Wild Beasts Radikal'e itiraf etti: Rakının verdiği sarhoşlukla...

Wild Beasts Radikal'e itiraf etti: Rakının verdiği sarhoşlukla...
Wild Beasts Radikal'e itiraf etti: Rakının verdiği sarhoşlukla...
23 Mayıs Cumartesi günü yeni açılan Babylon Kilyos'ta düzenlenecek Babylon Soundgarden Festivali'nin headliner'ı olan dünyanın en ünlü elektronika gruplarından Wild Beasts'ın solisti Hayden Thorpe, Radikal'e itiraf etti: "Aslını isterseniz son albümümüz 'Present Tense'te bulunan 'Pregnant Pause', İstanbul'da geçen bir hikayeyi anlatıyor. Sizin yerel içkiniz rakının verdiği sarhoşlukla 'Pregnant Pause' ortaya çıkmıştı.
Haber: RANA GÜL / Arşivi

2008’de bir indie rock grubu olarak kuruldunuz ve şimdi Wild Beasts dünyanın en ünlü elektronika gruplarından bir tanesi olarak anılıyor. Böylesine köklü bir değişim geçirdiğinizi düşünüyor musunuz?
Pek değil. Bu durmadan gelişmekle ilerlemekle ilgili bir durum. Herhangi bir eski fikre bağlı kalmamak gerekiyor. Bence bizi gelişimimizde en önemli olan ince işçiliğin daha iyi noktalara gelmiş olması ve tabii bilgi birikimimizin artması… Bu birikimi müziğimizde kullanmamak büyük hata olur.

‘The Smother’ ve ‘Present Tense’ albümleriniz arasında 3 senelik bir ara var. Bu denli uzun bir ara vermeye neden ve nasıl karar verdiniz?
Benim açımdan bakacak olursak tamamen kişisel sebepler ön planda. İnsan olarak belli bir değişikliği hazmetmeniz ve ona adapte olmanız zaman alıyor. Hayatınız bir anda ve köklü şekilde değişiyor. Henüz çok gençken bütün istediğim bir müzisyen olmak ve bir grup kurmaktı. Dünyayı dolaşmak ve turneye çıkıp sahnede yer almak istiyordum ve sonunda bu noktaya geldiğimi fark ettiğimde durup nerede olduğumu görmek ve anlamak istedim. “Şimdi ne olacak?” diye sordum kendime… Sanatçı olarak böyle bir reality check yapmadan ilerlemek hiç sağlıklı değil. Bir vizyonunuz olmalı ve yenilemelisiniz o vizyonu. Artık genç değil, olgun bir adam olmaya alışmam gerekiyordu. Ünlü bir grupta olmanın en büyük avantajı ve tabii aynı zamanda dezavantajı, erişkinlik dönemini reddebilme lüksünüzün olması. İnsanlar size eğlenirken içki içerken görmek istiyor; bu sanki ünlü olmanın bedeli gibi.


Galstonbury gibi 150 bin kişinin katıldIğı devasa festivallerden Avrupa’nın ücra bir köşesindeki solo konserlere kadar sayısız performansınız oluyor. Hangisini kendinize daha yakın görüyorsunuz?

Bence belli bir topluluk ile aranızda bir bağ kurmak kitlenin sayısı ya da konser alanının büyüklüğü çok önemli değil. 500 kişiyle kurduğunuz yakınlığı 5000 kişiyle de hissedebilirsiniz. Bence anıları sayısal terimlerle ifade etmek çok doğru değil. Amerika’da son derece küçük bir kasabada konser vermiştik, neredeyse orayı kimse bilmiyordu. Yaklaşık 40 kişilik bir dinleyici grubuna çalmıştık. Ama harikaydı, çok sıcak, samimi. Glastonbury bambaşka. Orası devasa. Adrenalin dolu. Sürekli koşuyorsunuz. Garip bir ruh hali var. Solo konserler çok daha fazla kontrolünüzün olduğu, hakim olduğunuz bir durum yaratıyor. Oysa ki festivallerde sizinle ilgili olan pek az durum var. Daha büyük bir bütünün parçası gibisiniz. Ben biraz kendime dönük birisiyim. Dolayısıyla solo konserler benim için sanırım daha uygun bir tercih.


Sizce söz konusu müzik olunca kurallara uymak mı yoksa risk almak mı daha önemli?

Bence risk almalısınız. Çünkü müzik yapmak kurallara uyabileceğiniz bir durum değil. Bindiğiniz taksinin şoförünün güvenli olmasını, kurallara uymasını beklersiniz, postacınızın, doktorunuzun kurallara uymasını ister ve beklersiniz ama bir plak dükkanına gidip sevdiğiniz sanatçının plağını aldığınızda onu kurallara uyduğu için almazsınız. Bence benim işim risk almak ve ileriye gitmek. En büyük fikirler en büyük aşağılanmaları da beraberinde getiriyor ama bunu yapmak zorundasınız. Küçük duruma düşmekten, başarısız olmaktan tabii ki korkuyorum. Ama bir yandan da kendimi inanılmaz şanslı hissediyorum; bu benim işim bunu yapmayı seviyorum. Başka bir şey yapamam,başka bir işte inanılmaz başarısız olurum, bu kesin.

'Present Tense' çıkalı epey oldu. Yeni bir proje üzerinde çalışıyor musnuz? Wild Beasts için yakın gelecekte neler var?
Şu sıralar yeni parçalar yazıyoruz. Beraber grubu kurduğumuz kentin çok yakınlarında küçük bir kasabada birlikte parça yazıyor, çalışıyoruz. Dağın eteklerinde küçük bir stüdyoda çalışıyoruz. Yavaş ama istikrarlı bir ilerleyişimiz var. Bİtmesi 3 yıl da sürebilir, 6 ay da, bilmiyorum. Yaşımız ilerledikçe yaptığımız iş konusunda kendimizi daha da şanslı hissetmeye başladık. Tadını çıkartıyoruz. Örneğin bu akşam ben hepimize güzel bir yemek hazırlayacağım. Birbirinize iyi bakmanız gerekiyor, kollamalısınız birbirinizi. Birlikte olduğumuz zaman kendimizce güzel vakit geçiriyoruz ama bu aslında ciddi br süreç.

Türkiye’deki hayranlarınıza mesajınız var mı?
Çok mutluyuz geliyor olmaktan çünkü daha önce de Türkiye’ye geldik ve bizim en sevdiğimiz ülkelerden bir tanesi; harika bir yer. İstanbul’un bambaşka bir havası var. Çok seviyoruz. İnanılmaz tutku dolu bir şehir. Aslını isterseniz son albümümüz ‘Present Tense’te bulunan ‘Pregnant Pause’ İstanbul’da geçen bir hikayeyi anlatıyor. Yaklaşık üç sene önce Aralık ayında İstanbul’da bir konser vermiştik. Şehre ayak basar basmaz ilk dikkatimi çeken durağanlığıydı. Sizin yerel içkiniz rakının verdiği sarhoşlukla ‘Pregnant Pause’ ortaya çıkmıştı. Atmosferik ve son derece güzel bir şehir. Sokaklarında kaybolmuştum ama bir yandan kendimi son derece güvende hissettiğimi hatırlıyorum.

BABYLON SOUNDGARDEN'DA BAŞKA HANGİ GRUPLAR VAR? KİLYOS'A NASIL GİDİLİR? TIKLAYINIZ...