Yaşar Kemal: 80 yıldır 'Bu adamlar niçin dağlardadırlar' diye düşünmedik!

Yaşar Kemal: 80 yıldır 'Bu adamlar niçin dağlardadırlar' diye düşünmedik!
Yaşar Kemal: 80 yıldır 'Bu adamlar niçin dağlardadırlar' diye düşünmedik!
Ne hazin! Kürt sorununda tarihi adımın atıldığı, 'silahlara veda' çağrısının yapıldığı bugün, ömrünü 'barışa' adayan Yaşar Kemal hayata veda etti. Cem Erciyes'in 2009 yılında Radikal için Yaşar Kemal'le Kürt sorunu üzerine yaptığı uzun söyleşiyi sunuyoruz: "80 yıldır 'Bu adamlar niçin dağlardadırlar' diye düşünmedik", "Kürt halkı gibi bir halk dağdakileri kolaylıkla indirir. Kimse çocuklarının ölmesini istemiyor. Kürt halkı barış istiyor."
Haber: CEM ERCİYES / Arşivi

BAŞLARKEN

Yaşar Kemal sadece Türk edebiyatının yaşayan en büyük ismi değil, Türkiye toplumunun her zaman vicdanı olabilmiş yazarlarından da biri. Yaşamı boyunca her tür baskıya ‘zulme’ karşı çıkan, özgürlüklerden yana tavır alan Yaşar Kemal, Kürt meselesinin çözümü için de sözünü sakınmıyor. Uzunca bir süredir her fırsatta, barıştan ve özgürlüklerden yana tavrını koyuyor. Yazılarında, konuşmalarında kültürlerin, dillerin yasaklanamayacağını, yok edilemeyeceğini dile getiriyor.
Türkiye’nin Kürt sorunu hakkında Yaşar Kemal’in görüşlerini uzun uzun, detaylı biçimde ortaya koyacağı bir söyleşi yapmayı epeydir istiyorduk. Bir süre önce böyle bir söyleşi için sözleştik, sonunda onun tabiriyle ‘bu iş vakte ermiş’ olmalı ki buluştuk. Bir gün İsmet Berkan ve Oral Çalışlar’la birlikte onu ziyaret ettik; o gün başlayan konuşma soruları, sorular yeni konuşmaları ve onun yanıtlarını doğurdu.
Yaşar Kemal, ‘doğunun’ düzenini hatırlattı, buradaki devlet politikalarını, Kürtlerin yok sayılmasını, koruculuk sistemini, dil yasağını anlattı; ‘Kimse çocuklarının ölmesini istemiyor, Kürt halkı barış istiyor,’ dedi. Ve sözlerini şöyle tamamladı: “Kıssadan hisse, Türkiye’nin savaş düşmanları birleşince...”

Kürtlerle Türklerin Malazgirt’ten bu yana birlikte yaşadıkları sık sık söylenir. Bu iki halk hem 1000 yıldır birlikte yaşıyor hem de yüzlerce yıldır isyanlar, savaşlar, cinayetler bitmiyor. Türklerin Kürtlerle kurduğu ilişkide yanlış olan ne, neden barışa ulaşmak bu kadar güç oluyor?
Türklerle Kürtlerin barış içinde, kardeşlik içinde birlikte yaşamasını ben kendi çocukluğumdan bilirim. Cumhuriyetin ilk yıllarında bir Türkmen köyünde tek Kürt ailenin çocuğu olarak doğdum, büyüdüm. Evimizde sadece Kürtçe, köyde Türkçe konuştum. Bir gün de kendimi yabancı, dışlanmış, farklı hissetmedim. Ben Türkmen kültürüyle zenginleştim, arkadaşlarım da benden Kürt türküleri öğrendi.
İlk gazeteciliğim Doğu’da yaptığım röportajlarla başladı, ‘Doğu’da İnanılmaz Şeyler Gördüm’ dizisiyle. Şeyhlerin, şıhların hüküm sürmesine devletin hiç karışmadığı bu bölgede altmış yıl önce çok inanılmaz şeyler gördüm.
Evet, Kürtler ve Türkler 1000 yıldır birlikte yaşıyorlardı. Osmanlı’da birçok millet birlikte yaşıyordu. Kötülenen, aşağılanan bir millet, bir boy yoktu. Son yıllarında Osmanlı değişti. Milliyetçilik hareketleri başladı. Kimi milletler bağımsızlıklarını aldılar, kimi Batı ülkelerinin boyunduruğu altına girdi. Bunların arasında Kürtler yoktu. Kürtler birçok olanakları varken bağımsızlık istemedi.
Ruslar onları Kafkas Kürtleriyle birleştirmeye can atıyorlardı. Kürdistanı ev ev dolaştılar. Kürt Beylerinde misafir kaldılar, dil döktüler, ne yaptılar, ne yaptılarsa başaramadılar.
1000 yılda Kürtlerin başından çok maceralar geçmiş, Kürtler 1000 yılda ancak birkaç kez savaş yapmışlar, 19 yüzyılda da iki başkaldırı olmuştur. Cumhuriyet döneminde ise 29 başkaldırı çıkmıştır. En önemlisi Cumhuriyet’ten önce, 1920’de çıkan Koçgiri isyanıdır. Hemen hemen ordu yok gibi, Koçgiri’yi bastırmak kolay değildir. Meclis’te olan 93 Kürt mebus bir beyanname yazar, Kürdistana gönderirler: Kurtuluş Savaşı bitinceye kadar biz Türklerle birlikte olacağız diye ve Koçgiri isyanı bastırılır. Cumhuriyetten sonra da isyanlar arka arkaya gelir.
Yanlıştan çok ne var ki; yanlışlar olacak gibi değildir. Birkaçını söyleyelim. Bir kere Kürtler diye bir şey yok. Bir şey olmayan Kürtler savaşlardan sonra Türklerin uşakları köleleridir. Bunları öğrenmek isteyenler Ağrıdağı isyanı sonrası çıkan gazeteleri okusunlar. Bir insanı, bir halkı küçümsemek, onları insandan saymamak insanı öldürmekten beterdir.
Kürtlerin dili yoktur. Onların dili dil değil ‘Kartkurt’tur. Bu olmayan Karkurt dili de yasaktır. Kürt bölgelerine gönderilen çoğu memur suç işlemiş, sürülmüştü, rüşvetçiydi. Doğu Anadolu köylüleri o memurların yanlarına varamazlar, o hükümetlere işleri düşünce onların yerine ağalar beyler gelirdi. Beyler ağalar köylülerin yerine herşeyi yapardı. Her beyin özel memurları vardı, beyler sürgüne gitmemişlerse.
Böylelikle hükümet Kürt halkını ağaların, beylerin kucağına attı. Halk ağalara beylere sığındı. Hükümetle olan işleri ağalar, beyler yaptı. Böylelikle Kürt halkını devlet değil ağalar beyler yönetti.
Bu yıllarda ağaların beylerin yerini korucular aldı. Ellerinde devletin silahları var. Korucu olmayan milyonlarca Kürdün topraklarını, bahçelerini babalarının malı gibi kullanıyor, sürgünlerin topraklarının üstüne yatıyorlar. Sürgünden bir yolunu bulup topraklarına gelenlere korucular vermiyorlar. Bunları gazeteler yazdı ama gazeteleri dinleyen kim.
Seksen yıl bu adamlar niçin bunca yıllar dağlardadırlar diye düşünmedik. Vatandaşlık ödevlerini bekledik de, eğitim, sağlık, yatırım, devletin vatandaşlarına vereceği hizmetleri vermedik. İnsan olarak, vatandaş olarak haklarını vermek akıllara gelmedi.
Seksen yıldır bir soluk almadı bu bölge. Kürtler isyan ettiler. Yenileceklerini bile bile. İsyanın sonunda başlarına gelecekleri bile bile. Ben bu ‘bile bile’yi bilmiyorum. Birçok insanın bile bile ölüme gittiğini biliyorum. Şeyh Şamil’i biliyorum. Bir çok toplumun ölümünü biliyorum. Kürtlerin yirmi dokuz kere bile bile ölüme gittiklerini biliyorum.
Her çağ başka bir çağdır. Uygar ülkeler yarattıkları çağlara uymuşlardır. Biz ise dünyanın nerelere kadar gittiğini göremedik, uygar dünyanın, çağın gerisinde kaldık. Bu, bir ulus için korkunç bir durumdur. Ülkemiz demokrat bir ülke olsaydı uygar insanlık içinde başımız dik yerimizi alacaktık. Halkımız demokrasiye yatkın bir halktır. Bu kadar kışkırtmalara rağmen bir iç savaş çıkmaması da bunu kanıtlar.
Biz umudun insanı insan yapan gücünü de biliyoruz. Bir gün insanlık umudun bilinmeyen gücünü ortaya çıkaracak. Bu yeni umut da insanları mutlu edecek.
Vaylolo, vaylolo, vaylolo
Ünlü birçok Kürt türküsü bununla başlar.

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı, Kürt sorununun çözümü için ‘tarihi fırsat’tan söz etti. Cumhurbaşkanı’nın da ‘Türkiye’nin birinci sorunu’ diye tanımladığı bu meselede artık çözüm vakti geldi mi?
Cumhurbaşkanı iyi niyetli. Kürt sorunu Türkiye’nin baştaki sorunudur. Kürt sorunu Türkiye’nin çağdaşlık sorunudur. Kürt sorunu Türkiye’nin demokrasi sorunudur.
Cumhuriyet kurulduğundan bu yana yöneticilerin gözleri Kürtleri görmemiş. Anadolu’nun ucunda bir yaratıklar uyuyor ama, arada sırada ellerinde yay ve oklarla uyanıyorlar. Onlar uyandıklarında heybetle uyanıyor. O yaratıkları öldürüyorlar, öldüremediklerini de çoluk çocuklarıyla onları sürgün ediyorlardı. Hala anlatılır ki bölgedeki yöneticiler Dersim’de hiç insana benzer bir şeyler var mıdır diye gülüşüyorlar, bu dağda hiç insana benzer bir şeyler var mıymış diye eğleniyorlarmış. Kartkurtlar nereye kaçtılar diye seviniyorlarmış.
Şimdi artık Cumhurbaşkanı tek kişi değil. İnsanlık da onunla birliktedir. Bunun farkında olmayan yöneticiler onu da kendileri bilirler.
Üstelik büyük lider Mustafa Kemal Atatürk yolu göstermişken, yöneticiler yolu görmemişlerdir. Türkiye’yi bu duruma getirenler daha çok çabalıyorlar. Bunlar kimlerdir, bir ulusu kimler bu duruma getirdi? Kimse bunların kim olduğunu bilmiyor. Her şeye karşın Türkiye demokrasiye ulaşacaktır. Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin savaş istemeyen insanlarına güç verdi. Bu güç gittikçe büyüyor. Gittikçe de iyi niyetli çoğunluk gerçeği görüyor.
Türkler de Kürtler de ayrılmayı hiçbir zaman istememişlerdir. Onları birbirinden hiçbir güç de ayıramayacaktır. Bunu iyice anlayan muzular utandıklarından kaçacak yer arayacaklardır. Sanıldığı kadar zor değildir. Kürt halkı gibi bir halk dağdakileri kolaylıkla indirir. Yediden yetmişe kadar kimse kardeşlerinin çocuklarının hiç bir koşulda ölmesini istemiyor. Kürt Halkı barış istiyor. Güçleri yeterse her şey, o savaş barışa döner. Ben Kürtleri biliyorum. Kürtçede bir deyiş vardır, Kürtler sözlerinden ölürler de vazgeçmezler. Bunu Kürtlerle ilgisi olan kime sorarsan sor, budur.

Benzer sorunları yaşayan Avrupa ülkeleri de var. Onlar bu işi ‘kültürel ve siyasi’ haklarla hallettiler. Türkiye’nin Kürt sorununun çözmesinde Avrupa Birliği süreci de olumlu bir etki yapabilir mi?
Avrupa ülkelerinde azınlıklar vardır. Bunlar uzun yıllar ülkelerinde kaldılar, savaştılar, yendiler, yenildiler. Vakt erişip gün gelince çoğu ülkelerinin yönetimiyle anlaştılar, dillerine kültürlerine kavuştular. Bunların en önemlileri Katalanlardır. Yüz yıldır İspanyollarla çarpışan Katalanlar İspanya’yla anlaştı, bütünleşti. Şimdi Katalanlar çok mutlular. Efsaneleşmiş başkanları Jordi Pujol ile birkaç saat konuştuk. Barışı baştan sona kadar anlattı. Başkan da herkes gibi mutluydu. Barış iki halka da inanamadıkları büyük bir mutluluğu götürmüştü. Dillerine, kültürlerine kavuşmuşlardı. O dil ve kültür ki sadece İspanya’nın değil dünyanın kültürünü zenginleştiren nice insan yetiştirmiş, resimde Miro, Tapies, Dali, mimaride Gaudi, Bofill, müzikte Albeniz, Casals, Caballe, Carreras gibi.
Tanıştığım Katalan bir gazeteci arkadaş diyordu ki, şimdi bizi İspanya’dan ayırsalar biz gene yüz yıllık dağımıza çıkarız. Keşke dilimizi bilseniz de Katalan halkıyla konuşsanız, onlar da benim size söylediklerimi söyleyeceklerdir.
Katalunya yüzyıldan bu yana İspanyanın en zengin bölgesi. Bugün de öyle.
Avrupa Birliği karmakarıştır. Türkiye’yi sevenler var, sevmeyenler var. Oysa demokrat bir Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne çok yardımı olur.
Kürt sorunu Türkiye’nin dünyadaki gücünü çürüten bir olaydır. Yirmi 20 haklarından yoksun kalmışsa, Türkiye demokrasiye ulaşamamışsa Avrupa Birliği Türkiye karşısında şaşkınlık içindedir. Ne yapacaklarını bilmiyorlar. Türkiye yöneticileri de demokrasiden korkuyor. Demokrat bir ülkede değil 20 milyona yakın bir halk, bir kişi bile insan haklarından yoksun olamaz.
Nedense Avrupa Birliği her şeye karşın Türkiye’ye yardım etmiyor. Bunu bir türlü sökemedim. Acaba Türkiye’nin demokrasiden yoksun olarak kalmasını mı istiyorlar. Oysa Avrupa Birliği’ni kuranlar her şeylerden önce bütün Avrupa’da gerçek demokrasilerin kurulmasını , dünyada demokrasinin kurulmasını istiyorlardı. Avrupa Birliği insanlık için büyük bir umuttu.


YASAKLAR TÜRK KÜLTÜRÜNÜ DE CILIZLAŞTIRDI
“Kürtlerin istedikleri nedir, bunun çokça sorulduğu yok. Varsa da yoksa da bölünme. Kürtler bölünme istemiyorlar”

“Kürtler Lozan’da ‘biz azınlık değiliz’ diye bağırmışlar, 80 yıldır da bağırıyorlar. Ama bu bağırmayı yöneticiler duymuyorlar”

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü alırken “Anadolu’da yaşayan her halk anadilini kullanacak. Kendi anadilinde eğitim görecek, kitaplar yazacak, filmler çekecek,” demiştiniz. Bunlar temel insan hakları aslında, bu hakların tanınması sorunun kökten çözümünü de sağlar mı?
Bak arkadaş, benim dilime pelesenk ettiğim düşüncelerim vardır. Bu düşüncelerimde çağımızın büyük adamlarından etkilenmiş olabilirim. Ne olursa olsun, bu düşünceler çağımızın da ülkemizin de vazgeçilmez gerçekleri, kader gerçekleri üstünedir.
Gençliğimden bu yana dünya 1000 çiçekli bir çiçek bahçesidir dedim. Oysa biliyoruz ki dünya sayılamaz çoğunlukta bir çiçek bahçesidir. Gene gençliğimden bu yana dünya 1000 çiçekli bir kültür bahçesidir dedim hep. Oysa biliyoruz ki dünya binlerce çiçekli bir kültür bahçesidir. Dünyamızdan bir kültürü koparırsak, dünyamızdan bir rengi, bir kokuyu, bir zenginliği yok etmiş oluruz.
Tarih boyunca kültürler hep birbirlerini beslemiş, birbirlerini etkilemiş, birbirlerini aşılamışlardır. Uygarlıklar ve kültürler, çağımıza kadar, hiç, birbirlerine zarar vermemişlerdir. Birbirlerini öldürmemişlerdir.
Anadolu çok kültürlü, çok dilli, çok dinli bir topraktı. Çünkü Anadolu hem Akdeniz, hem Mezopotamya, hem Kafkasya, hem Karadeniz’di. Ve Anadolu’daki kültürler, tarih boyunca hep birbirlerini beslemiş, aşılamışlardı. Milattan önceki Anadolu’nun yalnız Ege Denizi kıyılarına bakacak olursak ne kadar çok dilin, ne kadar çok kültürün olduğunu görürüz. Bu kültürlerdir ki Milet filozoflarını, Homeros’u, daha yüzlerce baş eseri yaratmışlar, insanlık kültürüne kaynaklık etmişlerdir.
Anadolu’da bugün de birçok kültür, Cumhuriyet’ten bu yana, bütün yasaklara karşın kör topal yaşamaktadır. Çok kültürlü Anadolu’da Türk kültürünü, dilini egemen dil, egemen tek kültür yapmak isteği, bütün bu dilleri, kültürleri yasakladı. Çağı yakalamak çabası ile yerel zenginlikleri, kültür kaynaklarını canlı tutabilecek girişimler, Köy Enstitüleri, Halkevleri yok edildi.
Böylelikle Türk dili, kültürü de cılızlaştırıldı. Örneğin, nüfusu her zaman Anadolu’nun üçte biri olan Kürtlerin dilinin, kültürünün özgür kalması Türk dilini, Türk kültürünü de zenginleştirirdi. Türk kültürü de Kürt kültürünü zenginleştirirdi. Çerkes, Laz, öteki Kafkas dilleri, Arap, Süryani, Asuri dilleri de hem birbirlerini aşılar, zenginleştirir, hem de Türkçe’yi, Kürtçe’yi zenginleştirirlerdi. İnsanlık kültürüne kaynaklık etmiş kadim Anadolu kültürleri gibi, bugünkü Anadolu kültürleri, eskisi kadar insanlık kültürüne kaynaklık edemeseler bile, gene çok yardım edebilirlerdi.
Kürtlerde okuma yazma yasaklanınca, Kürtler de sözlü edebiyata başvurmak zorunda kaldılar, büyük destanlar, türküler, ağıtlar, masallar yarattılar. Sözün gücünü sözlü edebiyatta denediler, büyülü sanatı geliştirdiler.
Bugün birçok Kürt aydını bile bunun farkında değildir. Dahası da köklü, sağlam bir folklor derlemesine girişememişlerdir. Bugün Türkiye üniversitelerinde Kürt dili, folkloru, edebiyatı enstitüsü yoktur. Her şey göstermiştir ki Anadolu’da tek kültürlü bir devlet kurmak Türkiye’nin her türlü zenginliğinin aleyhinedir. Anadolu bir mozaik kültürler ülkesidir. Büyüklüğü de, zenginliği de Anadolu’nun kültürler ve diller zenginliğinden dolayıdır. Türkiye’yi bu büyük olanaklardan yoksun bırakmak ülkeyi bugünkü hale düşürmüş, hem de yönetimi ne olduğu belli olmayan bir ucubeye çevirmiştir.
Türkiye demokrat bir ülke midir, bir diktatörlükle mi yönetiliyor? İşin içinden ülkeyi yönetenler bile çıkamıyorlar. Ne olduğu belirsiz bir yönetim. Her şey karmakarışık. Ve Kürtler dilleri ve kültürleri için direniyorlar. Yönetim, ille de siz bağımsızlık istiyorsunuz diyor. Sizin kültürünüze ve dilinize özgürlük verirsek, siz bağımsızlık da istersiniz, diyor. Ve yıllardır inanılmaz kirlilikte, kötülükte, anlamsız bir savaş sürüp gidiyor.
Bu savaş yüzünden Türkiye büyük yara aldı. Türkiye’deki demokrasi sandığımız yönetim de büyük yara aldı. Ne yapacağını, nereye gideceğini bilmiyor. Ortada kalmış bocalıyor.
Demokrasi bir bütündür. Demokrasi bütün insanlık için olmalıdır. Ve bütün gerçek demokratlar, nerede olurlarsa olsunlar, demokrasiye geçmek isteyen, demokrasi için savaşım veren insanlara ellerinden gelen her yardımı yapmalıdırlar.
Bir de benim, köklü değişeceğine inanmadığım bir inancım vardır, insanoğlu her zaman iyimserdir. İnsanların içindeki yaşama sevinci ölümsüzdür. Ve bu görkemli kültür toprağının üstünde oturan ülkemin insanlarının böyle kalamayacaklarına, bu verimli kültürler toprağını yeniden yeşerteceklerine, gerçek bir demokrasiye ergeç kavuşacağımıza, ve dünyada demokrasi savaşımı veren ülkelerin demokrat halklarına yardım edeceğimize inanıyorum.

‘Kürtler dilleri ve kültürleri için direniyorlar. Yönetim, ille de siz bağımsızlık istiyorsunuz diyor,’ dediniz. Bunun üzerinde biraz durmak gerek; ‘anadilde eğitim ve kültürel haklar’ın ‘bölünme’nin yolunu açacağına inananlar var. Bunu savunanlara ne dersiniz, böyle bir ihtimal yok mu? Öyleyse nereden kaynaklanıyor bu söylem?
Bütün bu söylediklerin demokrasilerde insan haklarının içindedir. Demokrat insanların çabaları, insanların bunlar için can bile vermeleri bunun içindir. Demokrat ülkelerde şu hak demokrasinin dışındadır denilemez. Bizim gibi 20 milyona yakın halkın hakları çiğnenemez. Kürtler bütün vatandaşlık haklarını yerine getiriyorlar mı? Dağdakilerin dışındaki her Kürt vatandaşlık ödevlerini yerine getirmiyor mu?
Demokrasiye kavuşmanın yolu yalnız dağlar değildir. İnsanoğlu nasıl sömürgeciliği kökünden sökmüşse, haksızlıkları da kökünden söküp atar. Bunun için dağdakilere bir gerek kalmaz. Bunu dağdakiler de bilmeli, yöneticiler de bilmeli. Bugün Avrupa Birliği kurulduğu zamanlardaki gibi olsaydı, Avrupa arabulucu olur, bu savaşı ilk yıllarında ortadan kaldırırdı. Türkiye yöneticileri Kürtlere böyle düşmancasına bakmasalar bu savaş gene ilk yıllarında ortadan kalkardı. Çünkü Türk halkıyla Kürt halkı 1000 yıldır kardeş kardeşe yaşamışlardır. Savaş başladıktan sonra, savaşçılardan daha çok halka yüklendiler. Tarihe kara sayfalar eklediler. Sanki Kürtler 1000 yıllık kardeşleri değil de 1000 yıllık düşmanları, sanki kurtuluş savaşını birlikte yapmadılar.
Anadiller Türkiye’yi nasıl bölecek, Lazlar mı, Çerkesler mi, Asuriler mi, Adana’da Mersin’de, Hatay’da, Urfa’da, Siirt’te olan Araplar mı, 1000 yıldır Türklerle birlik olan Kürtler mi? Bunu söyleyenler Türkiye’ye dost mu?
Ben kendimi bildim bileli hiç kimseye vatan haini demedim, bir insan neden vatanına hayınlık yapar, bunu anlayamadım. Bu Türkiye bölünecek diyenler niçin söylüyorlar bu yalanları? İnsanlar bunların yalanlarına nasıl inanıyorlar, bunu hiç anlayamıyorum.
Kötü kötü bir şeyler de düşünüyorum. Şeytan kulağına kurşun yoksa bunlar iç savaş için mi bu bölünmeyi icat ettiler. Onlar avuçlarını yalasınlar. 1000 yıldır belalardan belaları yaşamışlar, belalara karşın kardeşlikten ayrılmamışlar. Bundan sonra da bölünme gibi bir maceraya onları hiçbir güç birbirinden ayıramayacaktır.
Yeter yeter yeter filinta gibi genç çocuklarımız gidiyor.
Kürtlerin istedikleri nedir, bunun çokça sorulduğu yok. Oysa meselenin can damarı burada, yaklaşanlar az. Kimse 80 yıldır bu konunun üstünde gereğince durmamış. Varsa da yoksa da bölünme. Kürtler bölünme istemiyorlar. Bölünme istemedikleri istediklerinden belli. Kürtlerin ne istediklerini herkes biliyor. Biliyorlar ya, sözüm ona, istediklerini verirsek bizden bölünmeyi de isteyecekler. Bunun yalan olduğunu biliyorlar. Bu yalanlar uğruna bunca yıllık bir savaş, bunun uğruna gencecik yavruların ölümleri. Bunun sebebini kim anlatabilir ülkemize, şehit analarına babalarına, kardeşlerine, akrabalarına, kim, kim anlatabilir.
Ya ekonomi , ya ülkemizdeki yoksulluk. Doğu Anadolu’nun o bereketli topraklarına ne oldu, uzmanlar bunu araştırsınlar bakalım ne görecekler. Hayvancılık bitmemiş midir, bunu görsünler. İnsanlar kelle pahasına kaçakçılığa sıvanmışlar. Oysa bu toprak uygarlıkların toprağıdır. Büyük uygarlıklar hep verimli topraklarda gelişmiştir. Şimdi bu topraklar ölü topraklar. Bu savaş halklarımızı perişan etti.
Ya korucular. Bu çağın devlete benzer bir devletinin bir gözdesi olur mu, bu ayıbın altından kalkılır mı? Bu devlet bu onurlu halkın da devleti. Bir devletin korucuları olamaz. Çocukları, delikanlıları, kadınları, yaşlıları öldürenler ‘Onları PKK öldürdü diyecektik’ diyorlar. Onların bir kısmı da korucuydu. Kim olursan ol bunun altından kalkabilir misin? Bu korkunç işe hepimiz sustuk. Bizi kim susturdu?

Kürtler barış için üzerlerine düşeni yapıyor mu?
Kürtler bunca yıl ne istediler, şimdi ne istiyorlar? Bu fırsatı da kaçırırsak Kürtler ne yapacaklar? Türkiyenin aydınlık kesimi de dünya da onları tutmasa ne yapacaklar? Bugünden sonra ne yapacaklar bilinemez. Haydi PKK da ya şöyle ya böyle ortadan kalkarsa ne yapacaklar, zamana, çağa göre ne yapacaklar onu şimdiden görmek zor.
Bundan sonrasını savaşlara tapan vatanseverlere soralım, savaşa tapanlar her şeyi herkesten iyi bilirler, kendi çıkarları kadar. Her şeye karşın kendi çıkarları kadar.
Önce Kürtler Lozan’da ‘biz azınlık değiliz’ diye bağırmışlar, 80 yıldan bu yana da bağırıyorlar, biz azınlık değiliz. Ama bu bağırmayı yöneticiler duymamışlar. Daha duymuyorlar. Oysa dünya değişti, birçok ülkede azınlıklar bile bütün insancıl haklara ulaştılar.
Kürtler bugünlerde de daha bağırıyorlar. Biz azınlık değiliz. Ne olursak olalım bu vatan böldürülmez. Ne pahasına olursa olsun böldürmeyiz.
Duymayan bunu da duymuyor, duymayacak. Ben size iyimserim, iyimserliğin yazarıyım diye hep söylemiştim. İnsanoğlu umutsuzluktan umut yaratır diyen de benim. Ülkemin insanlarına da güveniyorum. Dünyayla birlikte onlar da değişecek.