'Yalnızlığınla baş edebiliyor musun?' aslında en temel soru bu

'Yalnızlığınla baş edebiliyor musun?' aslında en temel soru bu
'Yalnızlığınla baş edebiliyor musun?' aslında en temel soru bu
Güneş Terkol'un misafir sanatçı olarak bulunduğu ya da atölye çalışmaları yaptığı kentlerdeki kadınlarla birlikte gerçekleştirdiği çalışmaları Galeri Non'da. Terkol 'Harekete Geçiren Başlıca Güçler'i anlattı
Haber: LARA FRESKO / Arşivi

Güneş Terkol’un, Galeri Non’da devam eden ‘Harekete Geçiren Başlıca Güçler’ adlı sergisinde son iki yıldır Londra ve Çin’de gittiği misafir sanatçı programlarında ve İstanbul ’da ürettiği işler yer alıyor. Kumaşla çalışan Terkol’un desenleri defter eskizlerinden geliyor. Sergide, Terkol’un kumaş üzerine dikim tekniğiyle ürettiği çalışmaları, video enstalasyonları ve serigrafik baskı gibi yeni yöntemlerle yapılmış işleri yer alıyor. Sanatçının Antakya, İstanbul ve Chongqing’de kadın katılımcılarla gerçekleştirdiği atölye çalışmaları sonucunda kolektif olarak üretilmiş üç kumaş pankart ve bu üretim sürecini belgeleyen çalışmalar da bir masa üzerinde sunuluyor. Erkol ile kendisini harekete geçiren güçleri konuştuk. 

Yaptığınız işler genellikle kadın ve kimlik soruları etrafında yoğunlaşıyor. Gittiğiniz yerlerin farklı bağlamlarıyla nasıl ilişki kuruyorsunuz? 
Londra’da ses üzerine bir çalışma yapmıştım mesela. Şehirdeki sesler üzerine, neleri çağrıştırdıkları, bizim gün boyunca nasıl sesler içinde yaşamak istediğimiz etrafında konuşuyorduk. Çin’de de kadınlar üzerine konuştuğumuz bir çalışma yaptım. Sanırım Londra’dan döndüğümde Hatay’da yaptığım bir çalışmadan sonra bu çalışmaların içeriği daha bir belirginleşti. Hatay’da kadınlarla toplandık, hepsinin kocası yurtdışında çalışıyordu, Arabistan’da, Suriye’de. Senede bir kez görüşüyorlar, o yüzden sadece bir ses olarak var. Çocuklar için baba bir sesten ibaret; sesini biliyorlar, onun dışında hatırlamıyorlar. Bundan sonra konu kadınlara kaydı. Daha sonra İstanbul’da kadına karşı şiddeti konuştuğumuz bir çalışma yaptık. Çin’de de ‘Kadının güncel sanattaki yeri nedir’i konuştuk. Orada bir sürü kadın sanat öğrencisi olmasına rağmen ya öğretim görevlisi kalıyorlar, ya anne oluyorlar. Yani aslında kadın sanatçı sayısı da çok ama yükselemiyorlar. 

Londra’da konuk sanatçı programına gittiğiniz Gasworks’un kataloğunda işleriniz hakkında şöyle diyor: “Terkol’un özneleri genellikle adapte olan ya da adapte olmayı reddeden kadınlar...” Adaptasyonla ilişkinizi biraz anlatır mısınız? 
Kadına karşı şiddet konusunda düzenlediğim bir çalışmada mesela çok farklı alanlardan ve pozisyonlardan gelen kadınlar vardı. “Şiddet nereden başlıyor, ne yapılmalı” diye konuştuk. Sonunda bütün bunlar bir pankartta toplandı. Başta “Kadının suçu bu, iyi tercihler yapmadığı için şiddet görüyor” diyen bir kadının çalışmanın sonunda fikri değişti. Sadece o gün için değişmiş de olabilir, ama yaptığı işte bambaşka bir noktaya geldi. 

Bu da ilginç bir durum aslında, toplumsal bir alana girdiğin zaman yaşadığın adaptasyon da bir şiddetten mi doğuyor acaba? 
Evet ilginç bir konu bu açıdan. Bir güne mahsus da olsa bu değişimi izlemek çok ilginçti. Mika Hannula’nın yazdığı çok ilginç bir yazı vardı: “Neredesin, kimlerle beraber duruyorsun, ne taraftasın” diye sorular sıralamıştı, en sonunda da “Yalnızlığınla baş edebiliyor musun” diye soruyordu. Yani bütün bu önceki soruların cevabı yalnızlığınla baş edebilmek için mi, yoksa edememene rağmen mi? Aslında en temel soru bu değil mi? 

Kâğıt, video ve ışık da kullanıyorsunuz ama en yoğun mecranız kumaş. Neden? 
Ben Osmanbey’de oturmuyor olsaydım, o bölgeden geçmiyor olsaydım, başka bir bölgede olsaydım sanki bulduğum neyse onunla ilerleyecektim. Okulda resim yapmaktan çok sıkılmıştım. Sürekli desen çiziyordum, defterlerim vardı içlerine bir şeyler karalıyordum. Resme aktarılmayacaksa ne olacak diye düşündüm, dikiş yapmayı da bilmediğim için benim için aynı zamanda zor ve yeni bir şeydi. Daha önceden eğitimim olmayan bir mecra olsun, beni zorlasın istedim. Başka bir dilde kitap yazmak gibi. Kumaş hem çok bildiğimiz, giydiğimiz, dokunduğumuz, yakın da bir şey... Daha sonra tülbentleri buldum, tülbentçiler çarşısına gidiyorum. Eskiz yaptığım kâğıtlara da benziyor, ince ve şeffaf. 

Defter pratiğini de biraz anlatabilir misin? Özellikle Londra’da ürettiklerini gördükten sonra bana öyle geldi ki kumaş işlerin senin karalama dediğin eskizlerinden yola çıkıp, üzerinde daha çok emek verilmiş bir şekilde kumaş olarak karşımıza çıkıyor. 
Evet, bir çizgi buluyorsun. Sonra bu çizgiyi nereye taşırım diyorsun ve bunun üzerine gidiyorsun. Emek olarak resim yapmaktan çok bir farkı yok benim için dikişin. Üzerine düşmek gerekiyor. 

Üzerine düşmek, düşünmeyi de getiriyor belki. Belli bir noktada el işi hep aynı hareketi tekrarlatıyordur sonuçta, bunun diğer yüzü bir düşünce süreci olabilir mi? 
Tabii, belli bir süre sonra rutine biniyor dikiş, hep aynı şey aslında. Bir de şunu çok seviyorum, görmeden yapıyorum dikişi. Kat kat çalıştığım için, mesela diyorum ki üç büyük kat olsun sonra üzerine yaptığım deseni dikiyorum makineyle. Onu kaldırınca dümdüz bir plaka kalıyor. Resim yaparken bakarsın, üzerinden geçersin, gölge eklersin... Dikişte böyle bir şey yok. Kesmek var sadece, montaj gibi. 

Londra’daki programda bastığınız bir tıpkıbasım defter var, oradaki bazı desenleri burada görüyorum. O defter bir fanzin mi, yoksa bir sanatçı kitabı mı? 
İkisi de değil aslında, o benim defterim. Bire bir sadık kalarak basılmış hali. Günlük gibi görünüyor ama o kadar anlatım içermiyor, bugün bunu yaptım demiyor. Londra’da olduğum iki ay boyunca tuttuğum bir defter.
Güneş Terkol’un ‘Harekete Geçiren Başlıca Güçler’ adlı dördüncü kişisel sergisi 17 Mart’a kadar Galeri Non’da .