Uyuyan Ejder'i uyandırıyorlar!

Uyuyan Ejder'i uyandırıyorlar!
Uyuyan Ejder'i uyandırıyorlar!
Tolkien'in romanından uyarlanan 'Hobbit üçlemesi'nin ikinci adımı 'Smaug'un Çorak Toprakları', gayet keyifli ve ışıltılı bir oyuncak.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

Not: Bu yazı filmdeki bazı gelişmelerden de bahsediyor, bilginize...
Aktüel yıllarından eski şefim olan Alev Er’in ismini çok sevdiğim bir kitabı vardır: ‘Bir Uzun Yürüyüştü Altmışsekiz…’ JRR Talkien’in ‘Yüzüklerin Efendisi’nden 20 yıl önce, 1937’de basılan fantastik romanı ‘Hobbit’ de uzupun bir yürüyüşün ifadesi… Yaklaşık 400 sayfalık kitaptan bir ‘Trioloji’ çıkarmak zor . Hal böyle olunca başta Guillermo del Toro’nun kamera arkasına geçmesi beklenen ama daha sonra yeniden Peter Jackson’ın duruma el koyarak çektiği ‘Üçleme’nin ilk ayağı ‘Hobbit: Beklenmeyen Yolculuk’, bence özellikle ilk bölümünde bir hayli zaman kaybediyor ve fazlasıyla yoruyordu. Bugünden itibaren gösterime giren ‘Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları’ (‘The Hobbit: The Desolation of Smaug’), en azından başını bildiğimiz bir hikâyeyle bizi baş başa bırakıyor ve gereksiz top çevirmelerden arınmış olarak derdini ifade etmeye çalışıyor.
Peki neydi bu ilk filmden de bildiğimiz dert? Ulu ejder Smaug, Cüce Krallığı Erebor’da taş üstüne taş bırakmamış, Kral’ı öldürmüş, ülkeyi tarih sahnesinden silmiştir. Kral’ın oğlu Thorin ve kendisine sadık 12 cüce, bu olay dolayısıyla terk ettikleri vatan toprağına yeniden kavuşmak için zorlu bir yolculuğa çıkmayı planlarlar. Bu yolculukta da kendilerine rehber olması için Bilbo Baggins’ten yardım isterler. Çıkan kısmın özeti buydu. Yeni serüvende ise yolculuğun sonraki merhalelerini ve giderek yaklaşılan hedefe ve her şeyden önemlisi Ulu ejder Smaug’la yaşanan ‘Birebir temas’a odaklanıyoruz.
Yolculukta son aşamalara geçiliyor; cüceler bir yandan peşlerindeki kanlarını içmeyi kafaya koymuş Orklar’dan kaçarken, adeta ‘level atlamak’ üzerine kurulu bir serüveni nihayetlendirmeye çabalıyorlar. Kuytuorman, Göl Kasabası derken Yalnız Dağ’a ulaşıyorlar... Bu virajlar geçilirken karşılarına bedeni sürekli değişen Beorn gibi bir ‘düşman-dost’un yanı sıra, ‘Dev örümcekler’ gibi bir bela çıkıyor. Arada Elfler’e tutsaklık da var…
İlk adım olan ‘Beklenmedik Yolculuk’ 169 dakikaydı. ‘Smaug’un Çorak Toprakları’ ise 161 dakika. Bu sizin için bir kriter mi bilmiyorum ama ‘Sıkıcılık’ üzerinden meseleye yaklaşırsanız (sürekli, ‘sanat filmleri’ adı vehmedilen ‘janr’a ‘sıkıcı’ damgasını vuranlara kendi silahlarıyla cevap vermek istiyorum da), ilk hamle sadece sekiz dakika daha uzun değil, bir hayli de sıkıcıydı. ‘Smaug’un Çorak Toprakları’ ise son derece ışıltılı bir oyuncağa benziyor. Yönetmen Jackson ve senaristleri Fran Walsh’la Philippa Boyens meselenin üstesinden gelmeyi bilmişler ve bu zoraki bir uzatmayla ‘Üçleme’ye çevrilmiş serinin ikinci halkasını son derece eğlenceli bir yapıma dönüştürmüşler. Bu tür çabalardaki en önemli formül olan ‘Pür aksiyon’, yapımın belki de en önemli kozu. ‘Elfgiller’den Legolas ve kadın yardımcısı Tauriel aksiyon kısmının en önemli mihenktaşları. ‘Dev örümcekler’ bölümü ‘özel efekt’ bazında etkileyici, ‘Bizimkiler’in ‘Yurdun dev ağlarla örülmesi’ misali sarıp sarmalanması bir tür ‘Alien’ tadı da katıyor filme. Orklar’ın elinde fıçılarla kurtulma çabası, görsel olarak çok başarılı, trendi, uçaktı, gökyüzüydü türünden ‘Modern’ ve ‘Post-modern’ aksiyonları aratmıyor. 

Bir tutam romantizm 

Ve en önemli bölüm, Bilbo Baggins’in Smaug’la karşı karşıya gelmesi… Malum ‘Sevgili Hobbitimiz’ bir önceki hamlede Gollum’la bir tanışma faslı yaşamıştı, şimdi de ‘Ulu Ejder’le, hem de kendi yatağında karşılaşma onuruna erişiyor. ‘Smaug’ özellikle tasarım açısından filmin en önemli kozlarından biri. Malum Jackson modern zamanların ‘King Kong’unu çekmiş bir yönetmen. Yani ‘Devasa karakterler’ onun iş tanımında var. Dolayısıyla Smaug bir nevi Jackson’ın bu projedeki ‘King Kong’u olmuş. Ejder’in konuşması ayrıca ‘yaratık’a özel bir şahşiyet kazandırmış. Smaug üzerinden ne tür metafor okumalarına soyunulur bilemem ama koca hazinelerin içinde uyuması ve “Kimseye verecek bir şeyim yok demesi”, ben de eskilerin deyişiyle ‘Kalantor bir zengin’, yenilerin deyimiyle de ‘Kapitalizmin üst aşaması’ göndermesi yarattı. Hoş Tolkien, 1937’de bunları yazarken bu türden kaygıları var mıydı, bilemem tabii ki. Bir de Legolas’la platonik bir aşk yaşayan ama yakışıklı cüce Kili karşısına çıkınca (muhtemelen sınıfsal açıdan Legolas’a bu işin olmayacağını bildiğinden olsa gerek) gönül oyunu bu cepheden yana kullanan Tauiel üzerinden de film ‘romantizmin suları’na hafiften yelken açıyor.
Ya oyunculuklar? Bilbo Baggins Martin Freeman, Legolas’ta Orlando Bloom klasik görevlerini yerine getiriyorlar. Gandalf’ta Ian McKellen Her zamanki karizmasıyla huzurlarımızda. Stephen Fry küçük rolünde çok etkileyici olmayı başarıyor. Filmin bence en kayda değer yanlarından biri Smaug’un sesiydi. Ben tonlamalar bakımından ‘Michael Gambon olabilir mi?’ diye düşündüm, son dönemin en ilgi çekici oyuncularından (özellikle yüz yapısı itibariyle) Benedict Cumberbatch çıktı.
Sonuç? ‘Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları’, ‘Star Wars’ serisinde ‘The Empire Strikes Back’in açtığı yoldan yürüyor. Üçlemenin ortasında duruyor, sonu açık bir finale sahip ve kendi içinde de güzellikler barındırıyor. ‘Hobbit üçlemesi’ açısından da ilk filme göre gayet etkileyici ve oyalayıcı bir seyirlik…

Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları
Yönetmen: Peter Jackson
Oyuncular: Martin Freeman, Ian McKellen, Richard Armitage, Stephen Fry, Orlando Bloom 
Yapım/Süre: ABD 2013, 161. dk.