Ve dizginler kadının eline geçer...

Ve dizginler kadının eline geçer...
Ve dizginler kadının eline geçer...
Paris'te sahnelenen 'Kürklü Venüs', sahne için çok zor olan sado-mazoşizm temasını cesur bir şekilde işliyor. Marie Gillain, seksi Vanda gibi zor bir rolünün altından mükemmel kalkıyor. Çekiciliği, cazibesi, enerjisi ve cesur oyunculuğuyla göz dolduruyor. Oyunu korse, jartiyer ve yüksek topuklu ayakkabılarla rahatça oynarken tamamen çıplak kaldığı sahnelerde de doğallığını kaybetmiyor.
Haber: TİLDA TEZMAN / Arşivi

New York’lu rejisör Thomas Novachek, Sacher-Masoch’un yazdığı romandan yola çıkarak “Kürklü Venüs”ü sahneye uyarlamaya karar verir. Thomas Novachek, o güne kadar sanat camiasında fazla parlamamıştır. O gün, sahneye koyacağı yeni oyunu “Kürklü Venüs”e oyuncu seçmek için 35 adayla görüşmüş ama hiçbirini beğenmemiştir. Vanda karakterini oynayacak uygun birini bulamamanın sıkıntısını yaşayan Thomas, o uzun günün sonunda, tiyatrosundaki bürosundan moralsiz bir halde çıkmak üzereyken Vanda Jordan adında genç bir kadın kapıdan içeri girer. Vanda rolü için aday olduğunu ve bu rolü kapmak için can attığını söyler. Thomas çok yorgun olduğunu ve oyuncu seçmek için başvuran adaylar arasında adı olmayan bu enerji küpü kadınla mülakatı reddeder. Adi, bayağı görünüşlü ve küfürlü ağızıyla dayatmaya devam eden oyuncu adayı, tekstin bir bölümünü oynamak istediğini ve bu rolü kaçırmak istemediğini ısrarla anlatır. Trençkotunu açar ve mazoşistlerin giydiği türden zımbalı deriden bir sutyen, jartiyerli bir korse ve boynunda bir tasmayla kalır. Yönetmen, eve gitmesi gerektiğini, nişanlısının onu beklediğini ve bu rol için onu uygun bulmadığını anlatır. Ama nafile… Kadın diretmeye ve dayatmaya devam eder.

Çantasından beyaz bir dönem elbisesi çıkarıp üstüne giyer; koltuğun üstündeki geniş naylonu da tuvaletinin üstüne, sanki kürk bir etolmüş gibi dolar ve ilk repliği teatral bir tonlamayla vermeye başlar. Yönetmenden de oyundaki yönetmen karakterinin diyaloglarını okumasını talep eder.


Bu bayağı ve avam görünüşlü, mahalle ağzıyla konuşan, nerden geldiği belli olmayan kadına şans vermeye gönlü olmayan yönetmen, kadının teksti akıcı bir şekilde yorumlaması karşısında şaşırır. Şuh ve büyüleyici Vanda, piyesteki karakter ile kendi gerçek kişiliği arasında ciddi bir şüphe uyandırır. Thomas’ın yazdığı oyundaki karakterler için hayal ettiği hükmetme ve hâkimiyet kurma oyunu kendisine karşı bir tehdit olarak geri dönüş yapmaya başlar.

Vanda karakterine bürünmesiyle, bu adi kadın adeta metamorfoza uğrar. Sacher-Masoch’un romanını ezbere bilmektedir, tekstin her satırını derinlemesine hazmetmiştir. Yönetmen Thomas’ın uyarladığı bazı bölümler hakkında akıllı ve yerinde eleştiriler bile getirmeye başlar. Yönetmen şaşkınlıktan şaşkınlığa girer ve kadının entelektüel seviyedeki bilgi birikimi karşısında hayrete düşer. Vanda çantasını açar ve karşısında ona replik veren yönetmene 19. yüzyıl ceketini zorla giydirir. Onu parmağının ucunda oynatmaya başlar; dizginler kadının eline geçmiştir artık…


İlk başta kadını umursamayan, egosu şişik, günün yorgunluğunu üstünden atmak isteyen, kendinden emin bu adam, oyunun sonlarına doğru, boynunda tasmasıyla savunmasız zayıf bir kadına dönüşür. Vanda, bütün rolleri ters düz etmeyi başarmıştır, karakterlerin bile yerini değiştirmiştir: Seyirci oyuncu olurken, kadın oyuncu yönetmen olur, yönetmen oyuncu olur, erkek kadın olur ve tiyatro bir oyun alanına dönüşüverir. Bütün elementler birbirini etkiler ve Vanda’nın büyüsüyle her şey değişime uğrar. Vanda, hep bir adım önde giderek, ipleri çekerek, usta bir satranç oyuncusu gibi, yönetmeni de seyirciyi de kendi arzusuna göre idare etmeye ve yönetmeye başlar.

David İves’in yazdığı ve 2010 yılında Broadway’de sahnelenen “Kürklü Venüs” oyununda komedi unsuru öne çıkıyordu. 2011 yılında tam üç Tony ödülüyle taçlandırılan bu oyun, o yıl hem en iyi oyun, hem en iyi kadın oyuncu hem de en iyi erkek oyuncu ödülünü alır. Paris’te, Jérémie Lipmann’ın bu yıl sahnelediği “Kürklü Venüs” oyununda tekstin ve diyalogların nüktesi daha çarpıcı, bunun sebebi de Anne-Elisabeth Blateau’nun teksti uyarlamadaki ustalığı. “Tiyatro içinde tiyatro” seyirciye öyle güzel geçiyor ki!


Bu piyes Sacher-Masoch’un yazdığı romandan bir alıntıdır. Bu senaryo, birkaç defa beyazperdeye de uyarlanmıştır. Geçen yıl, yani 2013’de yönetmen Roman Polanski “Kürklü Venüs”ü filme çekti ve Cannes Film Festivali'nin açılışında gösterildi. Vanda rolünü oynayan Emmanuelle Seigner en iyi kadın oyuncu ödülüne aday oldu.

Mazoşizm adı, “Kürklü Venüs” romanını yazan Leopold von Sacher-Masoch’un isminden gelir. Bu Alman yazarın fantezilerinin sonucu mazoşizm diye adlandırılan, acıyı zevke dönüştüren sapkınlığın tanımlaması ortaya çıktı. 1870 yılında, Leopold von Sacher-Masoch’un yazdığı romanın edebi dili ve şiiri çok kuvvetli. Uyarlanan tekst, romandan uzaklaşmıyor. Adi bayağı bir kadın ama sıcacık bakışlı. Oyun devam ederken, kadının ne kadar zeki, bilgili, birikimli ve baştan çıkarıcı olduğunu keşfediyoruz. Oyuncu adayı olarak başvurduğu yönetmenin, aslında aynen 19. yüzyıldaki romancı kadar kadın düşmanı olduğunu anlıyoruz. Her ne kadar oyunun başrolünde hâkimiyet kuran – itaat eden yani sadomazoşizm varsa da, aslında burada vurgulanmak istenen bir oyuncuyla yönetmenin arasında yerleşen dinamik ve tabii ki erkek-kadın ilişkilerinin karmaşıklığı.


Kadınla erkek arasındaki baştan çıkarma ve hükmetme oyunu her sahnede farklı bir şekilde oynanıyor. Bir nebze de olsa, bu oyunda, Pinter tiyatrosunun gizemi de sezinleniyor. Bu Vanda Jordan kimin nesi? Gerçekten var mı? Hiçbir yere ait olmadığını söyleyen bu kadın belki de bir hayalden ibaret…

Oyunun dekoru enteresan: Bir tiyatro salonunda prova odası, bir ara tiyatro sahnesinin arkası bütün ihtişamıyla ortaya çıkarken, duvarlarda asılı yarasalar ve yırtıcı kuşların görüntüsü çok etkileyici. Kuvvetli bir müziğin eşlik ettiği bu sahne görsel olarak çok güzel. Reji çok modern. Minimal dekor ve loş ışıkta çırılçıplak kalan kadın oyuncu fevkalade.

Marie Gillain (Vanda), Nicolas Briançon (yönetmen Thomas), her ikisi de oyunculuklarıyla parlıyorlar. Her ikisi de çok dakik oynuyor. Rolleriyle bütünleşiyorlar ve çok inandırıcılar. Güzel bir tiyatro dersi veriyorlar. Seyirci baştan sona ilgiyle izliyor.

Marie Gillain, seksi Vanda rolü için Jérémie Lippmann tarafından seçildi ve tam 12 yıl aradan sonra tekrar sahneye çıktı. Bu rolle 2015 Cristal Globe ödüllerine en iyi kadın oyuncu dalında aday olan Marie Gillain zor bir oyunculuğa imza atıyor ve bu rolün altından mükemmel kalkıyor. Çekiciliği, cazibesi, enerjisi ve cesur oyunculuğuyla göz dolduruyor. Oyunu korse, jartiyer ve yüksek topuklu ayakkabılarla rahatça oynarken, tamamen çıplak kaldığı sahnelerde de doğallığını kaybetmiyor. Marie Gillain üç karaktere birden büyük bir tutkuyla bürünüyor: Hafifmeşrep bir aktris adayı, hükmetmeye meyilli bir aristokrat ve feminist zorba bir Venüs… Maço bir erkeği cezalandırmak için Tanrı’nın yolladığı bir Venüs…


Başta hükmeden, sonrasında bu kadın-metresin emirleriyle silikleşmeye başlayan ve bu kadının boyunduruğuna giren ve prova olarak okudukları teksti sapkın ve ahlaksız bir oyuna dönüştüren Nicolas Briançon zarif oyunculuğuyla büyülüyor. Sahne için çok zor olan sado-mazoşizm teması cesur bir şekilde işleniyor.

“Kürklü Venüs” (La Vénus à la Fourrure) Paris’te Tristan-Bernard Tiyatrosu’nda salı-cumartesi 21.00’de oynanıyor.