Yaşasaydı politikacılarınıza ateş püskürürdü

Yaşasaydı politikacılarınıza ateş püskürürdü
Yaşasaydı politikacılarınıza ateş püskürürdü
Sol sinemanın büyük ustası Ken Loach'un İrlandalı kommünist lider Jimmy Gralton'un hikayesini anlattığı 'Özgürlük Dansı' (Jimmy's Hall), bugün gösterimde. Milliyet'ten Nil Kural'a konuşan filmin senaristi Paul Laverty, "Jimmy yaşasaydı Soma'daki madencilerin hikayesini duyduğunda ağlardı. Soma faciasıyla ilgili Viktorya dönemi İngiltere'sinden örnekler veren politikacılarınıza ateş püskürürdü" diyor.

Sol sinemanın İngiliz ustası Ken Loach’un yeni filmi ‘Özgürlük Dansı’ (Jimmy’s Hall) bugün gösterime giriyor. 1920’ler İrlanda’sında başlayan film, komünist liderlerden Jimmy Gralton’ın gerçek hikayesinden yola çıkıyor. Gralton’ın İrlanda Leitrim’de açtığı dans salonu kilisenin tepkisini çekince Gralton, İrlanda’dan sınır dışı edilen tek İrlandalı oluyor. ‘Özgürlük Dansı’nı Loach’un uzun yıllardır birlikte çalıştığı senarist Paul Laverty ile filmin ana yarışmada yer aldığı Cannes Film Festivali sırasında konuştuk. 

Sol uluslararası olmalı tıpkı kapitalizm gibi


‘Özgürlük Dansı’nda Loach’la birlikte çalıştığınız ‘The Wind that Shakes the Barley’den 8 yıl sonra bir kez daha İrlanda tarihinin belli bir dönemine odaklanıyorsunuz. Gralton’ın hikayesinde sizi çeken neydi?
Çok hoş, kesin ve öz bir fikirdi. 25 yıl önce Nikaragua’da tanıştığım biri anlattı bana onun hikayesini. Jimmy’nin dans salonu çok etkileyiciydi. İnsanların özgür olduğu, dans edip, düşünebilecekleri, muhabbet edebilecekleri bir mekandı ama elitler, kilise ve devlet burayı yerle bir etmek istiyordu. Çok büyük bir hırsla yerle bir etmek istiyorlardı çünkü yıkmak istedikleri muhalifler, farklı düşüncedeki olan insanlardı. 


Paul Laverty ve Ken Loach

Ken Loach, devleti Jimmy’e karşı dolduranın dans salonunda verilen eğitim olduğunu vurguladı. Aynı fikirde misiniz?
Evet, kilise eğitimi kontrol etmek istiyordu. İrlanda’da durum hâlâ böyle. Katolik okullarda verilen eğitimi kilise kontrol altında tutuyor. Sadece İrlanda’da değil pek çok ülkede durum aynı. Türkiye’de farklı mı, filmin işlediği bu konu ülkenizde nasıl karşılanacak, merak ediyorum açıkçası. İnsanlar özgür mekanlar yaratıp yolsuzluğu, gücü sorguladığında bu soruları soranların başına gelenler 1920’ler İrlandasında neyse günümüzde de o. İran’daki sinemacılar, Türkiye’deki gazeteciler yozlaşmayla, güçle, polis şiddetiyle sorular sorduklarına olanlar, 1920’ler İrlandasıyla aynı değil mi?

Filmin sonunda Jimmy’nin mekanı yerle bir oluyor ama yeni nesille ilgili bir ümit de var.
Böyledir ama. Muhalefeti ezmeye çalıştığınızda muhalifler oluşmaya devam eder. Dünyanın her yerinde görebilirsiniz. Diktatörlüklerde, Batıda da otoriteleri sorgulayan insanlar kaçmak zorunda kalır ama muhalifler de oluşmaya devam eder. 



Filmin bittiği noktada, Gralton İrlanda’dan sınır dışı edildikten sonra ona neler olduğunu biliyor musunuz?
Evet ABD’ye gittiğinde de aktivistti, organizasyonlara devam etti. Cömert bir adam olarak anılıyor. Öldüğünde yenilmiş değildi, belki kendi ülkesinden sınır dışı edildi ama yenilmedi. 14 yaşında okulu bırakmış, kendi kendini eğitmiş. Madenci olarak çalışmış, denizcilik yapmış. Alın teri döken bir emekçiydi. Bence yaşasaydı Soma’daki madencilerin hikayesini duyduğunda ağlardı; özelleştirmenin, para kazanma hırsının bir kez daha insan hayatının önüne konduğunu düşünüp büyük bir öfkeye kapılırdı. Soma faciasıyla ilgili Viktorya dönemi İngiltere’sinden örnekler veren politikacılarınıza ateş püskürürdü. Somalı madencilerin ailelerinin yanında olurdu. (Söyleşi: Nil Kural/ Milliyet)

SÖYLEŞİNİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ...