Yaşlılara yer varmış...

Yaşlılara yer varmış...
Yaşlılara yer varmış...

Filmde Jet Li, Dolph Lundgren ve Sylvester Stallone gibi isimler boy gösterirken kötü adamı Eric Roberts (solda) canlandırıyor.

Sylvester Stallone, yönetmenliğini de üstlendiği 'Cehennem Melekleri'nde, 64 yaşının baharında aksiyonun dibine vurmaya çalışıyor. Film, Güney Amerika'daki küçük bir adanın diktatörünü devirmeye çalışan bir ekibin mücadelesini eski usul formüllerle anlatıyor
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

Geçen haftanın filmlerinden ‘Zorlu Görev’de genç bir plak şirketi çalışanı, hayranı olduğu eski İngiliz rockstarı, yeniden allayıp pullamanın yollarını arıyor ve bu uğurda başına gelmeyen şey kalmıyordu. Bu haftanın ‘Bitpazarına nur yağdırma’ kontenjanında ise ‘Cehennem Melekleri’ (The Expendables) var. Üstelik bu kez geçmişin tozlu sayfalarında gezinmesi gereken isimleri kimse zorla parlatmak istemiyor, bu işi gerçekleştiren kişi bizatihi yönetmen koltuğuna da oturan, ‘yeterince tozlu’ bir isim; Sylvester Stallone... 70’lerin ortasında ‘Rocky’le parlayan, 80’lere gelince portföyüne Rambo’yu da ekleyen İtalyan kökenli oyuncu-yönetmen, ‘Cehennem Melekleri’nde bir tür ‘Cazcı Kardeşler’ ruhunu yeniden yakalamaya çalışıyor. Malum John Landis’in klasiğinde Jake ve Elwood kardeşler, takımı tekrar toplamak için uğraşıyordu.

Sanki ‘Yaban Kazları’
Stallone’nin filminde ise Barney Ross, eski takımıyla birlikte zaman zaman toplanarak zorlu görevlere soyunuyor. Eski SAS komandosu Lee Christmas, Uzakdoğu dövüşleri uzmanı Yin Yang, her türlü silahın ustası Hale Ceaser, patlayıcı uzmanı Toll Road ve acımasız savaşçı Gunnar Jensen’den oluşan ekibi, öykünün başında bir grup rehineyi Somalili korsanlarından kanlı bir baskınla kurtarırken izliyoruz. Bu bölüm elbetteki ‘Ross ve saz arkadaşları’nın işlerinin ne kadar ehli olduğunu seyirciye göstermek üzere tezgâhlanmış bir sunum adeta. Asıl görevi, Mr. Church adlı gizemli bir adamdan alıyorlar. Sonradan eski bir CIA ajanı olduğunu anladığımız Church, ‘Ross ve şürekâsı’na Güney Amerika civarında küçük bir ada devleti olan Vilena’nın eli kanlı diktatörü General Garza’yı ‘devirme’ görevini ‘ısmarlıyor’.
Bizimkiler için önemli olan para; istedikleri meblağ ödendiği sürece hiçbir işin onlar açısından özel bir yanı yok. Nitekim ekip, önce araştırma yapmak üzere adaya gidiyor, burada kendilerine yardım edecek olan Sandra’yla tanışıyor, ardından bir hayli ‘gürültülü’ bir girişle meseleye el atıyor. Öncü grupta bulunan Ross ve Yang, 41 askeri öte tarafa yolladıktan sonra merkez üstlerine geri dönüyor. Fakat geride kalan ve hükümet kuvvetlerinin eline geçen Sandra’dan hoşlanan Ross, bu ‘asî kadın’ı kurtarmak üzere bir operasyon daha düzenlemeye karar veriyor. Onu seven ekibi de, “Biz de varız” diyerek yeni bir maceraya daha atılıyor.

Tek tepki çocuklardan...
Stallone, Dave Callaham’la birlikte senaryosunu da yazdığı ‘Cehennem Melekleri’nde temel olarak tek bir şeyin peşine düşmüş; eski usul aksiyonların ruhunu ve tadını günümüze taşımak. Lakin bu taşıma işlemi, evin bir köşesindeki çok eski bir sandıktan çıkanları, tozunu bile silkelemeden giymeye benzemiş. Bir kere öykü çok çok fazla naftalin kokuyor. Diktatör Garza karikatürize bir tip. Keza, General’in arkasındaki Amerikalı karanlık güç, yani eski bir CIA ajanı olan James Munroe da. Öte yandan Vilena adası, sözde cunta altında inim inim inliyor ama ortada Allah rızası için örgütlü bir direniş yok. Tepkiyi sadece çocuklar gösteriyor, onlar da askeri birlikler uzaklaşırken arkasında taş atıyor.

Bir ‘jet’im bile yok...
Adanın adeta ‘tek’ asîsi konumundaki Sandra da, tahmin edin bakalım kim? Hemen cevaplıyayım: Diktatör Garza’nın kızı. Üstelik sanatçı bir kişiliği de var, çok güzel desenler çiziyor. Ross ve ekibine, yani ‘Bizimkiler’e gelince eski tip pervaneli uçaklarıyla adaya iniyorlar, işlerini görüp yeniden ayrılmayı başarıyorlar. Diktatörün ordusu ise her türlü silaha, teçhizata ve modern ekipmana sahip ama gelin görün ki bir tane bile jet almayı akıl edememişler. 

Vali ama Başkan gibi
Ama tüm bu ‘paçozluk’larına rağmen ‘Cehennem Melekleri’ bir saygı duruşu olması hasebiyle kendine özgü bir çekiciliğe ve kitsch estetiğine sahip. ‘Halaybaşı’ konumundaki Ross rolündeki Stallone’nin yanı sıra ekipteki isimlerden Lee Christmas’ı Jason Statham, Yin Yang’ı Jet Li, Hale Ceaser’ı Terry Crews, Toll Road’u Randy Couture ve Gunnar Jensen’i de Dolph Lundgren canlandırıyor. ‘Kısa süreli ziyaret’lere gelince; Mr. Church’de Bruce Willis, dünyanın en hızlı dövmecisi Tool’da da, botokslu yüzüyle Mickey Rourke’u izliyoruz. Stallone’nin sinema kariyeri boyunca ezeli rakibi konumundaki Arnold Schwarzenegger, öyküde de Barney Ross’un rakibi olarak şöyle bir görünüyor. Meseleye ukâlaca yaklaşıyor ve Vilena’daki diktatörlüğü devirme işini hor görüyor. Arkasından yapılan, “Sanki başkanmış gibi yürüyor” esprisi de elbetteki ‘Arnie’nin California Valiliği’ne gönderme olmuş. Rourke’un üç harekette dövme yapması da fazla absürd durmuş.
Bu arada her daim ‘ikinci sınıf kötü adam’ rollerinin unutulmaz aktörü Eric Roberts (malum kendisi Julia Roberts’ın ağabeyidir aynı zamanda), filmdeki en kitsch karaktere hayat veriyor. Roberts, diktatöre kukla muamelesi çeken James Munroe’da, özellikle ‘rahmetli’ Erol Taş’ı hatırlatan irkiltici kahkahalarıyla dikkat çekiyor. Bir zamanlar Rocky Balbao’nun rakiplerinden biri olan Drago rolüyle tanıdığımız Dolph Lundgren de, ‘yarım akıllı dev’ Gunnar’da iyilik ve kötülüğün bahçesinde dolaşıp duruyor.

‘Ahududu’lara aday olur
Evet, sonuçta ‘Cehennem Melekleri’ son derece sıradan bir yapım. Stallone’nin “64 yaşında bile testesteronlarımla huzurlarınızdayım” dediği bu ‘buruşuk gençler serenadı’nı ancak nostaljik takılmak adına izlemek mümkün. Ya da ‘A Takımı’ öncesi, Stallone’nin takımıyla idman yapmak kabilinden salonun yolu tutulabilir. Filmin, önümüzdeki yıl ‘ Altın Ahududu’larda birçok dalda aday olması da muhtemel...