Uyutmuşlar bizi

Uyutmuşlar bizi
Uyutmuşlar bizi
Masalları yeni bir ayardan geçiren filmlerin taze örneği 'Malefiz', bu işin eğlencesinin henüz bitmediğini gösteriyor. Angelina Jolie tarafından canlandırılan Malefiz, üç boyutlu bir kitsch'lik abidesi gibi.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Masal âleminden üstü kazına kazına çıkartacak bir alt metin, tersten okumayla bizi kendine sunacak bir çıkıntılık kalmadı, taze bir bakış artık bu kadar çiğnenmiş bir mecrada mümkün değil diye düşünüyor olabilirsiniz. Ne de olsa ‘Shrek’ ve başarının kokusunu alıp onun izinden giden animasyon külliyatı sağ olsun, artık tersten okunan masallar bile klasik Disney versiyonlarının tahmin edilebilirliğine, standart rotasına sahip.
Ancak yeni Disney mamulü ‘Maleficent / Malefiz’, beynimizin kıvrımlarına yerleşmiş masalların birkaç ufak oynamayla nelere kadir olabileceğini yıllar sonra yeniden gösteriyor. “Bu hikâyeyi bir de ‘kötüsünden’ dinleyelim” fikrinin kulağa ilk geldiği gibi demode ve artık eğlendiremeyecek bir çıkış noktası olmadığını gösteriyor. Ne de olsa, sıklıkla dillendirilen bir yaklaşım: Masallar, toplumsal bilinçaltının aynasıdır… Ve postmodern oyunbazlıklarla geçen bir on yıldan, koca Lynch külliyatından, artık Türkiye yapımı dizilere bile sirayet eden tersten okuma coşkusundan sonra bile toplu bilinçaltımız, halen bize sürpriz yapabilecek yoğunlukta.
Efekt uzmanı Robert Stormare’ın isabetli bir seçimle ‘kitsch’ estetiği tepe tepe kullanarak çektiği ilk yönetmenliği ‘Malefiz’in çıkış noktası da ‘Uyuyan Güzel’ masalını prensesin ve onu kurtaracak yakışıklı prensinin değil de lanetiyle dehşet saçan Malefiz’in gözünden anlatmak… Tabii ki – ve neyse ki- Angelina Jolie tarafından canlandırılan Malefiz, aslında üç boyutlu bir kitsch’lik abidesi gibi duran sihirli memleketinin dengesini korumaktan başka derdi olmayan bir peri. Ne zaman ki insanoğlunun hırsıyla ilk imtihanını veriyor, o da ‘iyilik perisinden’ cadıya dönüşüyor. Kral olabilmek için güvenini kötüye kullanan çocukluk aşkı, Malefiz’in gözünün intikam ateşiyle bürünmesine ve sonrasında o malum lanetin gelmesine vesile oluyor.
Angelina Jolie’nin bir Disney perisi gibi değil de, haşin ses efektleri eşliğinde Marvel kahramanı gibi uçuştuğu, hikâyeden aldığı keyfi belli ede ede oynadığı ‘Malefiz’ yakışıklı prenslere sahneyi bırakmayarak, hain krallara gözünü açtırmayarak perdeyi layıkıyla dolduran bir karaktere dönüşüyor. Belki de Angelina Jolie’den hep beklenen ama şimdiye kadar pek gerçekleştiğine şahit olmadığımız bir durum bu. Başka bir şahitliğimiz de yapım şirketi Disney’in kendi tarihine takla attırma çabasındaki samimiyeti. Disney’in kadrolu senaristlerinden Linda Woolverton’un (‘Güzel ve Çirkin’, Tim Burton imzalı ‘Alis Harikalar Diyarında’, ‘Alaaddin’) senaryosunu yazdığı ‘Malefice’ çıkış noktası olarak 1959 yapımı animasyonunu alıyor. 1950’lerde karanlığını ve vahşiliğini ayıklayarak ehlileştirdiği Perrault ve Grimm masallarına o karanlığı tekrar iade ediyor mu, tartışılır? Zira ‘Malefice’in kitsch’liğinin mükafatı yine bir Disney klasiği olarak sevimlilikten başka bir işlevi olmayan yaratıklar ve börtü böcek ortasında kuşlarla huzura eren güzel kızlar…
Ancak doğanın tadını çıkartan bir prenses değil de cadı olunca durum değişiyor. Sanki böyle bir manzara, bu masalların pagan kökenlerinin daha da coşkuyla çiçek açmasına vesile oluyor. Doğanın bilinemezliğinin kadın karakterle nasıl özdeşleştirildiği berraklaşıyor. Lafın kısası klasik masallara feminist okumalar hâlâ yakışıyor.