'Yaşım kırk dört, gözükmemişim!'

Ufacık bir duruş, ufacık bir bakış onda geriye çekilme ya da ileri atılma hissi uyandırıyor
Haber: ŞEBNEM B. İYİNAM / Arşivi

İSTANBUL -Ufacık bir duruş, ufacık bir bakış onda geriye çekilme ya da ileri atılma hissi uyandırıyor. Belki de tıpkı iyi yönetmenler gibi kendi yarattığı dünyaya sakin bir yerden bakmıyor Uğur Yücel. Röportajın ortasında bir yerde, genç bir adam beliriyor ve bize limon kolonyası ikram ediyor. O anda Uğur Yücel'in paniğine ve paranoyasına tanık olmanızı isterdim. Çünkü o, limon kolonyasının kokusunda hastaneli bir ölümü hatırlıyor..
TRT'de Karanlıkta Koşanlar dizisini yazıp, yönetiyor, bir de oynuyordunuz. En az 13 bölüm düşünülen dizinin sonunu 10'uncu bölümde bağlamanız istendi. Kırgın mısınız?
Gene kovulduk, işsiz kaldık, ama hayır değilim. Yazıda ciddi çıkabilir, bunu güler yüzle söylüyorum. Bu benim başıma üçüncü keredir geliyor, hepsi de sekizinci bölümde... Aziz Ahmet diye 15 bölümlük bir dizim vardı, sekizinci bölümde yönetim kurulundan çağırdılar, reytinginin düşük olduğunu, bitirmek istediklerini söylediler. Ben sadece 'Güzel bir dizi, bunu bitirmeyin' demekle yetindim, sonra bitirmediler. İkinci Bahar'da gene sekizinci bölümde başıma böyle bir şey gelmişti. Bu üçüncü dizimizdi, yine sekizinci bölümde çağrıldım.
Bölümlerin sadece bir hafta önceden yazıldığı söyleniyordu...
Esas hikâye bellidir, üç bölümlük senaryo da hep hazırdır, ama her bölüm çekilmeden bir hafta önce esas hikâyeyi bozmadan yeni bir senaryo daha yazıyordum. Fakat dizinin kısaltılmasını hiç tasarlamadığım bir şey olduğu için, pilotların acil uçuş koşullarına benzedi yaşadığım.
O acil uçuş hali, sizin üretim yönteminiz olabilir mi?
Tercih edilir bir şey değil. Zaten bu anlamda tarzları gelişmiş biri değilim ben, o nispette ürünüm de yok ortada. Meçhul, sadece içimdeki bankaya başvurduğumda bir yerlerde iyi bir hesabın biriktiğini fark ediyorum. Önemli olan onu doğru yerlerde kullanabilmenin yollarını bulmak galiba.
Siz oynarken mi, yönetirken mi, müzik yaparken mi, yazarken mi rahatsınız?
Oyunculuk bir ruh göçü, başka karakterlere göçmek. Oyunculukla ilgili hayallerim yok benim.
Neden? Korkuyor musunuz?
İyi bir oyuncunun nasıl oynaması gerektiğini biliyorum, ama onu yapacak güçte değilim, o yüzden uğraşmak istemiyorum. Oyunculuk beni yeniyor, yoruyor. Bu yorgunluk, bu kendinle savaşmaktan kaçma hali bende başka bir şey doğurdu. O dünyayı başka birilerine yakalatabilirim.
Oyuncu yönetmekten mi bahsediyorsunuz?
Oyuncu olarak bazı iyi sahnelerim var, müzik yapıyordum, bu konuda ümmiyim, artık yapmıyorum. Şimdi OM Yayınları bir hikâyemi geliştirip onu roman haline getirmemi istedi. Yazıyorum, ama ben bunların hiçbirisinde ortaya çıkmamışım esasında. Yaşım kırk dört ve gözükmemişim.
Yöneterek ortaya çıkacaksınız!
Evet, kendi kurduğum dünyada ilk defa ortaya çıkacağım. Her türlü kumaşı yırtıp, kafayı uzatmak var orada. Kendimi dinlemeye koyverdiğimde duyduğum bütün sesleri, şimdiye kadar yazıp, çizdeklerimi bir gün kendi yarattığı dünyayı resmedecek bir adamın antrenmanları olarak görüyorum. Ama ne gariptir ki, bu ülkede bunu yapabilmem için benim başka bir tarafımı kullanmam gerekiyor. Limon satmayı bilmiyorum, oyunculuğu biliyorum. Ömer Vargı'nın yeni filminde başrol oynayacağım.
Ortaya çıkmak, gözükmek 44 değil de, 24 yaşındaki Uğur için nasıl bir meseleydi?
Aile terbiyesi görmüş olmak, bir Boğaz köyünün kendi ahlak değerlerinin içinden çıkmak, sonra konservatuvar gibi bir okula girmek... Bütün bunların hepsinde müthiş bir baskı var. Yani o yıllarda, şimdiki gibi kendimi ortaya savuramazdım.
Ortaya çıktığınızdaki dayanıklılığınızın ya da kırılganlığınızın boyutlarını şimdiden tahmin edebiliyor musunuz?
Benim savunma mekanizmam iyi çalışmıyor. Saldırı karşısında küçülüyorum. Ortaya çıkıp şirretlik edemiyorum. Ama ben insanların diplerde duyabileceği seslerle ilgileniyorsam ve bunu filme bir şekilde aktarabilirsem, bu her şeyi yıkar ve geçer. Film, mekanik nedenlerden ötürü kötü olsa bile, oradaki insanın müziğini, o adamın özgün şiirini duyar, adamın içinden haykırdığı şey tam olarak ifadelendirilememiş de olsa, diplerde bir yerde o adamla buluşur, o adamı terk etmem. Onun yanında dururum. "Hazırım, ben geliyorum," durumu değil bu.
Nerede sıkışıyorsunuz?
Birçoklarının mutlu olduğu yer, benim için kötü bir yer. Ne güzel ki onlar iyinin nerede olduğunu bilmiyorlar. Bu şuna benziyor; altı-yedi kişilik bir grup içersinde birisi şarkı söylemeye başlar ve dehşet detonedir. Bütün gece boyunca onu susturmaya çalışırsınız ve susmaz. Ama inanın o adam sesinin çok güzel olduğuna inanıyordur, çünkü kulağı yoktur. Hi-Fi bir algılamayla dolaşırken beyniniz, çıkamazsınız ortaya. Hangi ahlakla çıkacaksınız? Bu kendini tam masaya yatıramamış olmaktan kaynaklanan bir şey.
Kendi yöneteceğiniz ilk film ne zaman? Biraz ipucu verir misiniz?
Sonbaharda çekeceğim. 1999'da geçiyor, Öcalan yakalanmadan hemen önceki, son çatışmada belki. Bu topraklardan duyduğum seslerle ilgili.
Peki ya aşk?
Mesele o değil, aşk hakkında başlık atıp, makaleler yazacak durumda değilim. Mevcut bilgilerle konuşmanın da tadı tuzu olmaz zaten.
Belki eşiniz Derya Alabora'yla ilgili bir iki şey söyleyebilirsiniz? Mesela çok iyi bir oyuncuyla evlisiniz, ama evlisiniz...
Biz Derya'yla hiçbir zaman bir hayat kuralım, yuvamız olsun, çocuklarımız olsun diye hayal etmedik. Her şey kendiliğinden aktı. Çok sıkı bir aşk vardı hayatımızda, ama Can olmasaydı, belki Derya'yla ayrı evlerde yaşar, ama mutlaka bir araya gelirdik. Şekil değiştirdik, aşk dediğimiz şey, başka yerlere doğru gitmeye başladı.
Burada şekil değiştiren aşkın kendisi değil ama...
Birkaç yıl önceye kadar hoyrat zamanlarımdı. Gündelik deliliklerden, hayatın getirdiği renkliliklerden bahsedebilirdim size. Bugün böyle yolculuklara kalkışacak halim yok. Çünkü hayatımdaki anlamı başka yere yükledim. Çünkü aşktan daha mutlu olduğum şeyler var. Sinemada kendi kurduğum hayatın can acıtıcı bir şekilde gerçekçi olmasını istiyorum. Bunu yapma olasılığım da var.