'Yarım yamalak duruşu yemiyor artık hayat'

'Yarım yamalak duruşu yemiyor artık hayat'
'Yarım yamalak duruşu yemiyor artık hayat'

Bugün galası yapılacak Öksüzler, perşembe, cuma, cumartesi 21.00; pazar 17.00 de Maçka G-Mall daki Dotmarsta sahnesinde. Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

DOT Tiyatrosu'nun kıdemli oyuncusu Tuğrul Tülek, 'Öksüzler'de yönetmen koltuğunda. Oyun, Tülek'e göre her gün nasıl da şiddete maruz kaldığımızın bir fotoğrafı
Haber: ALİ TUFAN KOÇ - alitufankoc@gmail.com / Arşivi

Öksüzler (Orphans) ilk yönetmenlik deneyiminiz. Bir oyuncu olarak o koltuğa kurulmak nasıl bir his?
Öksüzler, oyuncu performansına dayalı bir oyun. Metni o kadar güçlü ve sağlam, oyuncular o kadar zengin ve çoşkulu ki bana kalan “Oyunculuk peformansı üzerinden oyunu nasıl daha iyi aktarırız?” diye kafa yormak oldu. Bu kadar çok sevdiğin bir metnin resmini çizmek çok keyifliymiş. 

Yönetmenliğin bir de tanrısal rolü, yaratan kimliği var...
İşin içindeyken pek fark edemiyorsun o hissi. Daha o kısmın pek farkında değilim. Şu an tamamen oyunun heyecanına kaptırdım kendimi. 

Yönetmenlik, oyuncunun piştiği nokta mıdır?
Pek değil. Oyunculuktan yönetmenliğe geçiş biraz zaman , biraz oyunla alakalı. Benim durumumda durum biraz daha farklı. DOT’la olan aidiyetlik hissi, konforu da beraberinde getiriyor. Kendini ispatlama gibi bir derdin yok. İyi ya da kötü bir çıkması senin ekiple ilişkini etkilemiyor. Dolayısıyla insan kendini daha güvende hissediyor. 

Murat Daltaban’ı daha iyi anlar oldunuz mu?
Tabii ki. Yönetmene “Neden?” değil, “Peki” demenin önemini kavradım. Murat’la bir yandan diğer oyun, ‘Beautiful Burnout’ ile çalışmaya devam ediyoruz. Provalardaki halim, tavrım değişti. Ayak diretmiyorum. “Peki, tamam” diyorum. 

Öksüzler’in yazarı Dennis Kelly, oyun hakkında “Seyircinin sevip sevmemelerinden çok gerilimi hissettirmek, o anda olmalarını sağlamak önemli” diyor. İzlerken ne kadar gerileceğiz?
Öksüzler, büyükşehir insanının kendi ailesini koruma çabasını anlatırken seyircinin görsel şiddet arzusunu karşılamayan bir oyun. Şiddetin eyleme dönüştüğü sahneler yok. Şiddeti hep duyuyoruz ama görmüyoruz. Şiddetin varoluşu ama bunu görmezden gelmemiz irdeleniyor. Aynen günlük yaşamda başımıza geldiği gibi... 

Burnumuz bile kanamadan herg ün şiddete maruz kalmak...
Aynen. Bazen yanından geçip görmezden geliyoruz. Oyun, “Senin başına geldiğinde mi harekete geçersin?” diye soruyor. 

Üstelik şiddete seyirci kalan, şiddete başvuran kadar suçlu ilan edilmişken...
Aynen. Yarım yamalak duruşu yemiyor artık hayat . Ortası yok. Ya varsın ya yoksun. Ya karışıyorsun ya karışmıyorsun. 

Seyirci her DOT oyununda iki tokat yemiş, kafasında bir soruyla çıkar. Bu oyunun sorusu ne?
Herkesin bir değil, birkaç soruyla çıkacağına inanıyorum. Oyunda bir ailenin gecesine tanıklık ediyoruz. Aile, toplumun bir metaforu. Üç karakterin her bir eylemi, bizim vicdanımızı, sağduyumuzu temsil ediyor. “Siz ne yaparsınız? Hangi yolu seçerdiniz?” diye soracaklar her seferinde... 

Tiyatro, sinema , dizi... Kariyeriniz üç koldan ilerliyor. Nasıl bir denge hâkim?
Dizi konusunda “Bir işi sadece para kazanmak için yapıyorum” demek o işe büyük haksızlık. “Para için yapıyorum” işin palavrası bence. Oyuncu, her türlü formdan büyük keyif alır. 

‘Shopping&Fucking’ zamanı oyundan çıkıp TRT Çocuk’ta program sunuyordunuz. Öylesine sert bir geçiş nasıl bir his?
Birbirinden ayırmayı öğreniyorsun. Hayat öğretiyor bir şekilde. İşin keyifli tarafı da bu. 

TRT’deki tatsız ayrılığı baz alarak soruyorum: Kişinin yaptığı bir iş, diğer işleri ve özel hayatıyla paralel olmak zorunda mıdır?
Ben programımı sunup çıkıyordum. Pek bağlantım yoktu. TRT’de böyle bir baskı var mı, bilmiyorum. Bunu yıllardır TRT binasında çalışanlara sormak lazım. İlle de paralel gitmek zorunda değil. Çocuk programı sunuyordum diye çocuk tiyatrosunda oynayıp, çocuk dizilerinde rol alacak değildim. 

Benzer kurumların dilinden düşürmediği bir ‘Türk ailesinin örf ve âdetlerine uygun’ tabiri vardır...
Bu lafa irite oluyorum. Nedir bu Türk ailesinin örf ve âdetlerini? Hangi kıstaslara ve neye göre... O tür etiketler, sıfatlar bana çok saçma geliyor. “Bu olmaz.” “Neden olmaz?” “Türk ailesinin gelenek ve göreneklerine aykırı!” Yahu, neymiş bu gelenekler, görenekler? Bir bilsek... Ben gayet sıradan, orta halli bir Türk ailesinde büyüdüm ve inanın neden bahsettiklerini bilmiyorum.

ORPHANS/ ÖKSÜZLER
Yazan: Dennis Kelly, Yöneten: Tuğrul Tülek, Çeviren: Selin Girit, Oyuncular: Gizem Erdem, İbrahim Selim, Yusuf Akgün

Pek yakında: Beautiful Burnout
“Oyun için boks derslerine Eylül 2010’da başlamıştık. Zamanla önce koreograf, sonra okumalar dahil oldu provalara. Provaların sonuna geldik. Aralık sonunda sahnelenmesi planlanıyor. Prova süreci o kadar yoğun ve uzun geçti ki sonuca yaklaştığımıza pek inanmıyoruz.”