Vüs'at O. Bener'siz beş yıl

Vüs'at O. Bener'siz beş yıl
Vüs'at O. Bener'siz beş yıl

Vüs?at O. Bener, anlatım biçimi ve diliyle edebiyatta özel yere sahip.

Bugün, yıkıcı ironisi Türk edebiyatına damgasını vurmuş Vüs'at O. Bener'in ölümünün 5'inci yılı. Bener, Mehmet H. Doğan'a göre 'Konuları ve insanlarıyla daha seçmeci bir Memduh Şevket; anlatımıyla iç konuşmalarıyla daha derli toplu, daha titiz bir Sait Faik'ti
Haber: BURCU AKTAŞ / Arşivi

İSTANBUL - İnsan, hayata sevdiği kitapların cümleleriyle isyan edebilir pekâlâ.  “Altta kalanın canı çıksın çarkının kısırdöngüsüne hep birlikte katkımızın aymazlığına, bireysel, dönek mutluluğumuzun soysuzluğuna, bile bile körlüğümüzün sıkılmazlığına boğalar gibi kızıp, çılgına dönsek de, elleri böğründe kalakaldığımız için boğulmalı değil miydik hıçkırıklara?”
Vüs’at O. Bener’in ‘Buzulçağının Virüsü’ kitabının bu cümlelerini  isyan bayrağım yapıyorum. Bunu bilerek bugün yapıyorum, çünkü bugün Vüs’at O. Bener’in ölümünün 5’inci yılı. Türk edebiyatına yıkıcı ironisiyle damgasını vurmuş bir yazar, Bener. Adı söylendiğinde akla gelen ilk şeylerden biri anlatım biçimi ve dili kuşkusuz. Türk edebiyatına kazandırdığı kitapların sahip oldukları iç monolog tekniği yazarın edebi hayatının en çok konuşulan yanlarından biri oldu.
Vüs’at O. Bener, Meliha hanım ile öğretmen M. Raşit Bener’in oğlu olarak 1922 yılında Samsun’da doğdu. Bursa Işıklar Askeri Lisesi’ni ve Harp Okulu’nu bitirdikten sonra levazım asteğmeni olarak Dikili ve Ankara’da görev yaptı. Askerliği yazar ruhuyla birleştiremediğinden belki de,  Siirt’te kıdemli yüzbaşıyken istifa etti. Düzeltmenlik, Türkçe öğretmenliği yaptı. İlerleyen yıllarda Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1992’de emekli olana kadar da hukuk müşaviri olarak çalıştı. Rutin çalışma hayatı sırasında edebiyata uzak değildi Vüs’at O. Bener. 1950’de New York Herald Tribune gazetesi ile Yeni İstanbul gazetesinin ortaklaşa düzenledikleri öykü yarışmasında üçünücülük kazanan ‘Dost’ ile Türk edebiyatına görkemli bir giriş yaptı. Yarışmada Bener dışında finale kalan isimlerden ikisi de Samim Kocagöz ve Orhan Kemal ’di.
1952 yılından itibaren Seçilmiş Hikâyeler, Varlık, Yeditepe ve Dönem dergilerinde yayımlanan öyküleriyle tanındı. Öykülerinde yeni bir gerçekçilik anlayışıyla insanın iç dünyasına, bilinçaltındaki karmaşaya yönelmeyi tercih etti. Vüs’at O. Bener, edebiyatı öncelikle bir dil ve anlatım biçimi olarak ele alan 1950 kuşağı öykücüleri içinde değerlendirildi. İlk kitabı ‘Dost’u 1952, ‘Yaşamasız’ı 1957’de yayımladı. Bir süre hikâyeciliğe ara verdi. Bu durumu kendi cümleleriyle şöyle özetledi: “Yaşam serüvenimin yazarlığımı olumsuz etkilediğini söyleyemem. Verimsizliğim kendi huysuz, ikircikli yaratılışımdan ileri geliyor.”

Konuşma dilinin doğallığı
Öykülere ara verdiği sırada ‘Ihlamur Ağacı’ (1962) ve ‘İpin Ucu’ (1980) adlı iki oyun yazdı. 1984’te ‘Buzul Çağının Virüsü’ ile heyecan uyandıran bir giriş yaptı roman alanına. Uzun bir aradan sonra ‘Siyah-Beyaz’ (1993), ‘Mızıkalı Yürüyüş’ (1997), ‘Kara Tren’ (1998) ve ‘Kapan’ (2001) kitaplarıyla yeniden  döndü.  Konuşma dilini tüm doğallığıyla ve ona yoğunluk kazındırarak kullandı; öykülerinde toplumsal, bireysel sorunları içsel etkileriyle ele aldı. Bu döneme ‘Bay Muhannit Sahtegi’nin Notları’ (1991) romanıyla ‘Manzumeler’ (1993) adlı şiirlerini de sığdırmıştı.
M. H. Doğan’a göre Vüs’at Bener öykücülüğü ve yazarın kendisi “Konuları, insanları, olaylarıyla daha seçmeci bir Memduh Şevket; anlatımıyla iç konuşmalarıyla daha derli toplu, daha titiz bir Sait Faik”tir.

Karasu ve Bener bu projede birleşti
Vüs’at O. Bener’in ölüm yıldönümünde yazarla ilgili önemli bir kitap yayımlandı: ‘Yaşamasız Yazabilmek’. Kitabın bir diğer önemli özelliği de Metis Yayınları Bilge Karasu Edebiyat İncelemeleri Dizisi’nin ilk kitabı olması. 2007 Memet Fuat Eleştiri / İnceleme Ödülü’nü olan ‘Yaşamasız Yazabilmek’, çağdaş Türkçe edebiyatın köşe taşlarından birini evrensel anlamda değerlendiriyor. Reyhan Tutumlu kitabında, Vüs’at O. Bener çalışmalarını yeni bir düzleme taşımaya çalışıyor.
Bilge Karasu Edebiyat İncelemeleri Dizisi’nde Türkiye’yle ilgili edebiyatlara evrensel ölçütler içinde eleştirel yaklaşan çalışmalar gündeme getirilecek. Özgün çalışmalara yer verecek dizide, sırada, Jale Özata Dirlikyapan’ın ‘Kabuğunu Kıran Hikâye’si var. Dirlikyapan, 1950 kuşağı öykücülüğünü birincil kaynaklarla irdeliyor.


    ETİKETLER:

    Orhan Kemal