Yap bize bir numara daha...

Yap bize bir numara daha...
Yap bize bir numara daha...
Dün gece hayata veda eden Ciguli'yi Pınar Öğünç'ün 2010'daki Babylon konseri vesilesiyle Radikal'e yazdığı enfes yazıyla uğurluyoruz: "Gırtlak acayip, eller başka türlü çalışıyor, hal, tavır benzersiz... Televizyonunu satıp Bulgaristan'dan ilk geldiği dönemde onu sevmek kolay, bunu birilerine anlatabilmek ne zordu! Devran döndü, Balkanlardan gelen sıcak hava dalgası Babylon'a kadar attı Ciguli'yi...
Haber: PINAR ÖĞÜNÇ - pinarbihter@gmail.com / Arşivi

“Ben dünyaya sanki gelmişim güldürmeye insanları. Öyle yaratılmışım. Ben de öyle hissediyorum kendimi. İnsanları neşelendirmek istiyorum. İyi yaşasınlar, çocuklar gülsünler, mutlu olsunlar. Parçalarımı böyle sıra sıra düşünerek koyuyorum kasetlerime” diyen bir adam... Ahmet’ken Angel Yordanov Popov olmasının hikâyesi ayrı, 2000’lerin başından beri Ciguli olarak buralarda başına gelenler apayrı...

Ciguli kimdir?


TAKLİDİ ÇOK YAPILABİLİR AMA BENZERİ YOK
Çok ironiktir, Savaş Ay’ın organize ettiği bir ünlülerin benzerleri yarışmasında, kötü kopya İbrahim Tatlısesler, Ferdi Tayfurlar, Sakıp Sabancılar içinde bizzat kendisi olarak araya sokulan Ciguli, ola ola üçüncü olabilmişti ancak. Diğer ‘çakmalar’ arasında tek gerçek ‘ünlü’, kendine benzemekte birinciliği, ikinciliği kaptırmıştı birilerine. Kendisinin bile taklidini yapmakta sınıfta kaldığını gösteriyor belki bu. Biz değil, kimler kimler söylüyor hem kadın hem erkek sesi sığdırdığı gırtlağının, akordeonda parmak hâkimiyetinin biricikliğini... Hal, tavır, eda, şov deseniz apayrı. Taklidi çok yapılabilir ama benzeri yok.

Ciguli hayatını kaybetti


‘BİNNAZ’ ÇALARKEN OYNAMAMAK
Başka bir tarih dilimi gibi sanki, bir dönem bu memlekette Ciguli’yi sevmek zordu. ‘Binnaz’ çalarken mesela, insan olanın, bir hayatiyet belirtisi olarak en azından, orası burası oynar. Ama işte içten içe ritim tutarken, Ciguli dinlemek ‘kirli zevk’ olarak bile afişe edilmeye utanılan bir zararlı alışkanlıktı bir zamanlar; lümpenliğin, avamlığın işaretiydi. Sonra Balkanlardan başka tür sıcak havalar geldi malumunuz. Orta Anadolu nağmeleriyle oynamaya utananlar, orta Balkan havalarıyla ‘Oh’ dedi, saldı kendini, rahat rahat silkelenmeye başladı. Böylesi daha şık oldu. Gogol Bordello’ya, Türkiye ’de Tarkan’dan daha sık sahne alan Alman vatandaşı Shantel’e gelene kadar, buralardan kimler kimler Balkan havasını ‘kasetlerine’ sos yaptı.

YOĞUN BAKIMDA ‘BİNNAZ’ DÖNEMİ!
Bir dönem Ciguli’ye hiç sağ göstermeden doğrudan çakan Sabah gazetesinde, seneler sonra bir sağlık haberinde ismini görmek de tarihin bir cilvesiydi yine... Ciguli’nin ‘Binnaz’ını çok seven bir çocuk komadan ‘Binnaz’ sayesinde çıkmıştı. Yoğun bakım servisinde ‘Binnaz’ servisi başlamış... Bir albümünün adı boşuna ‘Ciguli Forte’ değil. Tedavi edici etkisinin sonradan keşfedildiği bir doğal bitki sanki Ciguli...
Bulgaristan’da, Sofya’ya 230 km. uzaktaki Haskova’dan Ciguli; Türklerin yoğun yaşadığı bir bölge... Doğduğunda hamal babasının ona verdiği isim Ahmet aslında. 80’lerde isimleri mecburen değiştirilirken, uzatılan listeden ‘Angel’ı seçmiş kendisine. ‘Melek’ olmak hoşuna gitmiş. Şarkılarından tanıdığımız karısı Ayten, aynı dönem Albena olmuş. İki oğlundan, hakiki Tayfur’dan ilhamlı Ferdi’ye Filip adını vermişler; Tatlıses’e selam çakan İbo da oluvermiş Yuri. Artık selam Gagarin’e...

RUS ARABASI CİGULİ HIZINDA AKORDEON ÇALIYOR!
11 yaşında akordeon çalışındaki hıza inanamayan mahalle çocukları takmış Ciguli ismini ona. 40-50 sene önce, Bulgaristan’daki en hızlı Rus arabası Ciguli ilham kaynağı. Sonra parası olunca Ciguli Ahmet, oğluna bir Ciguli de alacak.
Hint filmlerine, Raj Kapoor’a hayran, ‘fakirliğin coşturduğu’ düğünlerde büyüyen Ciguli, yeteneğinin farkına varıldığında daha 13 yaşında üstat kıvamında çalmaya başlamış o düğünlerde.
Türkiye macerasını başlatan ise, onun gırtlağının buralarda çok tutacağını söyleyen, Bulgaristan-Türkiye arasında kot pantolon ticareti yapan büyük abisi. Evde sattığında para edebilecek tek şey olan televizyonu elden çıkararak geliyor buraya. 150 Mark’ın yarısını hanıma bırakıyor, yarısıyla da çanak, çömlek, kaşkaval peyniri alıyor gelirken. Bunlar ne için? Müziği tutmazsa nevaleyi İstanbul ’da satacak, öyle dönecek geri.

ELİNDEN TUTAN SİBEL CAN
Kumkapı’da keşfedilmesi çok da uzun sürmüyor. Oradan kazandığı parayla çocuklarına ev bile alıyor. Çalıştığı dönem Üçler Restoran’a onu dinlemek için kimler gelmemiş ki? Sezen Aksu, Zerrin Özer... Ama elinden tutan biri varsa, Sibel Can.
Albümünün de çıkıp isminin iyice duyulmasıyla, işte o ‘Iyyy Ciguli!’ dönemi de başlıyor. Şöyle yakınıyor: “Gazeteciler bana burada başka konuşuyor, sonra oraya başka yazıyor. İyi değil böyle. Sonra, beni cahil gibi görüyorlar, kimse düzgün soru sormuyor yani... ‘Ayten’den çok mu korkuyorsun?’, ‘Ayten’in üstünde mi geziyorsun?’ Sorulara bak yaa! Benim iki gelinim, iki çocuğum şaşırarak bakıyor televizyona, ‘Ne biçim soru soruyorlar babama? Babam akılsız mı, fikirsiz mi?’ diyorlar.”

LİNÇ LİMİTLERİ
Bu yazı yazılabildiyse, çokça 2000 yılının Temmuz sayısında kapağı Ciguli’ye ayıran Roll dergisi sayesinde oldu. Alıntılar, detaylar tamamen o sayıda Derya Bengi, Siren İdemen, Yücel Göktürk imzalarıyla çıkan söyleşiden. Bu muhabbetin lezzeti dışında, kendisini ciddiye alıp öyle enine boyuna söyleşi yapan yok gibi; hakiki bilgi için mecbursunuz da bu kaynağa. Ne yazık ki bir süre önce yayın hayatına son veren Roll’un tarihinde en az satan sayının bu olduğunu söylemek de önemli bir yandan. Yıllardan 2000, şimdiden düşününce Ciguli’yi sevmek için çok çok erkenmiş.
20 Ocak Çarşamba gecesi, İstanbul’da Babylon sahnesinde şapkasıyla seyircileri selamlayacak olan Ciguli’yi, şöyle duyurmuş Babylon’cular sitelerinde: “Roman ve Çingene müziğinin aşina ritimleriyle beslenen müziğinde hayatı tiye alan şarkı sözleri ve hareketleriyle, izleyenlere keyifli anlar vaat eden Ciguli uzun zamandan sonra çok sevdiği İstanbul’a, farklı müzisyen kimliğiyle renk katmaya hazırlanıyor.”
Angel Yordanov Popov, Haskova’dan Kumkapı’ya, oradan Babylon’a uzanan otobanı, Rus arabası Ciguli hızıyla aşamadı; zavallı yolda bayağı yara bere de aldı. “Bulgarlardan yana itilirlerdi. Türkler gene daha rahatmış. Çingeneleri hepten cahil görürdüler. Çoğu da mektebe gidememiş tabii. Türkler de o zamanlar Çingenelere iyi davranmazdılar. Onlar da aşağı görürdüler Çingeneleri. Ama şimdi öyle bir şey yok artık. Çingeneye Çingene diyemiyorsun. Çünkü demokrasi var, serbestlik var ama açlık var” deyişini yine Roll sayesinde hatırlarken, iki hafta önce ‘demokrasi zamanı’ Manisa’da evleri yakılan, basbayağı linç edilen Çingenelere dair laf etmeyi başka bir yazıya mı ertelesek? Buradan keyifli bir an vaat edemeyiz çünkü. (YAZI: PINAR ÖĞÜNÇ, 16/01/2010, RADİKAL)