Yeni sürüm Bond'ların en iyisi

Yeni sürüm Bond'ların en iyisi
Yeni sürüm Bond'ların en iyisi
Son dönem Bond'lara açık ara fark attığını İngiliz eleştirmenler daha önceden tasdik etmişti. Bir bölümü İstanbul'da çekilen, 007'nin beyazperdedeki 50'nci yılında gösterime girmesi sebebiyle daha da özel, Sam Mendes imzalı 'Skyfall' Türkiyeli eleştirmenlerin de gözüne girmekte zorlanmadı. Genel kanı, 'Skyfall'un, gerçekten de yeni sürüm Bond'ların en iyisi olduğu yönünde.

Bond: Ben hâlâ ölmedim

Şenay Aydemir (Radikal): James Bond’un son filmi, Daniel Craig’in 007 olduğu serinin en iyisi. Özellikle Şanghay sahnelerinde yönetmen Sam Mendes’in yakaladığı ışık oyunları mükemmel. Öte yandan, 50. yılında James Bond’un köklerine dönme ihtiyacı duyması da anlaşılır bir durum. Kısaca ‘Skyfall’, James Bond’un yeni nesil ajanlara “Ben hâlâ ölmedim” mesajı.

Kriz yönetiminde Fenerbahçe ’den daha başarılı!

Uğur Vardan (Radikal): ‘Skyfall’, son dönemdeki en iyi Bond filmi olmuş. Yaratıcı ekip temel olarak ‘“Peki ama ‘Majestelerinin ajanı’, ‘Yeni dünya düzeni’ içinde de kendine yer bulabilir mi?” sorusunun peşine düşmüş. Önümüze getirdikleri yapımla da bu sorunun cevabını zekice ve kaydadeğer göndermelerle vermişler. Ben meseleyi yerlileştirmek ve futbol üzerinden açıklamaktan yanayım; MI6, Bond ve M. konusunda, Fenerbahçe yönetiminin Alex için vermek zorunda kaldığını düşündüğü bir karar benzeri bir açmaz yaşıyor. Ama görüyoruz ki kriz yönetiminde İngiliz İstihbaratı, Sarı-Lacivertli kulüpten daha başarılı. Tabii bunda Bond’un, filmdeki ifadesiyle ‘Cesur Yeni Dünya’da tutunma çabalarını da göz ardı edemeyiz. Filmin en kötü yanı ise İstanbul ’da geçen sahneleri. ‘Taken 2’nun hemen ardından bir Kapalıçarşı turu (çatıları, içi ve çevresiyle birlikte) daha hiç çekilmiyor.

Olması gerektiği gibi

Erman Ata Uncu (Radikal): İllaki karakterlerden birinin lafı punduna getirdiği diyalogların biri başlıyor diğeri bitiyor. 007, yeri geldiğinde kendi mitiyle de dalgasını geçiyor. Aksiyon sahneleri egzotik mekânların hakkını veren bir süreklilikte ilerliyor. Kısacası ‘Skyfall’ yıllar sonra olması gerektiği gibi bir Bond getiriyor karşımıza. Sürükleyici, gözalıcı, muzip, eğlenceli... Mesele karakter derinliğine inmek, erkeklik anksiyetesi ve ‘yurtseverlik’ arasındaki bağlantıları daha da açığa çıkarmaksa kamera arkasında Sam Mendes, bildik Mendes’liğini buralarda da konuşturyor. Soğuk Savaş sonrası Bond’a ne ihtiyaç var sorusundan yola çıkıp hikâyenin köklerine hınzır bir üslupla geri dönülmesi de cabası...

Connery’e en yakın performans

Murat Özer (Arka Pencere): ‘Skyfall’, James Bond fenomenine saygıda kusur etmeyen bir çalışma. Bildiğimiz, alıştığımız Bond formüllerine sadık kalan film, yönetmen Sam Mendes’in de etkisiyle olsa gerek, karakterin iç dünyasına ve onun yansımalarına odaklanıyor daha çok. Daniel Craig ise orijinal 007 Sean Connery’nin ruh haline en yakın performansa ulaşıyor burada; birkaç sıkı aksiyon sahnesi olmasına karşın, serinin son dönem filmlerine baktığımızda kahramanın ayaklarının yere en çok bu yapımda bastığını tespit ediyoruz. Açılıştaki Türkiye sahneleri, halen gösterimde olan ‘Takip: İstanbul’la (Taken 2) karşılaştırıldığında epeyce sağlam duruyor. Sona saklanan ‘sürpriz’ unsuru da filmin tonuna epeyce etki yapıyor.

Eskiye dönüş hissediliyor

Burak Göral (Arka Pencere): ‘Skyfall’un çok iyi bazı özellikleri olduğunu düşünüyorum ama en iyi Bond filmi olduğunu söyleyemeyeceğim. Hatta bence olay örgüsü ve hikâye anlamında en zayıf Bond filmlerinden biri. Ancak daha önce girilmemiş kuytulara, Bond’un gölgelerine girmesi açısından farklı olduğunu söyleyebilirim. Casino Royal’le başlayan ‘farklı bir Bond’u izlemeye veda ettik. Yeni Bond’da bir eskiye dönüş hissetmek mümkün. Özellikle de filmin sonuna yaklaşırken...