Umutsuz nasıl yaşanır bu memlekette

Umutsuz nasıl yaşanır bu memlekette
Umutsuz nasıl yaşanır bu memlekette

Jehan Barbur

Müzisyen arkadaşları yarın akşam Ghetto'da bir araya gelip 'Hrant Dink Anısına' barış için, adalet için hep birlikte söyleyecekler. Katılımcılar neden orada olacaklarını anlattı
Haber: ERAY AYTİMUR - erayaytimur@yahoo.com / Arşivi

BU KABUSUN BİTECEĞİNE İNANMAK İSTİYORUM
Feryal Öney
(BGST Kardeş Türküler)

Tıpkı Kardeş Türküler gibi, 90’lar ikliminin ürünü olan ‘kardeş gazete ’ Agos yayın hayatına başladığında, Hrant Ağabey’le biz çoktan tanışmıştık. Hep söylüyorum; Hrant Ağabey ‘kardeş türküler’ fikrinin bir insanda vücut bulmuş haliydi. Bu cinayete bir günde karar verilmedi, adım adım planlandı; herkes biliyor artık bunu. Gerçeğin üzerindeki sır perdesi kaldırılmadıkça, kimlerin, hangi ilişkiler içinde bu cinayetin organizasyonunda yer aldığı ortaya çıkarılmadıkça vicdan muhasebesi falan hikâye tabii. Hani bazı kâbuslar vardır, içinde siz de yer alırsınız, size ya da çok yakınınıza bir şey olacakken uyanıverirsiniz. Bir süre deli gibi çarpar kalbiniz ama uyanmışsınızdır artık; geçer. 90’lardan beri gazetelerden okuyor, televizyonlardan izliyor ve üzülüyorduk faili meçhul cinayet haberlerini. Mesela Musa Anter cinayeti herkesi çok etkilemişti. Fakat 19 Ocak’ta ilk defa, benim de tanıdığım, çok sevdiğim, daha bir hafta önce görüştüğüm biri, Hrant Ağabey faili meçhule kurban gitti. Artık kâbus, kâbus olmaktan çıkmış, yanı başımıza, hayatımızın içine kadar girmişti. Çemberin ne kadar daraldığını ilk kez o zaman hissettim. Bir de, bugünlerde hissediyorum. Tanıdığımız, tanımadığımız ne çok insan hapishanede. Gazeteciler, öğrenciler, seçilmişler. Kimin, neden içeride olduğu belli değil artık. Bir gün bu kâbusun biteceğine inanmak istiyorum. Umudumu kaybetmek istemiyorum. Umutsuz nasıl yaşanır bu memlekette?

ÖLÜMLERE ALIŞTIK MI?
Jehan Barbur
İnsan yaşadığı topraklarda haksızlığa uğradığı noktada ülkesinin, dini, dili, ırkı ne olursa olsun kendisine sahip çıkmasını beklerken, ne yazık ki kendisini açıklanması zor bir muammanın içinde buluveriyor. Toplum olarak bizler bu sonuca ulaşmayan davalara, ölümle, kayıpla bizden yitenlere alışır mı olduk? Bu ürkütücü bir soru işte. Bir vatandaş olarak bir araya gelip bir ses çıkarabilmenin dışında bilinen güçlere karşı bizleri hayata karşı etkisiz hissettiriyor. Lakin her şeye rağmen bir şekilde çırpınma, kendimizce debelenme ve fikrimizi, beklentilerimizi beyan etme hakkımızı da sonuna kadar kullanma isteğimizi de perçinliyor.

YOK SAYILMAYA KATLANMAK ZOR
Rojin
Hayatım boyunca eylemlerde şarkılar söyledim, söyleyeceğim de. Hep haklının, acı çekenin yanında oldum. Ama şu demokrasi, İstanbul ’un en karlı, en yağışlı, en soğuk trafiği  kadar bile bir hıza sahip değil; hâlâ o kadar çok sorun var ki… Her bebekten katil çıkarma anlayışı tektipleştirmekten doğuyor, herkesi yok sayıp sadece Türk, Müslüman, Sünni görmeyi istemek, buna zorlamak dünyanın en büyük zulmü. Hayatta her şey geçiyor, katlanılıyor ama ruhumuzun elimizden alınması, yok sayılmak duygusu katlanması en zor şey.

KIYMETİ YAŞARKEN BİLİNMEDİ
Stelyo Berber (Cafe Aman İstanbul)
Doğma büyüme İstanbul’da yaşayan bir Rum olarak başta Agos gazetesi aracılığıyla Dink’i demeçlerinden ve farklı söylemlerinden ayırt ettiğimi söyleyebilirim. Ne yazıktır ki Dink gibi simalara tarihte az rastlandığı gibi kıymetleri de yaşadıkları zaman bilinmez. Ölüm tehditlerine rağmen yaşadığı toprakları terk etmemek adına devletin gölgesinde katledilmiştir. Türkiye çarpık gerçekleri bir arada barındıran ve demokratikleşme yönünde çaba sarf eden bir ülke.

İNSANLIĞIN HALLEDEMEDİĞİ BİR SORUN
Taner Öngür (Moğollar)
64 yılından beri müzik yapıyorum, dolayısı ile kültür sanat dünyasını , 60’lardan beri politik sosyal ortamı yakından takip eden birisi olarak Hrant Dink’i çok eskiden beri tanıyor ve biliyorum, başına böyle bir şey gelebileceğini de tabii ki tahmin etmiştim. Çünkü bu ülkede çok sayıda faili belli fakat ortaya çıkarılmayan siyasi cinayete tanık oldum. Bebeklerden katil yaratan karanlık, sadece Türkiye’ye ait bir sorun değildir, bu, insanlığın hâlâ halledilmemiş binlerce sorunundan biridir. Tabii ki Osmanlı tarihi kardeşlerini öldüren padişahlarla doludur, Cumhuriyet tarihinde ise en vahşisi, Sabahattin Ali cinayeti, bu karanlığı başlatan olaydır. Bana göre, ki sadece bana göre değil aslında gerçek de budur, hepimiz ne Ermeni, ne Türk ne de bir başka şeyiz, hepimiz uzaylıyız...

BU CİNAYET KOLEKTİF NEFRETİN SONUCU
Güneş Duru (Redd)
Bu cinayet tarihsel, kolektif bir nefretin, organize bir çalışmanın sonucu. Sonuçta Hrant Dink kendini ‘güzel bir gelecek’ için kurban etmedi. Amacı güzel olan bir mücadeleye birileri “Dur” dedi. Evet belki Hrant’ı, Ermeni yurttaşlarımızın sıkıntılarından bihaber birçok insan bu talihsiz olayla birlikte tanıdı, ancak devletin Başbakanı Sünni Müslüman olmayan yurttaşlarından söz ederken “Afdersiniz” ile başladığı sürece bu ve benzeri meselelerin çözülebileceğine, vicdanların rahatlatılabileceğine inanmıyorum. Fikir özgürlüğüne tahammül edemeyen bir iktidara güvenmek ya da inanmanın hayalperestlik olduğunu düşünüyorum. 

ÇORBADA TUZUMUZ OLSUN
Lorris Mizrahi
(Hrant Dink’in Arkadaşları Barış İçin Bir Arada Projesi ve Ghetto sahibi)
Empati kurabilmek, yani egondan sıyrılıp, kendini başka birinin şartlarında görebilmek teveccüh, vicdan, cömertlik gibi erdemlerin yeşerdiği gelişmiş bir ruh hali gerektiriyor. Azınlıklar da elbette bu sistem içinde empati kurmakta zorlanıyorlardır. Ghetto’da değişik kültürel yapıların müziklerini sunarak, çorbada tuzumuz olsun istiyoruz. Umarım bir gün gelecek, Aynur’a bu yaz Açıkhava Tiyatrosu’nda yapılan muameleyi toplumca erkeğin karısını dövmesi gibi barbar bir hareket olarak göreceğiz.