar yaratan bir festivaldir Gezici. Bu karşılaşmalar, sadece birilerini filmlerle buluşturmadı, aynı zamanda yeni filmlerin hayal edilmesine de olanak sağladı. Bu anlamda, Gezici Festival Türkiye’deki kültür hayatında eksik olan bir hareketliliği temsil eder. Sadece filmlerle değil, yakın tarihle de buluşursunuz bu festivalde. Kendinizi Ermenistan sınırında ya da Sinop Cezaevi’nde bulursunuz. Filmlerin anlattığı hikâyeler, kendi korunaklı alanınızın dışında, tarih ve güncellikle temas eder ve hiç hesapta olmayan düşünce ve hayallerin yolunu açar.

GEZİCİ’DE HERKES EŞİTTİR
Olkan Özyurt (sinema eleştirmeni): Gezici Festival tartışmasız Türkiye’deki en özgün film festivali. Seyyar sinema kumpanyası gibi. Heybesine atıyor filmleri, şehir şehir dolaşıyor. Bu göçebe hal festivali her daim dinamik tutuyor. Gittiği yerlerde seyirciyle kurduğu samimi ilişki de festival ortamına yansıyor. Bu festivalde herkes eşittir, gerçekten... Yönetmeni, oyuncusu, yazarı bu festivalde sadece sinemasever kimliği ile varolur. Ben bu festivale Radikal’de çalışırken ancak Erkan Aktuğ’un ayağını kaydırdığım zaman gidebildim! Bütün festivalleri bırakmıştı bana ama Gezici Festival’i bir türlü bırakmıyordu. Bunun için biraz geç başladı Gezici serüvenim. Kars’ta ilk düzenlemeye başladığı yıl gitmiştim. Tuncel Kurtiz’in festival dostluğunu, Şener Şen, Uğur Yücel, Kenan İmirzalıoğlu ve Olgun Şimşek’in Cem Yılmaz ve Zeki Demirkubuz söyleşisini basmasını, Macar ekibiyle yaşadığımız film macerasını, hayatında ilk defa sinemaya gelen bir teyzeyle ‘Yumurta’yı birlikte seyretmemizi, Nejat İşler’in ateşli sinema muhabbetlerini, Reha Erdem’in Kars’tayken ‘Kosmos’un çekirdeğinin aklına düşmesine tanık olmamı unutamam… Bir de o dönem asker kaçağı olduğum için uçağa binemeyişimi ve Kars’ta mahsur kalışımı… Tuncel Baba “Dert etme, hallederiz” demişti de kendime gelmiştim. Elbet bu festival böyle 20 yıldır sürebiliyorsa, ki bu tür bir olayın 20 yıl sürmesi bana hala muzice geliyor, bunda Ahmet ve Başak’ın idealist, romantik ısrarları yadsınamaz. İyi ki var bir festival!

HER SENE SİNOP’UN DÖRT GÖZLE BEKLEDİĞİ...
Fahri Bostan (Sinop Kültür ve Turizm Derneği Başkanı): Gezici Festival, Sinop’ta dernek başkanı olduktan sonraki ilk etkinliğim. Aynı zamanda Gezici Festival’in de Sinop’la ilk tanışması... Benim için önemliydi o sene. Bu yıl dördüncü kez ev sahipliği yaptık. Sinoplular dolu dolu bir programla film izleme fırsatı buldu. Sineması olmayan bir il, sinema görmemiş çocuklarımız sinema ortamını yaşadı Gezici Festival sayesinde. Sinema açtıran, gittiği şehre film platoları kurduran bir de şehrin tanıtımını yapan bir festival olması sebebiyle bizler festivali hiç bırakmak istemiyoruz. Hatta başarabilsek sadece Sinop’da günlerce sürecek Gezici Festival’e evsahipliği yapmak istiyoruz. Gezici Festival’in bana kazandırdığı bir ağabey, bir dost Ahmet Boyacıoğlu. Sinop olarak kendisini fahri hemşehrimiz olarak görüyor, kültür elçisi olarak kabul ediyoruz. Bir de Başak Emre var tabii. Festivalin büyük emekçisi. Biraz fazla sinirli gibi gözükse de işinde tam profesyonel, tam bir Sinop sevdalısı. Çay, simit ve Yalı Kahvesi Başak’ın vazgeçilmez tutkusu. Festival ekibi olsun, bizim dernek ekibi olsun güzel dostluklarımız var. Gezici Festival her sene Sinop’un dört gözle beklediği bir etkinlik ve bizim festivali bırakmaya hiç niyetimiz yok.

SİNOP’LU SEYİRCİLERİN GÖZLERİNDEKİ MUTLULUK...
Berkol Alevli (Sinop, festival seyircisi): Gezici Festival’e bu yıl ilk kez katıldım. Özellikle sineması bulunmayan bir ilde böylesine güzel ve bir o kadar da önemli bir etkinliğin gerçekleştirilmesi sevindirici. Sinema konusunda Sinop halkında biriken o arzuya da etkinliğin ilk gecesinde tanık olduk. Beklentilerin karşılandığı gösterim sonrası seyircilerin yüzündeki mutluluktan anlaşılabilmekteydi. Sinop halkı bu güzel organizasyondan ötürü sinema tutkusunu bir açıdan karşılayabilmişti. Gelecek yıllarda da festivalin Sinop’ta devam edecek olması bu etkinlikteki en güzel sürpriz oldu bizim için. Sinoplular gelecek yıl da birbirinden güzel filmlere evsahipliği yapmanının gururunu yaşayacak.

‘DÜŞ’ VE ‘BÜYÜ’
Uygar Şirin (yazar, sinema eleştirmeni): Sinemacılar ve eleştirmenler sinemadan bahsederken sık sık “düş” ve “büyü” sözcüklerine başvururlar. Kullanmayı pek sevmediğim iki sözcük. Belli bir filmden bahsederken neyse de sinemanın geneline böyle yaklaşmanın, bu sanatı incelemek ve anlamak yerine yukarılarda bir yerlere koyup gereksizce mistikleştirmeye yaradığını düşünüyorum. (Sinemada hislerin önemini göz ardı etmeden söylüyorum bunu.) Gelin görün ki Gezici Festival’le birlikte Kars ve Artvin’de geçirdiğim on günü düşününce aklıma ilk gelen kelimeler de bu ikisi oluyor. Festivallerin birbirleriyle kıyaslanması sinema çevrelerinin favori sporlarından biri. Fakat Gezici Festival’i başka (özellikle de büyük) festivallerle kıyaslamak doğru değil. Çünkü aralarında, Attila İlhan’ın tabiriyle söyleyelim, derece farkı değil mahiyet farkı var. (Uygar Şirin, Sinema Dergisi’nin 2008 Aralık sayısı için yazdığı yazıdan.)