'Umut veren genç'ten çok daha fazlası!

'Umut veren genç'ten çok daha fazlası!
'Umut veren genç'ten çok daha fazlası!

Fotoğraf: Hüseyin Özdemir

Tiyatroda yazar, oyuncu ve yönetmen olarak iki senedir sık karşımıza çıkan, D22'nin kurucularından Berkay Ateş bugün itibariyle 'Abluka'da etkileyici bir performansla beyazperdede. Altın Koza Film Festivali'nde 'Umut Veren Genç Erkek Oyuncu' seçilen Berkay Ateş'in öyküsüdür...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL - İlk tanışmamız yine bir söyleşi vesilesiyle: 2013 Şubat’ında, konservatuvardan yeni mezun üç arkadaş kolları sıvayıp kurdukları D22’deyiz. Birkaç ay sonra sahnede izliyorum. ‘Yirmi Beş’i yazmış, oynuyor da... Oyunculuğunu aklıma yazıyorum. Sonra yeni oyunlar yazıyor, oynuyor, yönetiyor... Son olarak, prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yapan ‘Abluka’da çıkıyor karşımıza. Berkay Ateş ile henüz tanışmadıysanız; belki bir D22 oyununda, belki de bugün itibariyle Emin Alper’in yeni filmi ‘Abluka’da karşılaşacaksınız. Yakında Berkun Oya imzalı TV dizisi ‘Analar ve Anneler’de olacak... Buralara gelirken nerelerden geçtiğini kendisinden dinlemek üzere, Milliyet Sanat dergisi adına buluşuyoruz Berkay Ateş ile…  

1987’de, İstanbul’da geliyor dünyaya.
Çocukluk yıllarının adresi Bakırköy. Burası aynı zamanda yazdığı ilk oyununun da ilham kaynağı. ‘Deli Doktoru’nda bir psikiyatristin hastasıyla ilişkisini yazmış; yönettiği ve okulda sahneledikleri oyunda deli rolünü üstlenmiş. “Psikiyatriye merakım vardı, hâlâ var” diyor: “Bakırköy’de oturmamızın da etkisi vardır… Akıl Hastanesi’ne giderdim. Sabahları başhemşireyle birlikte tek sıra yürüyüş yapardı hastalar. Onları izlerdim...”
Sahneyle ilişkisi lise döneminde oratoryolarda şiir okumakla sürse de “Bu çocukta yetenek var” durumu, tespit olarak kalıyor. Lise ertesi kendini Mimar Sinan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi İstatistik Bölümü’nde buluyor. Bu arada lisede sürdürdüğü profesyonel futbol kariyerini de (Zeytinburnuspor’da) geride bırakıyor.

MATEMATİK KARAKTER YARATIRKEN YARDIMCI OLUYOR
Fakültede tiyatro yeniden giriyor hayatına. Okuldaki Gösteri Sanatları Kulübü’nde faalleştiktçe, bölümde ilk senede aldığı yüksek notları inişe geçiyor. Politik olarak da aktif bir öğrenci. Üstümüze boca edilen resmi öğretiden sıyrıldığı anı soruyorum. (Zira bugüne dek yazdığı oyunlarda da muhakkak politik-toplumsal bir mesele var.) “Üniversitede” diyor: “Öncesinde de kuzenim Shakespeare okuturdu; Marks’tan, Küba’dan konuşuyorduk. Üniversitede reele döndü mesele…”
‘İstatistik’ sadece sınavlarına girilip çıkılan bölüm, okul da ya siyasi ya da tiyatral faaliyetler için gidilen bir mekân haline geldikçe tiyatronun hayatındaki yeri sağlamlaşıyor. TOBAV kursu, DOT’ta asistanlık derken ‘dönüm noktam’ dediği Semaver Kumpanya dönemi geliyor… Ardından Slovenya’da bir Augusto Boal eğitimi…Burada ‘En İyi Erkek Oyuncu’ seçilmenin de verdiği cesaretle kararını veriyor: Okulu bırakacak, tiyatro okuyacak. Ve olacaksa da Mimar Sinan olacak... Oluyor da... Zeliha Berksoylu, Derya Alaboralı jürinin onayıyla (Annesiyle ablasının onayını da saymazsak eksik olur) konservatuvara kabul ediliyor.
İstatistik yılları geride kalmış ama matematik vazgeçilecek bir merak değil. “Boş zamanlarında geometri sorusu çözerim” diyor. Matematiğin getirdiği analitik düşünme becerisinin oyuncu olarak da yazar olarak da elini kolaylaştırdığından bahsediyor.
Konservatuvar yılları her anlamda ‘yerinde durmadığı’ bir dönem: “Fen Edebiyat’taki politikliğin içinde çok aktiftim. Konservatuvardaki algı ise o açıdan asosyaldi. Birinci sınıftaydım, 27 Mart’ta 4’ler prova yapıyordu ve ben ‘Şu an AKM’ye eyleme gitmemiz gerekiyor’ diyordum. Ama beni oyunculuk anlamında çok tatmin etti.”
Fotoğraf: Hüseyin Özdemir

‘YAZARLIK YALNIZ VE YORUCU BİR SÜREÇ’
Bugün Galata’daki eski Hamursuz Fırını’nda devam eden D22; konservatuvardan arkadaşları Can Kulan ve Emir Çubukçu ile bir araya gelip  ‘kendi çöplüklerinde’ tiyatro yapmak arzusunun sonucu. İlk oyunları ‘Bent’te hocaları Meltem Cumbul yönetmen olarak destek oluyor. ‘Yirmi Beş’, ‘Karabatak’ ve ‘Hak’ Berkay Ateş’in yazdığı metinler. Sıradaysa yazdığı ve oynayacağı, bir anne-oğul öyküsü olan ‘Kuş Öpücüğü’ var.
Yazarlık için “Yorucu, yalnız bir süreç” diyor. Ama aldığı haz da başka: “Hep anlatmak istediğim hikayeler oldu. Olan bitene sessiz kalan bir yapım yok. Tarihin bugün söylediklerimizle karşımıza çıkacağını düşünüyorum. Yirmi sene sonra ‘Ya kardeşim, ülkede yüzlerce insan ölüyordu, sizin de tiyatronuz vardı şehrin göbeğinde. Ne yapıyordunuz?’ dediklerinde, sadece tanıklık etmiş olmaktansa bu tarihe bir şey anlatmış olmak istiyoruz... D22 ‘Yazarlar Ormanı’ diye bir proje başlattı. Her ay bir şairin gecesini yapıyoruz. Bilet fiyatı, bir fidan fiyatı; 5 TL.  O fidanlar dikilecek. D22 var oldukça bu fidanlıklar çoğalsın istiyoruz. Bir şey yapmamız gerekiyor. Bu dünyanın her yerinde olan şey, bize de oluyor çünkü.”
Bir taraftaysa “Eğitimini aldım, hayalini kurdum. Ömrümün sonuna kadar oynamak istiyorum” dediği oyunculuk var. Geçen sezon ‘Kral (Soytarım) Lear’, ‘Bent’ ve ‘Yirmi Beş’te oynamıştı. Bu sezon son ikisine ‘Kuş Öpücüğü’ eklenecek.
'Bent'ten bir sahne

‘OYNADIĞIM HER ROLE YAKIN HİSSETMEK İSTİYORUM’
“İyi ki girdi hayatıma” dediği ‘Abluka’, ilk sinema filmi. İlk işinde ‘Tepenin Ardı’ ile çok sevdiği Emin Alper’le çalışmaktan, bir köpekle oynamaktan ve Ahmet gibi zor bir karakteri sırtlamaktan dolayı şanslı hissediyor. İlk filmiyle Venedik’in kırmızı halısında yürümek ve –filmdeki ağabeyi Mehmet Özgür ile birlikte- ‘En İyi Erkek Oyuncu’ adayı olmak da cabası. “Johnny Depp de adaydı!” diyor, hafifçe gülümseyerek...
‘Yirmi Beş’i izlerken, “Acaba Kürt mü, ne güzel konuşmuş” derken nasıl da önyargılı düşündüğümü, ‘Abluka’yı izlerken fark ettim. Zira o isabetli tonlamalar bu kez de ‘Abluka’da ‘yerine geçtiği’ İç Anadolulu Ahmet’te çıktı karşıma. Çünkü ‘Abluka’da, Emin Alper’in kendisine teslim ettiği ‘Ahmet’i oynamamış, Ahmet’in yerine geçmiş... Ahmet şehrin uzak tepelerinden birindeki o evde otururken, Berkay gelip bir süreliğine Ahmet olmuş adeta… Bu inandırıcılık, Hollywood Reporter’da hakkında yazılan “Adeta yavaş yavaş köpeğe dönüştüğü” nokta nasıl mümkün oluyor peki? Anlatıyor: “Nuri Bilge Ceylan da Emin Ağabey de ‘Filmdeki en zor karakter’ diyor, Ahmet için. Gerçekten zor. Psikolojik yapısı, sanrısı, duyduğu şeyler, gördüğü haller... Kimse yokken o evde kaldım, Şanslı (köpek) ile vakit geçirdim. Ahmet’e yakın hissediyorum kendimi. Her oynadığım role yakın hissetmek istiyorum. Ahmet’i çok seviyorum, çok üzülüyorum onun için. Hayata tutunmak için hepimiz bir şey arıyoruz. Yokuş aşağı taklalar atan bir çocukken Ahmet, vurduğu köpeğe tutunuyor. Ama maalesef sonunda bu sistem bunu yiyor...” 
Abluka

‘Abluka’ memleketçe içine yuvarlandığımız çukura dair bir iş. Alper’in etkileyici bir distopik atmosfer kurduğu bir film. Politik kaosun ve toplumsal paranoyanın şiddetlendiği dönemlerde bile umudu ve cesareti çoğaltmak gerektiğini düşünüyor Berkay: “Ankara’nın akşamında Taksim’deydim. İlk defa Taksim’de bir eylemde ‘Şu an bomba patlayacak mı?’ tedirginliğini yaşadım. Evet, bu korkuyu yaratmaya çalışacaklar ama bu korkuya alışmamak için de elimizden ne geliyorsa yapacağız. Cesaret de korku kadar hızlı yayılıyor. Hangisine yön vereceğiz, tam da bugün tartışılacak bir konu. Filmin çekildiği dönemde böyle şeyler yoktu ama bugün bu kadar denk gelmesi... Şahintepesi’ndeki o abluka, herkesin paranoya içinde olması... Evet, herkes paranoyak sokakta. Ahmet de öyle…”
Venedik Film Festivali'nden...

‘ÖDÜLÜ TWITTER’DAN ÖĞRENDİM’
Söz Venedik Film Festivali’ne geldiğinde gözleri ışıldıyor. Bayıldığı yönetmenler Alfonso Cuaron, Nuri Bilge Ceylan, Pawel Pawlikovki tarafından izlenmek, onlardan oyunculuğuyla ilgili takdir cümleleri duymak her oyuncuya nasip olacak şeyler değil. Venedik ertesi, bu sene ‘ülkenin durumu’ sebep gösterilerek düzenlenmeyen Altın Koza Film Festivali’nde ‘Umut Veren Genç Erkek Oyuncu’ seçilmişti. Altın Koza’dan ödül almaktan dolayı çok mutlu ama durumu da tuhaf karşılıyor: “Venedik’in aynısını Adana’da da yaşamak isterdik. Film gösterildi. Film ekipleri niye gitmedi? Ödül aldığımı Twitter’dan öğrendim. Elimizde şu an sadece bir twit var.” 
Hayat şimdiye dek istedikleri doğrultusunda ilerlemiş Berkay Ateş’in; bolca emek, sabır ve biraz da şansla. Ürettikleriyle yolunuzu kesiştirmek isterseniz, adresi biliyorsunuz… 

* Bu yazı Milliyet Sanat'ın kasım sayısında yayımlanmıştır.