Uzayın derinliklerinde

Uzayın derinliklerinde
Uzayın derinliklerinde

Iron Maiden, turnelere aynı zamanda profesyonel pilot olan solist Bruce Dickinson ın (soldan üçüncü) kullandığı özel uçakla gidiyor.

İngiltere, Almanya, Kanada dahil 21 ülkenin listelerine bir, Amerika listesine ise dört numaradan giren yeni Iron Maiden albümü 'The Final Frontier' Türkiye'de de EMI etiketiyle çıktı. 'The Final Frontier' içine girilmesi en zor Iron Maiden albümü
Haber: DOĞU YÜCEL / Arşivi

İSTANBUL - Iron Maiden’ın grupla aynı adı taşıyan ilk albümü çıktığından bu yana 30 yıl geçti. 30 yıla 15 stüdyo albümü sığdırdı İngiliz topluluk. İlk çıktıklarında İngiltere’de ve dünyada punk rüzgarları esiyordu, daha sonra pop, disko, grunge, brit-pop, numetal gibi akımlar geldi geçti, birçok heavy metal grubu büyük oranda güç kaybederken Iron Maiden her sene yeni jenerasyonlardan hayranları ailelerine katarak güçlendi. Müzik basını onları ‘maço’, ‘kaba’ ve ‘militarist’ gibi sıfatlarla anmayı huy edindi, baktılar olmadı, grup büyüdükçe büyüdü, bu defa ‘demode’ dediler, ‘çocuksu’ dediler, yine olmadı. Müzik televizyonları ve radyolar ise Maiden’a hiç kapılarını açmadılar. Iron Maiden, Amerikan ana akım radyolarının rotasyonuna sadece bir kere girdi, o da bir single’ın b-side şarkısı olarak kaydettikleri Jethro Tull cover’ı ‘Cross Eyed Marry’ ile oldu. Plak firması şarkıyı ayrı single olarak çıkarmayı teklif etti, grup bunu reddetti. Kendi şarkıları değildi sonuçta.
Maiden tarihi buna benzer onlarca ‘piyasa bana hükmedemez, ben ne istersem onu yaparım’ hikayesine sahne oldu. Grup sadece müzik sektörünün çarklarıyla değil, heavy metal kültürünün tutucu kodlarıyla da oynadı. Metal’in 70’lerdeki basit şarkı formlarını progresif rock disipliniyle, sert mizacını ise güler yüzleriyle yıktılar. Keyboard ve synthesizer kullanarak kendi kitlelerinden yoğun tepkiler aldılar ama hiç geri adım atmadılar.
Yıl 2010. Iron Maiden hala burnunun dikine gidiyor. Heavy metal camiası onlardan 80’lerde yaptıkları gibi daha hızlı, daha sert, daha vurucu şarkılar bekliyor, onlar ise şarkı ortalamalarını her albümde daha da uzatıp 8 dakikaya yaklaştırıyorlar, şarkı trafiklerini iyice karıştırıyorlar. Çoğunluk konserlerde 80’lerdeki klasiklerini çalmalarını beklese de yeni albümün tamamını çalabiliyorlar ya da 2000’ler best of’u yapıp en bilindik şarkılarını es geçebiliyorlar.
Peki akıntının tersine gitmenin sonucu? Iron Maiden günümüzde her zaman olduğundan daha da popüler. Christina Aguilera’lar, Eagles’lar bilet satışlarının kötülüğünden turne iptal ederken, Amerika turnesine çıkabiliyorlar ve çıktıkları tüm salonları tıka basa doldurabiliyorlar. Kendi uçakları var, solistleri aynı zamanda profesyonel pilot, atlıyorlar uçağa Avustralya’ya, Birleşik Arap Emirlikleri’ne, Japonya’ya gidip çaldıkları her yeri dolduruyorlar. Belgeselleri dünya çapında vizyona giriyor, maskotları Eddie’nin üzerinde yer aldığı lisanslı ürünleri peynir ekmek gibi kapışılıyor. Yeni albümleri ‘The Final Frontier’ İngiltere, Almanya , Kanada dahil 21 ülkenin müzik listesine zirveden, Amerika listesine ise 4 numaradan girebiliyor.

En zor albümleri
‘The Final Frontier’ içine girilmesi en zor Iron Maiden albümü. Gruptaki Genesis, Jethro Tull, Yes, Rush etkileşimleri her zamankinden daha yoğun. Ölçü değişiklikleri, üç gitariste sahip olmanın getirdiği çok katmanlı gitar işçiliği ve çok seslilikte sınırlar zorlanmış. Uzun arpejli introlar, outro’lar dinleyiciyi yormaya gebe. ‘Fear of the Dark’ gibi akılda kalıcı nakaratlar, ‘Hallowed Be Thy Name’ gibi literatüre “Maidenesque melodiler” diye geçen gitar armonileri az sayıda. Fakat diğer yandan beste aşamasında yumruğunu masaya vuran, grubun en modern anlayışa sahip müzisyeni Adrian Smith’in etkisiyle Maiden tarihinin en ‘Maiden gibi tınlamayan’ bölümleri de bu albümde. ‘Her Maiden albümü birbirine benzer’ diyenleri bile şaşırtacak şarkılar var. 30 yılını deviren bir grubun özünü bozmadan kendini yeniden keşfetmesi takdire şayan.
Iron Maiden dendi mi, şarkı sözleri de en az müziğin kendisi kadar önem arz ediyor elbette. Tarihi boyunca Coleridge’den Frank Herbert’a, Shakespeare’den Umberto Eco’ya kadar birçok yazarın, Stanley Kubrick’ten Ridley Scott’a kadar birçok yönetmenin yapıtlarından esinlenen Maiden bu defa da sinema ve edebiyatı es geçmemiş. Albümdeki ‘The Man Who Would Be King’ 1975 tarihli John Huston’ın aynı isimli filminden esinleniyor. Steve Harris’in tek başına yazdığı 11 dakikalık ‘When the Wild Wind Blows’ ise Raymond Biggs’in ‘When the Wind Blows’ isimli romanından uyarlanan uzun metraj çizgi filmden konusunu alıyor. 1986 tarihli bu karanlık çizgi filmin soundtrack’inin büyük çoğunluğunu Roger Waters yapmıştı.
Genel olarak her şarkıda kişisel veya politik suların uzaklarında ‘hikaye anlatıcısı’ bir kimlik edindiklerini söyleyebiliriz. Bruce Dickinson bir şarkıda uzayın derinliklerine, bir şarkıda okyanus ötesi eski çağ yolculuğuna, diğer bir şarkıda altından şehir El Dorado’ya götürüyor dinleyiciyi. Peki bu son yolculuk mu? Grubun lideri Steve Harris büyük planının 15.albümde bırakmak olduğunu söylerdi eskiden. Bir de albümün başlığında ‘Final’ kelimesi olunca spekülasyonlar çoğaldı. Fakat grup elemanları ‘kum saatlerimiz izin verirse” en az bir albüm daha yapmak isteriz diyorlar. Zaten “The Final Frontier”da öyle bir enerji, öyle bir tutku var ki bir jübile albümüne hiç benzemiyor. Umut ediyoruz ki, nesli tükenmekte olan dev rock-metal gruplarının en çalışkanı Iron Maiden’ın müzikseverleri çıkaracağı daha çok yolculuk olacak…

Seneye Sonisphere’e gelecek (mi?)
Duyumlarımıza göre Iron Maiden gelecek sene Türkiye ’de yapılacak Sonisphere’in headlinerlarından biri. Aslında kesin gibiymiş ama resmi açıklama ekim-kasım gibi yapılacakmış. Peki 1998’de Bruce Dickinson’sız, Adrian Smith’siz ‘kolu kanadı kırık’ kadrosuyla Harbiye Açıkhava’ya iki gün full çektiren ve o günden beri Türk rock-metal dinleyicisinin en çok talep ettiği gruplardan biri olan Iron Maiden, 12 yıl boyunca neden Türkiye’ye getirilmedi? İşte bu soru aklımızı hep kurcalayacak...