Van Gogh kendini anlatıyor

Van Gogh kendini anlatıyor
Van Gogh kendini anlatıyor

Londra?daki Royal Academy?de açılan ?Gerçek Van Gogh: Sanatçı ve Mektupları? sergisi 18 Nisan?a kadar sürecek. FOTOĞRAF: AFP

Royal Academy'de açılan Van Gogh sergisi, sanatçının mektuplarıyla birlikte 100'e yakın eserini kapsıyor. Sergi, 'edebiyata meraklı, doğaya düşkün bambaşka bir Van Gogh' portresi gösteriyor

LONDRA - Van Gogh (1853-1890) hakkındaki yaygın söylenceye uygun biçimde bir ‘deli-dahi’ miydi yoksa derin düşünceler üreten, iyi eğitimli ve mektupları da neredeyse sanatı kadar ilham verici bir sanatçı mı? Bu soru, cumartesi günü Londra’daki Royal Academy’de (Kraliyet Akademisi) açılan, Hollandalı post-empresyonist Van Gogh’un 100’e yakın resminin ve kardeşlerine yazdığı mektupların yer aldığı serginin kalbinde yatan soru.
‘Gerçek Van Gogh: Sanatçı ve Mektupları’ sergisi birçoğu Amsterdam’daki Van Gogh Müzesi’nden gelen Van Gogh’un erkek kardeşi Theo ve kız kardeşi Willmien arasındaki uyumlu dostluğu gösteren mektuplara dayanıyor. Mektuplar, Van Gogh’un dünyanın dört bir yanındaki müzelerden ve özel koleksiyonlardan derlenen ünlü tabloları, çizimleriyle birlikte sergileniyor. 18 Nisan’a kadar açık kalacak serginin açılış konuşmasında şef küratör Ann Dumas; sanatçının hangi şartlar altında çalıştığını, gerçekte kim olduğunu gözler önüne sermeyi ve ‘tamamen yepyeni bir görüş’le sanatçının ‘zihnine eşsiz bir bakış’ getirmeyi hedeflediklerini belirtiyor. “Kulağını kesen ve sonunda da kendini öldüren çılgın bir sanatçı olduğu hakkındaki popüler mitten çok farklı bir Van Gogh keşfettik” diyor Dumas ve ekliyor: “Tüm bu gerçekler doğru olsa da, mektuplardan çıkan sonuç şu; o, iyi bir eğitim almış, zarif ve son derece düşünceli bir insandı.” Kardeşi Theo’ya, çoğu Fransızca el yazısıyla yazılmış mektuplarının Van Gogh’un çalışmaları üzerine epey düşündüğünü ve hazırlık yaptığını belirttiğini söyleyen Dumas, “Bu mektuplar ayrıca sanatçının ‘sanatının temelini oluşturan’ doğaya olan yakınlığının yanı sıra edebiyata olan derin ilgisine ve yeteneğine de tanıklık ediyor.” diyor.

Papaz olamayınca...
Papaz olamayınca ancak 27 yaşında ressam olabilen Van Gogh, edebiyata olan ilgisi sayesinde birçok Avrupa diline hâkim bir insandı. “Kitaplar, gerçeklik ve sanat hepsinin benim için anlamı aynı. Çizgilerin ve renklerin sanatı var fakat kelimelerin de sanatı var” diye yazarak edebiyata olan ilgisini gözler önüne sermişti. Bu bilgi ışığında, sanatçının sergideki mektupları irdelendiğinde, Haziran 1882’deki bir mektubunda, “Ressamın görevi doğayla derinden ilgilenmek ve tüm zekâsını, duygularını çalışmasına aktarmak için kullanmaktır, ancak bu onu anlaşılabilir yapar” diye yazan Van Gogh’un, başka bir mektupta, bazı çalışmalarında, Japon çizimlerin büyük etkisinin kolayca keşfedildiğini kabul ettiği görülüyor.
Bir mektubunda, kardeşi Theo’ya “Bütün çalışmalarım bir dereceye kadar Japon sanatından etkilenmiştir” diyen Van Gogh, kız kardeşi Willemien’e yazdığı bir başka mektupta ise, portre tutkusunun bütün diğer tarzlara ağır bastığını söylüyor. 1888’de yaptığı, ünlü kendi portresine ise yorum olarak: “Gri-pembe bir surat ve yeşil gözler, kül rengi saçlar, alında ve dudak kenarlarında kırışıklıklar... Görüyorsunuz, empresyonizm banal değildir ve fotoğrafla derin bir benzerlik yakalamaya çalışır” diye ekliyor ünlü ressam.
Mektuplar, araya akıl hastalıklarının da girdiği 10 yıllık resim kariyerinde Van Gogh’un 1888’de Güney Fransa’daki Arles’e taşındığını ve orada güneyin parlak renklerini keşfettiği bilgisinin doğruluğunu kanıtlıyor. Kardeşi Theo’ya, taşrada yaptığı resimlerle ilgili olarak yazdığı bir mektupta, “Bu tuvaller size kelimelerle anlatamayacaklarımı anlatıyor” diyen ünlü ressamın tüm bunların yanı sıra, bir dönem kendinden şüpheye düştüğü, 1889’da St. Remy’de akıl hastanesinde kaldığı günleri takip eden ve kuzey Fransa’ya döndüğü dönemde, çalışmalarında ‘gelişmenin yetersizliği’ derdinden muzdarip olduğu biliniyor. Zira “Yansıtmayı arzuladığım şeyle hiç uyum içinde değil” diye yazmıştı bir mektubunda.
Van Gogh’un en üretken olduğu dönem ve yer ise, son 70 gününde 70’den fazla resim yaptığı ve hayatına son verdiği Fransa’nın kuzeyindeki Auvers-sur-Oise. 27 Haziran 1890’da Van Gogh, yalnızca 37 yaşındayken elinde bir revolverle Auvers tarlalarında bir yürüyüşe çıktı ve kendini vurdu. (dpa)