Warhol bir kurban mı?

Andy Warhol,sadece 20. yüzyılın değil belki bütün çağların en önemli sanatçılarından birisi.
Haber: HASAN BÜLENT KAHRAMAN / Arşivi

Andy Warhol,sadece 20. yüzyılın değil belki bütün çağların en önemli sanatçılarından birisi. Bu da onun, gene bütün büyük sanatçıların yaptığı gibi, çözümler üreten birisi olmasından değil yeni ve üstünde düşünülecek sorular ortaya atmasından kaynaklanan bir husus. Bu genel kuralın Warhol söz konusu olduğunda kazandığı özellik şu...
Sanat tarihi başından beri güzel kavramıyla ilgilenmiştir. Bütün bir estetik güzelin ne olduğunu kuramsal düzeyde açıklamaya çalışırken sanat da ona kendi pratiği içinde bir yanıt vermeye çabalamıştır. Bu sürecin sonunda sanatın işlediği güzel kavramının gündelik hayatın ötesinde kalan bir gerçeğe tekabül ettiği sonucuna varılmıştır.
Güzelin matematiği
Antik Yunan'ın kusursuz güzel arayışı, bunu matematiksel orantılarla somutlaştırmaya çalışması ve Rönesans'ın da oradan hareket ederek bu oluşuma mistik bir boyut getirmesi Batı metafiziği içindeki estetik duyuşun da sıra dışı bir şey olduğu görüşünü büsbütün güçlendirmiştir. O arada Alman romantizminin gene Rönesans'a ve tabii Antik Yunan'a uzanan, felsefi ve estetik plandaki yaklaşımları da bu süreci desteklemiştir.
Yirminci yüzyıl daha başlangıcında ürettiği yaklaşımlarla bu oluşuma bir darbe indirmiştir. Özellikle Dada hareketi yerleşik değer yargılarını sarsmış, ona yeni ufuklar getirmiştir. Artık sıradışı olan değil sıradan olan da bir anlam taşımalıydı. Sıradan olan şey de sanatın nesnesi olabilirdi. Marcel Duchamp, bunu kanıtlamak için bir pisuvarı duvara asmış ve onu sanat yapıtı olarak sunmuştu. Ona ve aynı bağlama yerleşen öteki çalışmalarının tarak, daktilo gibi öğelerine 'hazır nesneler' (ready made) adını veriyordu. Öylelikle, sanat tarihi çok önemli bir dönemeci alıyor, yeni bir düzeye çıkıyordu.
Performans başlıyor
Dadacıların yaklaşımları çok etkili olmakla birlikte daha çok tepkisel bir nitelik taşıyordu. Bu nedenle de bir hayli sertti. Ayrıca, hazır nesnelerden yararlanmakla birlikte, Dada sanatçının kendisini de bir 'nesne' olarak sanatsal üretimin içinde istiyordu. Bir anlamda sanatçının
'performansı', 'aksiyon'u da sanatının ayrılmaz bir parçası olarak algılanıyordu. Buysa, 20. yüzyılın bu adlar altında tanınan akımlarına olanak verse de herkesin yapacağı bir şey değildi.
Warhol'un ve pop sanatın önemi işte devreye burada girer. Pop sanatın en belirgin yanı gündelik hayatın nesnelerini sanatın da nesnesi yapmasıdır. Bu yanıyla Dada'ya yaklaşırsa da ondan ayrılır. Çünkü, Dada'nın 'hazır nesne'si sıradan bir nesnedir ama o kadar da sıradan değildir. Çünkü, Duchamp, ortaya koyduğu nesnenin herhangi bir şey olmadığını, 'sanatçının
kişisel tarihini' taşıyan bir şey olduğunu belirtiyordu. Oysa, Warhol'un, kullandığı nesneler kelimenin gerçek anlamıyla sıradan şeylerdi. Çünkü, her şey bir yana, sanayinin kitle üretim tekniğiyle ürettiği nesnelerdi onlar. Çorba kutuları, deterjan kutularıydı. Bu yanıyla pop, Dada'ya da radikal bir cevap veriyordu.
Sıradan sanat
Fakat ortada ilginç sorular vardı. Bu nesneler neden ve hangi anlamda sanatın nesnesiydi?
Bir yandan bunlar algılanması son derece kolay, izleyenle derhal ilişki kurabilen görüntülerdi. Herkes o nesnelere aşinaydı, dolayısıyla onları içeren sanat yapıtı da bir aşinalık doğuruyordu. Ama hepsi bu kadar değildi.
Pop sanat tartışmaları genellikle bu noktadan başlatılır ve bu olgunun, kitle üretiminin tekdüzeliğine, dolayısıyla da kolaylığına alışmış bir topluma üretildiğini vurgular. Özellikle ticarette geçerli olan 'zincir' kavramı düşünülürse bu doğru fakat eksiktir. Çünkü, kolaylık yarattığı, o nedenle de aşinalık ve sıcaklık doğurduğu söylenen bu sanat, öbür taraftan da aynı nedenlerden ötürü iki noktanın altını çiziyordu.
Her şeyden önce, deterjan ya da çorba kutusunun resmedilmesi belli bir sanat görgüsüne alışmış orta sınıf insanı için çok radikal bir tutumdu. Tuval, bütün öykülerden,
kurgulardan arındırılmış bir tek nesneye indirgenmişti.
O da soğuk ve anlamsız bir şeydi.
Resmin yeni anlamı
İkincisi, bu nedenden ötürü, Pop sanat ve Warhol, çok az insanın düşündüğü bir şeyi gerçekleştiriyor ve resmi sekülerleştiriyordu. Onu, bütün 'öte' (meta) boyutlarından arındırıyor ve sadece kendisi olarak sunuyordu. Ne var ki aynı tuval bunun tam tersini de gerçekleştiriyordu: Hiçbir öykü, kurgu, kurmaca olmadığı için sanat yapıtı büsbütün öte bir anlam kazanıyordu. Nitekim, pop sonrası sanat bir bilgi nesnesine dönüşürken bu damardan türedi.
Warhol, bugün bu özellikleriyle anımsanmıyor. Artık bütünüyle bir toplumsal kimlik olarak tanınıyor. O da onun daha sonraları ağırlık verdiği ve Amerikan kültürünün 'ikon'larına dayanan yapıtlarının doğurduğu, ürettiği bir sonuç.
Bu olgunun çok önemli iki sonucu var: O, Marilyn Monroe'ların, Elvis Presley'lerin, James Dean'lerin, Liz Taylor'ların baskı resimlerini hazırlayarak (üstelik onları da 'seri'ler olarak hazırlıyordu) pop kültüre teslim oldu ve onun 'görsel' boyutunu kurmaya girişti. Fakat bir süre sonra, Mao'ları, Leonardo'ları aynı kapsama sokarak onları poplaştırdı.
Hele bir de yaşama biçimi ve kaygıları düşünülürse Warhol'a da pop kültürün kurbanı demek hiç yanlış değil!