Yalnız çalmak istemiyor

Prokofiyef'in evinde randevusu vardır. Buluşma saatinden beş dakika önce kapısı çalınır, açar, karşısında randevulaştığı kişiyi bulur: "Hoş geldiniz, ama size verdiğim saate daha beş dakika var, şimdi kapıyı kapatmak zorundayım" der ve çalışmasına geri döner...
Haber: ARZU HAKSUN GÜVENİLİR / Arşivi

İSTANBUL - Prokofiyef'in evinde randevusu vardır. Buluşma saatinden beş dakika önce kapısı çalınır, açar, karşısında randevulaştığı kişiyi bulur: "Hoş geldiniz, ama size verdiğim saate daha beş dakika var, şimdi kapıyı kapatmak zorundayım" der ve çalışmasına geri döner... İstanbul'da beş dakikanın hesabı pek yapılmaz ama Erduran'ın titizliğini tahmin ettiğimiz için randevu saatine daha da özen gösterdik. Sonumuz böyle olmadı ama benzer bir biçimde Prokofiyef'e gelen kişi gibi beş dakika öncesinde orada olduk.
Keman sesi apartmanın girişinden duyuluyordu. Yardımcısı açtı kapıyı, içeri buyur etti. Birkaç dakika bekledikten sonra keman sesi kesildi ve Ayla Erduran geldi. Sımsıcak gülümsemesiyle karşıladı bizi. Sonra, "O kadar kaba asla olamam, ama dakikaların benim için önemi büyüktür" diyerek Prokofiyef'in bu hikâyesini anlattı.
Ayla Erduran 70 yaşında, hâlâ günde dört-beş saat keman çalışıyor. Bugünlerde Trio Lila Müzik tarafından, arşiv kayıtları bile zor bulunan dört konseri, dört CD'lik bir seri halinde yayımlandığı için çok mutlu olduğunu söylüyor.
Virtüöz olmak, dünya çapında büyük konserlere imza atmak kolay değil. Atatürk'ün açtığı yolda ilerlemiş bir müzisyen Erduran: "Kaderciyim ama kaderi nasıl yönlendirdiğiniz önemlidir. Sosyal bir durum mu, kader mi ne derseniz deyin, ikisi de karışık. Annem ve babamın emeği çok. Annem kemancı olmayı çok arzu etmiş, olmayınca bana aşılamış."
Çocuğunun enstrüman çalmasını birçok anne baba arzular. Klasik müziği aşılamak zor. Kültürü içinde yetiştiği, duyduğu müziğe kulağı alışık olduğu için insan zorlanabilir. "Bu biraz da toplumla ilgili. Dinimizde fazla müzik kullanılmamış. Hıristiyanlarda daha çok var. Geliştirmek kültür ister, aç olmamak gerekir. Türkiye gibi birçok sorunu olan bir ülkede durum böyle ne yazık ki..."
Dört yaşında keman çalmaya başlar, Karl Berger'den alır ilk dersini. "Hayatım durmaksızın keman çalmakla geçti. Zamanla yaşamımdaki bazı değerlerin kıymetini daha iyi anladım." Her müzisyen kariyerinde başarılı bir solist olmak ister. Öne çıkıp, yalnız çalmak.
Özel yaşamdan da çalmak demektir bu. "Doğru. Günde 7-8 saat keman çalışıyor, konserlere, seyahatlere gidiyorum. Her erkeğin kabul edebileceğini zannetmiyorum. Hele de çocuk olursa... Hayatta her istediği olamıyor insanın. Evlenebilirdim, istemedim" diyor Erduran.
Fenmen'in tek kaydı
Kendini müziğe adamış, ama müzikseverlerle hep canlı performanslarıyla bir araya gelmiş. Arşiv serisi 1966 Bükreş, 1973 Lutry, 1977 Cenevre Konservatuvarı, 1978 Ankara, dönemin en önemli canlı konser kayıtları. Üstelik Fazıl Say, İdil Biret gibi piyanistleri yetiştiren, kendini hocalığa adamış Mithat Fenmen'in de tek kaydı. CD kitapçıklarında Ara Güler, Sedat Pakay fotoğrafları ve Evin İlyasoğlu'nun yazılarından oluşuyor. Erduran'ın performansını dinlerken, kitapçığa göz atarken, daha önce neden çıkmamış dedirtiyor insana. "Teknik hatalar olduğu için çoğu zaman plak olarak çıkmasını istemedim. Bunlar canlı performans sırasında duyamayacağınız ama albümde göze çarpabilecek hatalardı."
Tek arzusu kültürümüze sahip çıkılması, akustiği güzel salonların yapılması. "Bir de büyük kurumlara öneririm, keman satın alınsın, tıpkı tablo satın almak gibi." Erduran şimdi sadece oda müziği yapmak, eserlerini çalarken paylaşmak istiyor... Arşiv kaydı, sanatçının yaşamından bir kesit sunarken, ülkemizdeki klasik Batı müziği ile ilgili küçük ipuçları da veriyor. Kaçırmayın.