Vapur düdükleri ve robot kollar

Vapur düdükleri ve robot kollar
Vapur düdükleri ve robot kollar

Bökesoy?un projesi İstanbul 2010 tarafından destekleniyor.

Sinan Bökesoy'un 'Gelecekten Masallar' albümü, ilginç bir projenin ilk adımı. Bökesoy, Boğaziçi'nin seslerini de müziğine katacağı bir büyük konsere hazırlanıyor. Konsere, geleneksel enstrümanlar çalan robot kollar da eşlik edecek
Haber: ÖMÜR ŞAHİN / Arşivi

İSTANBUL - Hatırlar mısınız, Asya, 90’ların başında ‘Yoksun Sen’ isimli bir şarkı söylerdi. İşte haberimize konu olan müzisyen Sinan Bökesoy; o şarkının yaratıcısıydı. O günlerden bugüne akademik ve pratik olarak müzikle ilgisi sürdü. Bökesoy şimdilerde ‘Tales of Future’ (Gelecekten Masallar) albümüyle ortak hafızamızda yeni bir yer edinmeye hazırlanıyor. Albüm sekiz enstrümantal parçadan oluşuyor. Dinleyeni içine alan, onu yavaş yavaş sarmalayan parçalar bunlar. Üstelik bu albüm, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın desteklediği bir enstelasyon projesinin parçası. Eylül ayında muhtemelen Çırağan Sarayı’nda gerçekleşecek konser sırasında sanatçı, İstanbul Boğazı’nı bir enstrümana dönüştürecek. Nasıl mı? Bökesoy’un kendisinden dinleyelim...

Albüm, ‘2010 destekli bir enstelasyon projesi’. ‘Boğazı bir enstrüman gibi kullanmak’, ‘müzik yapan robotlar’... Nasıl bir proje bu?
İstanbul Boğazı’nda var olan gündelik sesleri algılayabilen bir sistem geliştiriyorum. Amacım Boğaz’ı bir enstrüman gibi kullanmak. Hem akustik bir mekân, dev bir oditoryum orası hem de ses kaynakları var içinde. Ezan, vapur, martı, havai fişekler, teknelerin motorları, tankerler... Ölçtüğünüzde inanılmaz bir bas frekans yoğunluğu görüyorsunuz. İstanbul Boğazı’nın birkaç yerine mikrofonlar yerleştiriyorum. Hazırladığım yazılım bunu analiz ediyor. Analiz ettikten sonra, bir kısmını işleyerek tekrar hoparlörden veriyor. Bu sesleri algılayan robotlar, duydukları sesleri Türk enstrümanlarıyla özdeşleştiriyor. Mesela vapur düdüğü bir uyarı sinyali. Türk davulu da tarihte bu işlevle kullanılmış. Kent sesinin üzerine robotlar davul, gong, zil, bendirle ritmik bir yapı oluşturacak... Bu proje dahilinde Boğaz’dan gelen sesler görselleştirilerek internetten herkese ulaşacak.

Bu projede interaktifliğin sınırlarını zorlayıp kentle iç içe geçiyor müzik...
Albümdeki etnik materyallerden bazı şeyleri kullandım. Vapur seslerinden türettiğim şeyler var. Konserde de onu yapacağım. Şehir Hatları vapuruyla konuşup belli yerlerde vapurların düdüklerini çalmalarını isteyeceğim. Çırağan’da Emin-önü’nde çalan düdükleri bir anda konseri kesip salona vereceğim. 

Şimdi böyle alışılmadık müzik projeleriyle uğraşıyorsunuz. Ama sizin yolunuz da bir zamanlar poptan geçti. Ya devam etseydiniz?
Üniversitenin başlarındayım. İnternet yok. Dünyada olup bitenleri bilemiyorsun. Klavyeler ve basit şeyler için bilgisayarlar kullanılıyordu ve benim de merakım vardı. Şans eseri Onno Tunç’la çalıştım. Bir taraftan çalışıp müzik yapacak aletleri almam ve geçinmem gerekiyordu. Basit bir sistemi evime kurabileceğimi düşündüm. O işin de kalitelisini yapan insanlarla çalıştım. Onno Tunç da çok birikimli bir insan; ama iyi bir hayat standardı yakalamak için bu işlere girmiştir. O bir tercih, deneysel müzik yapıp Amerika’ya gidip yemek parasına barlarda da çalabilirdi... Herkese nasip olmaz öyle üst düzey bir prodüksiyon tecrübesi. Devam etseydim mutsuz ama başarılı bir pop prodüktörü de olabilirdim. Bilmem ne evlerinde bir villam olurdu. Ama ben dünyaya açılmayı başardım. 

Sizin için 21. yüzyılın Exanakis’i diyorlar...
Exanakis 20. yüzyılın en büyük bestecisi. Ben Paris’te bulunduğum zamanlar akademik bir yol kat ettim. Avrupa’nın çalışmalarını temel alarak yeni yazılımlar geliştirdim. Ama bu yaptığım albümün 20. yüzyıla imza atmış bestecilerle bir alakası yok. Ben çok özgün buluyorum bu albümü. Anlatım ve içerik olarak şuradan esinlendim diyebileceğimiz biri yok. Elektronik müzikle 80’lerde Jean Michel Jarre sayesinde tanıştım. Onun dışında sürekli klasik müzik yapıyordum. Exanakis’i falan bilmiyordum...

Elektronik müzik ‘gerçek’ olmamakla suçlanıyor zaman zaman. Ama sizin performanslarınız bu eleştiriye cevap gibi...
Ben izleyiciyle etkileşimi kurabildiğimi düşünüyorum. Koluma sensörler bağlayıp bedenimle müzik yapıyorum. Elektronik müziğin öyle komplike tarafları oluyor ki, izleyici performansı yapan kişinin jestleriyle müziği arasında bağlantı kuramıyor. Fakat klasik bir enstrümanda görsel olarak görülüyor. Senfoni konserlerinde de sanki bir tiyatro var. İnsanlara icra ettiği görsel bir dinamizm var. Elektronik müzikte de bunu verirseniz, insanlar yapılan şeyin içine düşebilirler. Ama bunu yapmak kolay değil. Benim sensörlerle yaptığım işi yapabilen çok kişi yok. Çünkü büyük tecrübe gerektiriyor, yeniden enstrüman tasarlıyorum. Çok zor bir iş beni de bitiriyor. Hem performans, hem bilgisayar programcılığı hem kompozisyon... Ama onu sağladığınızda seyirciyle etkileşmeniz mümkün... Eseri tanıyıp gelmek başka bir şey, hiç duymadan gelmek başka bir şey üç-dört tane bilmediğiniz eser dinlerseniz üst üste yorulursunuz bu çok doğal.

Albümde Dede Efendi’nin ‘Gülnihal’ parçasını retro elektronik bir yapıda yorumlamak zor olmadı mı?
Ben samimiyete çok önem veriyorum. Müzik yalanı kaldırmaz. İstediğiniz kadar PR yapın ambalajlayın birine ulaşmıyorsa ulaşmaz. ‘Gülnihal’ benim için çok zor bir eser oldu. Melodi hazır zaten, ben birkaç ufak değişiklik yaptım. Ama o duygu yoğunluğu beni çok yordu.
Tales of Future / Sinan Bökesoy / EMI