Wim Wenders: Oscar vakit kaybı!

Wim Wenders: Oscar vakit kaybı!
Wim Wenders: Oscar vakit kaybı!
65. Berlin Film Festivali'nde onur ödülüne değer görülen Alman sinemasının efsane isimlerinden Wim Wenders, Radikal'e konuştu. 'The Salt of the Earth' adlı belgeseliyle Oscar'a aday gösterilen Wenders, "Oscar'larda artık heyecanlanmıyorum. Her aday oluşumda havaya sokuyorlar ama vakit kaybı" diyor.
Haber: ESİN KÜÇÜKTEPEPINAR - esin.sinema@gmail.com / Arşivi

Alman sinemasının efsane isimlerinden Wim Wenders 70 yaşını göstermiyor, kendisi nedenini ‘ sinema aşkına ve hala gür saçlarına’ bağlıyor, sakin ve barışçıl bir tonda konuşurken bolca gülümsüyor. “Paris-Teksas” ve “Berlin Üzerindeki Gökyüzü” gibi unutulmaz filmlerin yönetmeni dün akşam Berlinale’nin Yaşam Boyu Onur Ödülü’nü aldı. Festivalde ayrıca James Franco’nun başrolde yer aldığı ‘Every Thing Will Be Fine’ adlı 3 boyutlu dramının yarışma dışı gösterilmesi bahanesiyle, soğuk bir Berlin günü yuvarlak masa sohbetinde buluşuyoruz. Filmle ilgili bölümleri ve özellikle oyuncu Franco’ya olan sevgisini vizyon tarihine bırakarak sohbetin kalanını aktarıyorum, kendi deyişiyle belli ki ‘daha çekeceği filmler var!’

Festivalde yeni filminiz gösterilirken Onur Ödülü almak nasıl bir hissiyat?Ödülü kendime verilmiş gibi hissetmiyorum. Sanırım her ödül ortaya çıkan yapıta verilir, yapana değil. Dolayısıyla 70 yaşına geldim, Onur Ödülü’nü de aldım, kenara çekileyim gibi bir duygum yok. Demek ki beğenilen filmler yapmışım, bu ödül onlara ama yenileri de beni bekliyor. Daha çekeceğim filmler var.

Neler çekmek istiyorsunuz?
Aslında kendime de sorduğum ve şu an yanıtını bilmediğim bir soru. Bu yaştan sonra kaç tane film çekebilirsiniz ki? 20 film daha çekemem belki ama daha çekmek isteğim çok şey var. Gelmişim 70 yaşıma, geriye ne kaldı sorusu sorulabilir elbet. Bunca yıldır ne çekmedin de şimdi çekeceksin yani... Esas sorun ‘ne çekmeyeceğim’ sorusu bence. Ruhuma ve sinema tutkuma uymayan hiçbir şey çekmem! Gerisine bakarız, o kadar çok proje var ki! Heyecan iyi bir şey, tutku da! Sizi yıpratmayacak bir gerilim her zaman iyidir, ayakta tutar! Sinema tutkusu ben, genç tutuyor, bir de gür saçlarım.

Zaten bu yıl “The Salt of the Earth” adlı belgeselinizle de Oscar adayısınız, yani heyecanlanacak çok şeyiniz var.Evet ama Oscarlarda artık heyecanlanmıyorum. Her aday oluşumda havaya sokuyorlar ama vakit kaybı. Mesela “Buena Vista Social Club” (1999) ile aday olduğumda, kesin alacaksın diye sırtımı sıvazladılar. Alabildim mi, hayır! Bakınız “Pina” (2012)! Yine alamadım. Dolayısıyla bu yıl hiç beklentim yok. Olursa sevinirim çünkü filmin tanıtımına, daha çok izlenmesine yararı oluyor.

Bu kadar yıldır Berlin Film Festivali’nde çok anınız vardır, en kıymetlisini anlatsanız?Evet, festivalde çok şahane anılarım, azıcık hayalkırıklıklarım da var. Ah bu sokakların dili olsa da anlatsa! Ama bu kadar yıl sonra baktığımda François Truffaut’yla tanışmamı ve birlikte kahve içip uzun uzun konuşmamızı hatırlıyorum. O zamanlar festival merkezi Zoo Palatz’daydı yani kentin batı cenahında, orada tanıştık. O kadar şahane ve kutsal bir anı ki! 1970’lerin başıydı, gençtim ve ondan öğreneceğim çok şey vardı ama sohbetinin güzelliği, heyecanını paylaşma şekli beni büyülemişti.

Yıllar sonra siz de genç sinemacılarla bir kahvelik sohbete oturmuşsunuzdur değil mi? Yoksa festival koşuşturmasından fırsat kalmıyor mu?Yok her zaman gençlerle sohbeti severim, zaman ayırmayı isterim. Atom Egoyan’ı tanıdığımda çok gençti mesela ve sonradan müthiş bir sinemacı oldu. Örneğin Jim Jarmush’la da karşılıklı sohbet ettiğimizde bir kısa filmini acımasızca eleştirmiştim ama o da müthiş bir insan, çok kafa açıcı şeyler konuştuk. Harika filmler kotardı sonradan. Zaten uzun süredir öğretmenlik yapıyorum, gençlerle olmak baambaşka bir enerji ve bakış açısı veriyor.

Memleketliniz Alman sinemacılar arasında aklınıza kim gelir önce?Herkes gibi Fassbinder! Son derece şahsına münhasır bir sanatçıydı, onun gibisi zor gelir, erken gitti. Werner Herzog’la ise artık dostuz, futbol bile oynuyoruz. Herzog çok değişti, gayet barışçıl oldu. Hepimiz değişiyoruz elbette, yaşla birlikte daha bir duruluyoruz sanki. Yani duruluyoruz derken iyi anlamda söyledim; insan ruhuna daha vakıf oluyorsun belki.