Yeni kız arkadaşım

Yeni kız arkadaşım
Yeni kız arkadaşım
'Danimarkalı Kız', birçok kaynağa göre 'Dünyanın ilk transseksüellerinden biri' olarak kabul edilen ressam Einar Wegener'in öyküsünü anlatıyor.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

The Danish Girl (Danimarkalı Kız)
Not: 5/3
Yönetmen: Tom Hooper
Oyuncular: Eddie Redmayne , Alicia Vikander , Matthias Schoenaerts , Ben Whishaw , Amber Heard 
Yapım: 2015 - ABD , İngiltere 
Süre: 119 dk

Malum, Eddie Redmayne ‘Zamanın hüzünlü tarihi’ olarak da tanımlanabilecek ‘Her Şeyin Teorisi’nde canlandırdığı astro-fizikçi Stephen Hawking rolüyle geçen yıl ‘En İyi Erkek Oyuncu’ dalında Oscar’a uzanmıştı. İngiliz aktör bu yıl da yeteneğini tekrar hatırlatan bir rolde huzurlarımızda. Performansını Akademi’nin de beğendiği ve ‘En İyi Erkek Oyuncu’ dalındaki beş adaydan biri arasına dahil ettiği Redmayne, ‘Danimarkalı Kız’da (‘The Danish Girl’) yine tarihsel bir karaktere hayat veriyor.

Yönetmenliğini Tom Hooper’ın üstlendiği yapım, ‘Dünyanın ilk transseksüellerinden biri’ olarak tanımlanan Einar Wegener’in (ya da ikinci kimliğinin ismiyle ‘Lili Elbe’nin) hayat hikâyesinden pasajlar sunuyor. Filmin konusu kısaca şöyle: Yıl 1926. Danimarka’nın tanınmış ressamlarından Einar Wegener, daha çok portrelere odaklanmış meslektaşı ve de eşi Gerda’yla mutlu mesut bir hayatın sahibidir. Karısının modelinin gelmediği bir gün, yardım amacıyla üzerine kadın aksesuvarları geçirir ve bu durum onun için çok önemli bir dönüşümün kapısını aralar. Einar, içinde bastırdığını düşündüğü kadın kimliğiyle buluşmuştur ve artık onunla, barışık bir şekilde yaşamaya kararlıdır. Gerda’nın sergisi dolayısıyla gittikleri Paris, bu farklı durumla baş etmeleri yolunda yeni gelişmelerin mekânı olacaktır...

Victor Hugo’nun ünlü eseri ‘Sefiller’in müzikal uyarlamasını saymazsak genellikle biyografik öykülere ilgi duyan bir yönetmen (‘The Damned United’ ve ‘The King’s Speech’ gibi) olarak bilinen Tom Hooper, ‘Danimarkalı Kız’da da gerçek bir hayatın izlerini sürmüş. David Obershoff’un 2001 tarihli romanından uyarlanan film, aslında François Ozon’un ‘Yeni Kız Arkadaşım’ını da hatırlatıyor. Öte yandan Einar’ın Lili’ye dönüşümü de Pedro Almodovar’ın ‘İçinde Yaşadığım Deri’sini çağrıştırıyor. Lakin bu hatırlatmalar ve çağrışımların dışında Einar/Lili’nin trajik öyküsü yeterince ilgi çekici ve kulak kabartmaya değer. Hele ki söz konusu karakterin tıbbın bilinmeze doğru yol aldığı ve nereye varacağı konusunda kafaların karıştığı bir dönemde bıçak altına yatması ve bir tür öncü olması, bu hikâyeyi daha da önemli ve ‘tarihi’ kılıyor.

Vikander de Oscar’a aday

Gerda cephesinden bakıldığında her şeyin bir oyun gibi başlaması ama sonradan kendisi adına bir trajediye dönüşmesi (bu durumu ‘kocasının kız arkadaşı olması’ şeklinde özetlemek de mümkün), Einar’ın adeta karısı tarafından kadınlaştırılması filmin gezindiği kimi ara duraklar...

Öte yandan Einar’ın, ilk kez kadın kıyafeti giyip katıldığı balo sekansı; aynaya bakıp içindeki kadınla yüzleştiği sahne ya da eşine, “Kimse benim dileğimi duymazken sen duydun Gerda” dediği bölüm ‘Danimarkalı Kız’ın öne çıkan yanlarındandı. 

Oyunculuklara gelince... Kuşkusuz Redmayne yine zor bir rolün üstesinden başarıyla gelmeyi biliyor. Bir dehanın hayatın cilveleri karşısında düştüğü durumu, olağanüstü direnme ve tutunma çabasını aktardığı ‘Her Şeyin Teorisi’nden sonra bu kez de ruhu ve bedeni arasında bocalayan ve nihayetinde dönemine göre cesurca bir karar veren Einar/Lili’de, takdire şayan performanslarına bir yenisini ekliyor. Keza Gerda’da da Alicia Vikander gayet iyi (ki o da ‘En İyi Yardımcı Kadın’da Oscar’a aday). Ben Einer’in çocukluk arkadaşı Hans’ta izlediğimiz Matthias Schoenaerts’ı da beğendim. Çiftin en yakın dostları Ulla’da Amber Heard, Alman doktor Warnekros’ta Sebastian Koch, Lili’ye ilk kez ilgi gösteren kişi olan Heanrik’te Ben Whishaw, kadronun diğer öne çıkan isimleri.

‘Danimarkalı Kız’, güzel çekilmiş (kostümler ve mekânlar kusursuz), görüntü yönetmenliği enfes, oyunculuk performansları çizgi üstü lakin filmin bütünü için aynı türden övgülerde bulunmak zor. Evet, Hooper’ın yapıtı ilginç bir hikâyeye sahip ama bu ilginç hikâye sanki fazla durağan ve ‘TV filmi’ tadında anlatılmış. Ya da durumu şöyle özetleyelim: ‘Danimarkalı Kız’ın sinemasal anlatımı, konunun albenisine eşlik edemiyor.

Son olarak Einar/Lili ve Gerda’nın gerçek hikâyeleri, birçok ayrıntısı itibariyle filmde anlatılanlardan farklı,
meraklısı için not düşeyim dedim...