Warhol İstanbul'da

Amerikan kültürüne dahil her şeyi sanata taşıyarak kendisini de 'simge'ye dönüştüren, 'pop art'ın öncü ismi Andy Warhol sergisinin açılışı bugün.
Haber: ESRA ALİÇAVUŞOĞLU / Arşivi

İSTANBUL - Andy Warhol bir dâhi miydi, yoksa sanatçı taklidi yapan bir şarlatan mı? Sanırız bu sorunun cevabını net olarak verebilmek neredeyse imkânsız. Belki onun için sadece, sanat tarihine
adını renkli harflerle yazdırmış pop art'çı 'Andy' demek daha doğru.
Onun sanatını bu denli tartışılır kılan, 'iyi mi' yoksa 'kötü mü' dedirten soruların başında Warhol'un alışılmış sanatçı şablonunun dışına taşan kişiliği geliyor. Ancak unutmamak gerekiyor ki bir yanıyla Andy Warhol'un bu sıra dışı kişiliğidir onun yapıtlarını bu denli popüler ve önemli kılan.
Andy Warhol'un yapıtlarının hem kültürü, hem de yüksek sanatla sürekli olarak karmaşık ilişkiler içinde olması onun sanatı hakkındaki çelişkiler yumağını güçlendiriyor. Ancak sadece bir tarafıyla da olsa, pop art akımının en gözde, en sık anılan sanatçısı olması, bu akıma en uygun kişi olduğunun da sağlamasını yapıyor bir anlamda.
Andy Warhol'un sanatını, kendi ağzından çıkan sözcükleri tekrarlayarak tanımlamak mümkün: "Andy Warhol hakkında ne bilmek istiyorsanız, yüzüme bakın: Resimlerime, filmlerime ve yüzüme..." Gerçekten de Andy Warhol'un resimlerine -Marilyn Monroe, Elvis Presley, Elizabeth Taylor, Campbell's Konserve Kutuları, Dolar İşaretleri vs- baktığımızda, gördüğümüzden başkasını, daha derinini aramak boşunadır. Kullandığı
-Amerikan kültürünü oluşturan her şey- tüm imgeler, varoluş amaçları dışında değil, görüntüleri nedeniyle kullanılırlar. Resimlerine kaynaklık eden her görüntüde ne bir fazla, ne bir eksik bulamazsınız.
Peki başlangıçtaki soruya dönecek olursak gerçekten de kimdir Andy Warhol? Asla ressam olmak istemeyen, kendini hep bir step dansçısı olarak hayal eden, sanat yaşamı boyunca ürettiği resimlerin nedenini 'makine olmak isteğine' bağlayan, sanatçıdan çok 'iş ressamlığına' (tıpkı 'işadamı' gibi) soyunan Warhol, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında Amerikan kültür yaşamının önemli bir simgesi olarak çıkıyor karşımıza.
Amerika'yla özdeş
Amerika'yı onsuz, onu Amerikasız düşünmek mümkün değil. Ayrıca, Warhol'u sadece ressam olarak değil, sinemacı, fotoğrafçı, grafiker, dergi yönetmeni ve koleksiyoncu olarak ele almak onun yapıtlarını anlamamızı daha kolaylaştırır.
Warhol'un yaşamı tek başına bir belgesel olabilecek nitelikte. Doğu Avrupa'dan Amerika'ya göç eden bir ailenin içine kapanık en küçük çocuğu olarak dünyaya gelen Warhol, sorunlu bir ilkgençlik geçirir.
Ancak hayatın ipuçlarını bulması uzun sürmez. Yalnızlıkla geçen çocukluğunun öcünü yıllar sonra moda gösterilerinden, medyadan, sinema kulüplerinden, New York gece âleminden alır. Geçmişini unutmuş gibidir, Amerikan kültürünün simgesi olarak sürdürür yaşamını ve asla çocukluk yıllarına dönmez. Arkasında bıraktıkları ne de olsa kendi yarattığı, cilaladığı, yaşamın karşıtıdır.
1950'lerin başında Carnegie Teknoloji Enstitüsü'nü bitirdikten hemen sonra New York'a ayak basan Warhol için yeni bir dünyanın da kapıları aralanmış olur. Önde gelen moda dergileri için yaptığı tasarımlar ve çizimler ses getirir. Dünün içe kapanık çocuğunun etrafında New York'un ışıltılı dünyası vardır artık. Sadece para kazanmakla kalmaz; Andy Warhol'u Andy Warhol yapacak olan görsel birikimi de bir taraftan kaydetmeye başlar bu dönemde.
60'lı yıllar Warhol'un, fotoğrafları, gazete küpürlerini ve gündelik yaşamın ana motiflerini ele geçirip kullandığı yıllar oldu. Teknik olarak çoğaltmaya dayanan, kişiliğine uygun 'serigrafi'yi kullandı.
Andy Warhol'un sanat felsefesi şu sözleriyle daha da açıklık kazanıyor: "İş sanatı, sanattan sonra gelen adımdır. Ticari bir sanatçı olarak işe başladım, iş sanatçısı olarak bitirmek istiyorum. 'Sanat' ya da nasıl adlandırılıyorsa, onu yaptıktan sonra, iş sanatına geçtim. Bir sanat işadamı ya da iş sanatçısı olmak istedim. İşte başarılı olmak en büyüleyici sanat türüdür."
Sinemayı ihmal etmedi
Andy, sanatın her alanına el atmayı neredeyse zorunlu görüyordu. Sıra sinemaya gelmişti. Makaralarca film çekti ve neredeyse kendi efsanesini yarattı. Empire State Building'i, sabit kamerayla sekiz saat boyunca filme çekti.
'Uyuma' adlı filminde ise altı saat boyunca uyuyan bir adamın görüntüsünü sundu izleyenlere. Warhol, 60'lı yılların ortasında eski bir şapka dükkânından bozma stüdyosunu Fabrika (Factory) haline getirerek özgürlüğünün sınırlarını daha da genişletti. Burada, büyük resimlerin yanı sıra asistanlarıyla birlikte filmler yaptı. Fabrika, Warhol ve çevresinin yaratıcılıklarını kamçılayan bir özgürlük mekanı oldu. Burası sadece bir stüdyo değildi, bir yaşam biçiminin yansımasıydı aynı zamanda.
Türk izleyicisi için Andy Warhol çok tanıdık bir isim. Yapı Kredi Kültür Merkezi Kazım Taşkent Sanat Galerisi'nde bu akşam açılacak olan 'Sanatı ve Yaşamıyla Andy Warhol' sergisi Andy'yi daha iyi tanıma fırsatı verecek hiç kuşkusuz. 55 yapıtının yer aldığı bu hayli önemli sergide, Marilyn'den Lichtenstein'a, Mao'dan, Jackie'ye birçok kült ismin portresinin yanı sıra Warhol'un sanatını daha iyi çözümlememiz için gereken çok sayıda yapıt yer alıyor.