Yazıcıoğlu: Levent Üzümcü'nün döneceğine inanıyorum, oyununu kaldırmıyorum

Yazıcıoğlu: Levent Üzümcü'nün döneceğine inanıyorum, oyununu kaldırmıyorum
Yazıcıoğlu: Levent Üzümcü'nün döneceğine inanıyorum, oyununu kaldırmıyorum
İstanbul Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu, Gazete Habertürk'ten Balçiçek İlter'e konuştu: "Levent (Üzümcü) disiplinsiz bir arkadaş değildi, bilakis gençleri motive eden, her şeye sahip çıkan, dekora bile el atmasını bilen bir oyuncuydu. İyi bir baba olduğu için burada da abilik yapan biriydi. Çok iyi bir oyuncuydu, tiyatro adamıydı. Kısa zaman sonra döneceğine inanıyorum. Oyununu kaldırmıyorum, adını silmiyorum."

“İnadına barış, mutlaka barış Balçiçek!’’ dedi. Ankara’daki bombalar patlayalı daha 6 saat olmuştu ki, buluştuk. Öfkelliydi, hepimiz gibi üzgündü, acılıydı, yorgundu. 14 yıllık bir kanser mücadelesinin ardından, kendi deyimiyle yeni mücadelesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği koltuğunda devam ediyor. Erhan Yazıcıoğlu birkaç kez tekrarladı: “Beni vinçle ya da tabutla çıkarırlar buradan, emekli olmayı düşünmüyorum yine tiyatro yapacağım, yine barış diye bağıracağım.’’

-Sizinle konuştuğumuz şu anda maalesef kaybımız 86 kişi... Umarım sayı artmaz... Ama perdeler kapanmadı, niye?
Hayat devam edecek, sahne açılacak. Özellikle iptal etmedim, bu konuda kimseden fikir almadım, kimseyi de dinlemedim. Çünkü biz bir eğlence merkezi değiliz ve bu yıl barışa katkımız olsun diye 102. yılını yaşayan bir tiyatro olarak “Barış’’ temalı oyunları seçtik. Neden? Ülkemizin içinde bulunduğu duruma biraz daha duyarlılık katalım diye. İnsanlar duyarlı olsun istiyoruz. Eğer bugüne kadar bütün iktidarlar sanata ve kültüre biraz olsun değer verselerdi, bütçelerinin binde birini sanata ayırabilselerdi bugün yaşadığımız kaosu yaşamazdık, bugün ben çocuklarıma “sakın dışarı çıkmayın’’ uyarısı yapmak zorunda kalmazdım.

-Neden kaos yaşamazdık?
Gençler oyalanacak bir şeyler bulurlardı. Gençlerin kafası dağınık, cebinde para yok, çeşitli komplekslere sahip, etnik kimlikler hala yerine oturmamış. Hâlâ bir açlık var. Her tür... Seksten memnun değil, okulundan tatmin olmamış, okulda hocasıyla evde ailesiyle takışıyor, gelecekten umudunu kesmiş ve en önemlisi hep kötü örneklerin peşinden koşuyor. İnsanlar böyle uyuşuyor. Ortalıkta boş boş gezmek, hele hele Anadolu insanı için büyük tehlike... Cebine üç kuruş koyuluyor, yanına bir kız veriliyor vs...

SANATI ÖNEMSEMEYEN İKTİDARLAR SAYESİNDE MAALESEF HEP AŞAĞI ÇEKİLİYORUZ
-Sanat, tiyatro ne yapacak onlara peki?
Bu göreve geldiğimden beri Anadolu’ya özel ilgi gösteriyorum, oradan gelen hiçbir çağrıyı kaçırmıyorum. Yurtdışı benim için önemli değil, Almanya’daki Türk seyirci bile Anadolu kadar önemli değil, inan. Daha çok gitmeliyiz. Sanatı önemsemeyen iktidarlar sayesinde maalesef hep aşağı çekiliyoruz.

-Sanatı önemseyen iktidar var mıydı?
Yoktu. Ecevit de dahil olmak üzere kimse sanatı önemsemedi. Bütçe ayırmadı. Anadolu bize o kadar kucak açıyor ki, türbeye el sürer gibi el sürüyorlar bize... Gelip gırtlağıma dokunuyorlar geçti değil mi, iyi misiniz, ses nasıl? Çok duygulandırıyorlar...

-Ben de sorayım o zaman... Geçti mi kanser? İyi misiniz?
Rutin kontrollerim var ama iyiyim artık.

-Hastalığa yakalandığınızda kaç yaşındaydınız?
43 yaşındaydım. Tamamen tesadüfen bulundu zaten, çocuğu doktora götürmüştüm. Doktorun dikkatiyle ses tellerimde hastalık olduğu anlaşıldı. Birkaç kez atom aldım. Sonra diyabet ameliyatına girdim, midede üç kanser görüldü, üç saatlik ameliyat yedi saat sürdü... Sonra bağırsak da bir şeyler gözüktü. Ameliyata girerken “Çıkışa güzel kızlar istiyorum’’ demiştim, bir baktım odaya ünlü mankenlerin fotoğraflarını asmışlar.

-Motivasyon ful!
Bir geldim Balçiçek, yarım saat sonra yürüdüm.

-43 yaşındasınız, en ünlü olduğunuz dönem. Şan, şöhret, para hepsi var. Ve bir anda kanser...
Evin kapısında yatıyordu gazeteciler, öyle bir dönemdi, evet. 11 evim nakit param vardı, hepsi gitti hastalığa... Ben 14 yıl çalışmadım, çalışamadım Balçiçek. Tam 14 yıl, dile kolay. Sesimle birlikte kendime güvenimi de kaybettim. Telefonu açıyorum, “Efendim’’ diyorum, “Erhan Bey yok mu?’’ diye soruyorlar. Ne acı, yahu benim sesimi bütün Türkiye bilir. Sesimi kaybettim.

-Ne hissettiniz?
Kansersin dediklerinde ilk sözüm, “Çocuklarıma doyamadım’’ oldu. Öte yandan sesim, kimliğim gitti. Çok kötü oldum. Balkona çıkıp bağırıyordum, ağlıyordum. “Bu ses çıkacak’’ diye... Bir sürü ülkeye doktora gittik, “Konuşabilirsin ama işini yapamazsın!’’ dediler. Ben banka memuru değilim ki oyuncuyum, sesim lazım bana. Ve gelecek dedim, geldi sesim.

-Tıbbın yanında alternatif tedaviler de denediniz mi?
Hepsine gittim. Her şeye maydanoz oldum. Her tuz gösterene “Hıyarım’’ diye koştum. Tabii ki tıbbın etkisi oldu ama etrafımdaki sevginin çok büyük önemi vardı. Eşim, çocuklarım pamuklar içinde baktılar bana. Hiç yalnız kalmadım.

-Egosu bu kadar yüksek bir adam ve 14 yıllık bir geri çekilme... Çok zor olmalı.
Zordu tabii. Nasıl geçti? Çocukların okullarında örneğin. “Gelme artık baba, koskocaman olduk, utanıyoruz’’ diyorlardı. Bir kitap yazdım. Karamsar olmamaya çalıştım çünkü aşağıya çekiyor insanı. Ama aile her şey, ailem ayakta tuttu beni.

-Çok da kilo verdiniz...
126 kiloydum 87 kiloya düştüm. Televizyonun karşısına oturup eleştirmeye başlıyordum. Türkçe’ye takmıştım, spikerlere, oyunculara taktım. O arada bir iki ders verdim. Öyle tatmin oldum. Şimdi çok şükür sesim var... Geçti o günler. Ama inanır mısın duygusallaşınca hâlâ gidiyor sesim. Demin sen gelmeden, oyun öncesi bu korkunç katliam için bildirimizi okudum, akşam da okuyacağım, sesim gitti birden. Nasıl gitmesin? İnsanlar aralarında fısıldaştılar. “Merak etmeyin’’ dedim, “Taş gibiyim’’.

-Hayatınıza dönüp baktığınızda büyük pişmanlıklar var mı?
Eşlerimi hiç suçlamadım ama... Evlendiğin insanın ailesi çok önemli. Ona bakmak, tanımak lazımmış. Eşlerimi de mutsuz ettim, ben de mutsuz oldum, ona pişmanım. Onlar benim kadar aktif düşünen, yükselmek isteyen bir insan yerine kendilerine uygun birini seçebilirlerdi. Erkek, çocuk seviyorsa 35, yalnızlığı seviyorsa 40 yaşından önce evlenmemeli. Ben 27 yaşımda evlendim. Doğru seçimi yapmayı çocukları ailede büyütmeyi isterdim. Bugünkü eşimden beş çocuğum olmasını isterdim.

-Peki hastalıkla geçen o 14 yıl ne öğretti size?
Şöhretin boş olduğunu öğretti. Bir anda unutuldum. Sabun köpüğü gibi. Etrafım da boşaldı birden. Benden menfaati olanlar kayboldu. Gerçek sevgiyi orada gördüm. Yoğun bir net kaldı bana. Birkaç isime çok şaşırdım, üzüldüm. Bak şimdi hangi konumdayım hemen ortaya çıktılar. Bana olan sevgiye inanamazsın, meğer ne çok severlermiş beni de ben bilmiyormuşum! (Gülüyor) Yemiyorum artık, biliyorum. Paranın boş olduğunu ama gerekli olduğunu öğrendim. İyi ki param varmış. Yılmaz Ulusoy’un desteğini hiç unutamam. Uçakta Mehmet Ağar ile karşılaştık, “Bana emanetsin’’ dedi, “Senin kadar değil ama benim de param var’’ dedim. Öyle destekler gördüm ki...

“BEN BU GEMİYİ TERKEDEN KAPTAN OLMAM”
-Şehir Tiyatroları Sanat Yönetmenliği, ateşten gömlek mi?
Yedi yıl kaçtım inan, Kadir Başkanı kırdığım için de üzüldüm. Sabah dokuzda buraya giriyorum 1000 kişiye yakın insan var. Her birinin ikişer dilekleri, problemleri olsa? Üstelik İstanbul’un gözbebeği bir tiyatro. Kolay bir konum değil.

-Hükümet-sanatçı gerilimi tereddüt oluşturmadı mı peki?
Hayır çünkü tiyatro önemliydi benim için, kimin iktidarda olduğu değil. Benim geçmişim, hayatta duruşum belli. Buna rağmen beni istemelerini akılcı buldum. Çok destekliyorlar beni. Ne yazık ki sanata genel olarak büyük bütçeler geçmişte de ayrılmadı şimdi de ayrılmıyor. Yani baleyi açık bacak olarak görmemek lazım.

-Öyle mi görülüyor?
Ben öyle görmüyorum, başkalarının ne gördüğü beni gerçekten ilgilendirmiyor. İnsanlar kendilerini eğitime vermeli, kafalardaki örümcekleri temizleyemiyorsa zaten anlamak istemeyecektir. O yüzden durmaksızın sanat ve kültür diyorum. Bugün bu katliamı, kaosu yaşamazdık bizim gencimiz cahil olmasaydı, kolay kandırılmasaydı. Zaten Atatürk ’ün getirdiği noktalar o kadar önemli ki, bütün ülkelerin gözü bizim üzerimizde.

-Levent Üzümcü size danışılmadan, tiyatrodan siyasi görüşü nedeniyle atıldı...
Ne düşündüğümü iyi bildikleri için danışmamış olabilirler. Levent disiplinsiz bir arkadaş değildi, bilakis gençleri motive eden, her şeye sahip çıkan, dekora bile el atmasını bilen bir oyuncuydu. İyi bir baba olduğu için burada da abilik yapan biriydi. Çok iyi bir oyuncuydu, tiyatro adamıydı. Kısa bir zaman sonra döneceğine inanıyorum.

-Nasıl?
İnsan hakları var, her şeye rağmen hukuk diye bir şey var.

-Peki siz demediniz mi “Bana niye sormadınız” diye?
Gayet tabii söyledim, tartıştım. Ama mahkeme zemininde, konuşmak istemiyorum. İnanılmaz bir denge tutmaya çalışıyorum.

-Niye istifa etmediniz? Bunu soranlar da var...
Kim gelecekti yerime? Ona bakmak lazım. Bana çemkiriyorlar ama bilmiyorlar, anlamıyorlar. Ben bu gemiyi terk eden kaptan olmam, fareler terk eder gemiyi. Burada siyaset yapmıyorum, istediğim oyunu oynuyorum asla karışmıyorlar, bütçe veriyorlar, ek bütçe çıkarıyorlar. Çünkü buradaki enerjiyi gördüler, sahnedeki aktörün yürümesi bile değişti. Çünkü gözüm üzerlerinde, moral veriyorum ve gerçeğim, yapay değilim. Kimseyi kırmadan disipline ediyorum.

-Levent Üzümcü gibi örnekler çoğalmaya başlarsa ne yapacaksınız?
Başlayacağını zannetmiyorum. Levent’e “Şu ara biraz sus yavrum’’ demiştim ama o kadar büyük haksızlığa uğradı ki susmadı, susamadı. O yüzden arkasından beni de kovabilirlerdi, bazı çirkin kalemler niye hâlâ bu koltukta oturduğumu sordular. Ben Levent’in döneceğine inanıyorum, oyununu kaldırmıyorum, adını silmiyorum ve bu tiyatro yürüyecek, perdeleri açık kalacak. Ve bu tiyatronun her bir ferdine sahip çıkacağım.

-Niye bu kadar önemli bu konum sizce?
Deli işi Balçiçek, bedava çayın dışında hiç bir avantajı olmayan bir görev.

AKM’Yİ BANA VERSİNLER...
-Gezi olaylarından bu yana idarecilerle sanatçıların arası açık, nasıl idare edeceksiniz?
Ne yapacağım biliyor musun? İstifa etmeyerek mücadele edeceğim. Beni tiyatromdan yaş icabı olsa bile koparamayacaklar. 8 ay sonra emekliliğim gelecek. Bir asker nefer gibi kalacağım ama... Çünkü ben tiyatroyla nefes alıyorum, yaşıyorum. Yüzde 53’lük oranı bir yılda yüzde 90’a getirebildiysem, ne mutlu bana. Levent bildiri okudu destek verdim, çok şaşırdılar, sordular size bir şey demiyorlar mı? diye... Demiyorlar. Köle miyim ben? Benim de fikirlerim var. Levent’i çıkaran tiyatro değil, üst kurul. Niye yanında yer almayayım?

-AKM için ne düşünüyorsunuz?
AKM’yi bana versinler bir yılda iki sahne açayım.

-Kim verecek?
Bilmem? Madem orası çok değerli. Türkiye bütçesi için katkısı olacak, yapın yüz katlı bir AVM, içine bize iki salon yapın.

-Ciddi misiniz?
Evet. Bunu Kadir Bey’e de söyledim, “Sen hakikaten delisin’’ dedi. Sanat üreyeceğine fareler ürüyor şimdi orada. Bu haliyle bile toparlanır 1 yılda. Yıkacaklarsa da yıksınlar ama orasını mutlaka bir kültür merkezi yapsınlar. Beyoğlu’nda tiyatro kalmadı artık. (Söyleşi: Balçiçek İlter/ Gazete Habertürk)