Ya oyunculuk, içedönük insanlar içinse

Ya oyunculuk, içedönük insanlar içinse
Ya oyunculuk, içedönük insanlar içinse

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

'Çoğunluk' filmiyle adından söz ettiren ve 'Koyu Kırmızı' dizisiyle ekrana konuk olan Esme Madra, "Entelektüel bir çevrede büyümek bir yandan sıkıcı. Her şeyi iyi yapmamız gerekiyormuş gibi bir durum var" diyor
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Belki filmografisi henüz çok ‘kabarık’ değil. ‘O da Beni Seviyor’, ‘Çoğunluk’, ‘Zenne’ ve şimdi de ilk kez bir televizyon dizisi ‘Koyu Kırmızı’dan ibaret. Ama yer aldığı işlerin öneminin yanı sıra Esme Madra, perdede her göründüğünde varlığını hissettirecek kadar kişilikli bir oyuncu şimdiden. ‘Koyu Kırmızı’yı bahane ettik, Esme Madra’yla ‘isim babası’ Salinger’dan, oyunculuktan, yazıp çizdiklerine daldan dala atladık. 

‘Koyu Kırmızı’da canlandırdığınız karakter hafif asi, ergen bir liseli. Tanıdık geldi mi bu karakter?
Kader, biraz rock’çı, ergen bir kız . Ergenlikte ters olur ya insanlar. Aslında neşeli falan bir tip de kendince asi. Lisedeki halime çok tanıdık geldi tabii. Ben de rock dinliyordum (Gülüyor). Her şeye kolay evet diyen bir tip değildim ben de. Klasik ergen... O yüzden hoşuma giden bir karakter. Biraz ergen olunca insan kaçık olabiliyor, istediğini yapabilecek potansiyele sahip olduğunu düşünebiliyor.
2001’de 14 yaşındayken oynadığınız ‘O da Beni Seviyor’la 2009’daki ‘Çoğunluk’ arasında uzunca bir ara var.

Nedir bu aranın sebebi, okul mu?
‘O da Beni Seviyor’, çok küçükken oynadığım, bir şekilde tesadüfi, rüya gibi bir şeydi. Oyuncu olmayı çok istiyordum ama hemen olmayacağını da biliyordum. Sonrasında da lisede Pera Güzel Sanatlar’da okudum, ardından da konservatuvara girdim. 

‘Çoğunluk’ ne değiştirdi hayatınızda?
Çok şey... Hep söylüyorum, ‘Çoğunluk’ çok güzel bir maceraydı. Seren’le (Yüce) tanışmanın yanı sıra çok çok güzel bir setti. Setin içindeyken de bir daha böyle bir şeyin içinde olmayacakmışım gibi hissediyordum. Her şeyiyle çok rahat, güzel, herkesin birbirini anladığı bir setti. Aslında hep böyle olmalı gibi bir düşünce açtı kafamda. Niye böyle olamıyor? Niye başka şeyler, kaygılar giriyor işin içine? Böyle de olabiliyormuş. 

‘Zenne’ye gelirsek...
‘Zenne’, ‘Çoğunluk’a göre çok daha kalabalık ve kaotik bir filmdi bana göre. Onda da çekim süresinde bir sıkıntı yaşamadım. Yönetmenlerle iyi anlaşıyordum. Zaten Caner Alper de oyuncu yönetimi konusunda çok iyi. 

Yazmaya da devam ediyorsunuz. Senaryo mu yazıyorsunuz daha çok?
Aslında daha çok öykü yazıyordum kendimce. Onları bir, iki kere oyuna dönüştürmüştüm. Biraz daha gerçekdışı şeyler... 

Yazmak daha içe kapanılması gereken bir süreç, oyunculukta daha dışadönük bir durum var gibi. O ikisi arasındaki denge nasıl sağlanıyor?
Ben de o çelişkideyim açıkçası (Gülüyor). Hep yazıyorum zaten. Yazıyorum dediğim günlük tutmak gibi… Yüzlerce defter var. İlkokuldan beri hep yazmışımdır. Gerçekten içedönük bir şey yazmak. Oyunculuğun tam tersi olması gerekiyor ama belki de aslında içedönük insanların bir kısmı da oyunculuğu seçebilir. Başka bir sosyal ortamda yeterince sosyalleşemediğinden öyle bir yolla açılıyor olabilir. 

Oyunculuğun öyle bir katkısı oldu mu gerçekten?
Bilmiyorum. Ben biraz bilinçsizce, oyunculuğu neden seçtiğimi hiç bilmeyerek seçtim. Ama hiç de “Acaba başka bir şey mi yapsaydım?” diye de düşünmedim, gariptir. Ama yeterince açık olmadığımı düşünüyorum. Biraz daha açık olmak gerekiyor. Biraz zorlanıyorum açıkçası. 

Bir yazınızda o defterleri, Salinger karakterlerinden Franny diye imzaladığınızı yazmıştınız. Anne-babanız Esme ismini de bir Salinger hikâyesinden esinlerek koymuştu değil mi?
Salinger’ı çok severim. 50 kere okudum kitaplarını. Çok etkilenirdim ‘Franny & Zooey’den. Bizimkiler biraz Salinger’dan esinlenip koymuş ismimi. ‘Franny & Zooey’yi de babam çevirmişti. 

Babanız Ömer Madra, anneniz Piyale Madra… Yazar ve çizer anne baba tarafından yetiştirilmek nasıl şekillendiriyor insanı?
İyi mi kötü mü açıkçası bilmiyorum (Gülüyor). Sanki çok entelektüel bir çevrede büyümüşüm ve bu çok iyi bir şeymiş... Açıkçası onu biraz üstümden atmaya çabaladığım zamanlar da oldu. Çünkü bir yandan da sıkıcı bir şey. Yazarlar, çizerler sürekli etrafınızda olduğu zaman çok ciddi bir eleştiri çemberinin de içindesiniz. Tepenizde sürekli yargıçlar varmış gibi. Sürekli beni yargılayan bir anne-babam vardı demek istemiyorum ama sürekli her şeyi iyi yapmamız gerekiyormuş gibi bir durum var. Türkçe ödevimi bile babama göstermek ayrı bir olaydı (Gülüyor). Sonuçta işte, çok kötü bir durum da değil aslında. 

Tiyatro grubumuz her şeyin mümkün olduğu bir alandı
Okuldan sonra Hakan Kurtaş’la bir tiyatro grubu kurdunuz.
Hakan ya… Hakkı ismini takmıştım ona zamanında... Okul arkadaşıyız. Birkaç kişi çok iyi anlaşıyorduk, kafaca yani, oyunculuk, tiyatro her anlamda. Ve hep beraber bir oyun yazalım, oynayalım diyorduk. Hakan oyun yazmıştı ‘Avaz Avaz’ diye. Derslerin de en yoğun olduğu zamanlar geceleri okulda kalıp çalışarak, sonra Zeliha Hoca’dan (Berksoy) izin alıp bir kere okulda oynadık. Sonra Kumbaracı50’de oynadık. O da ‘Çoğunluk’ gibi başka bir yere koyabileceğim harika bir şeydi. Sıkıntısız, her şeyi konuşabildiğimiz ve yapabildiğimiz acayip geniş ve ferah bir şeydi. 

O sizi bir araya getiren kafayı biraz açıklayabilir misin?
Çok zor açıklaması ama açıklasam ne kadar güzel olurdu. Galiba özgürce düşünebildiğini fark ettiğin, çok yargısız bir durum oluşuyor. Her şeyi yapabilirmişsiniz gibi bir his geliyor. Aynı kafa derken de tiyatroda ya da sinemada da olabilir bu, hiçbir şeye bağlı olmadan, hiç kimseye bir şey yapma sözü vermeden, istediğimiz gibi bir şey yazıp istediğimiz zaman ve istediğimiz şekilde yapabilirmişiz hissi vardı herkeste. 

Artık sektörün içine biraz daha girdikten sonra da bu his devam ediyor mu?
Ediyor. Mesela şimdi bir kısa film senaryosu yazdım. Yönetmenlikte falan gözüm yok. Ama onu çekmeyi çok istiyorum. Yine Hakanlar, yani aynı ekip var işin içinde. Demek ki hâlâ böyle şeylere heyecanlandığımıza göre devam ediyor olmalı. Onun dışında ben bir oyunda da oynuyorum. ‘Yok Oğlum Biz Evdeyiz’ diye… Serbest Bölge diye bir tiyatro. O da mesela kendi kendimize bir şeyler yapıyormuşuz, çok da başka bir şey umurumuzda değilmiş gibi hissettiğimiz bir alan.


    ETİKETLER:

    Rock

    ,

    Oyun

    ,

    Kız

    ,

    Kırmızı

    ,

    Rüya

    ,

    Okul

    ,

    klasik

    ,

    yazar

    ,

    film

    ,

    karakter

    ,

    senaryo

    ,

    zaman

    ,

    sosyal