'Yeni tanrıyı arıyorum'

'Yeni tanrıyı arıyorum'
'Yeni tanrıyı arıyorum'

Berlin ve İstanbul da çalışan Vert in Galerist Hasköy deki sergisi, simlerle kaplı bir kadın vücut geliştiricinin elişi duvaklarla yaptığı bir performansla açıldı.

2009'da üzerine saç deseni yerleştirdiği başörtüsüyle hem Almanya'da hem de Türkiye'de ilgi gören Viron Erol Vert, Galerist Hasköy'de açtığı 'Yedi Perde' sergisinde internet çağının yeni tanrısını aradığını söylüyor.
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

Hayatlarımızdaki yeni tanrıyı arıyorum”… 2009’da üzerine saç deseni yerleştirdiği başörtüsüyle hem Almanya’da hem de Türkiye ’de büyük ilgi gören Viron Erol Vert, Galerist Hasköy’deki yeni sergisi ‘Yedi Perde’nin kolajlarını böyle tanımlıyor. Pilavcı arabası malzemelerinden yapılan dini sembol yerleştirmeleri, üzerine karmaşık geometrik örüntüler yerleştirilmiş halılar, dijital ‘ulvi’ kolajlar, Vert’in yeni bir mistisizm dili arayışının ürünlerinden bazıları. Çalışmalarını Berlin ve İstanbul ekseninde sürdüren Viron Erol Vert’le buluştuk, simlerle kaplı bir kadın vücut geliştiricinin elişi duvaklarla yaptığı bir performansla açılan sergisi ‘Yedi Perde’yi konuştuk.

Serginin isminden, ‘7 Perde’den başlayalım… 
Bu sergide hem benim içinde bulunduğum farklı konumları hem de kişiliğimin farklı parçalarını ortaya koymak istedim. Yedi de sürekli karşıma çıkan bir sayı… Işığın yedi renkten oluşması, İstanbul’un yedi tepe üzerine kurulması, yedi çakramızın olması, vs. Ayrıca yedi hem Yahudi hem de İslam mitolojisinde çok büyük öneme sahip. Perde lafını ise Türkçede aynı zamanda sahne anlamına geldiği için kullandık. Hem perdenin kendisiyle hem de perdenin arkasında olan bitenle oyun oynadık açıkçası…

‘Yedi’, ezoterik meselelere ilginizle de alakalı olabilir mi?
 
Evet. O da var. Yedi aynı zamanda çok mistik bir sayı. Hem teknolojide, matematikte hem de dinde, masallarda, eski hikâyelerde önemli. Bunlar da benim işlerimde büyük yer tutuyor.
Sergide farklı materyaller ve medyumlar var. Halı, kolaj, cam…
Her zaman yeni materyallere açıktım. Bu kişiliğimin de bir parçası. Farklı dünyalara girip bir şeyleri irdeleyerek ilginç bir şeyler çıkarmayı seviyorum. İlk kez bu kadar farklı parçaları ve unsurları aynı sergide bir araya getiriyorum. Tasarımdan geliyor olmamın da bunda etkisi var. Tasarım üzerine çalıştığım ilk alan da moda. Moda tasarımcısı olarak da malzemelere daha açık oluyorsunuz.

İşlerinizin odağında kültürel kimlik, din gibi meseleler var. Moda tasarım yıllarınızda da var mıydı bu ilgi?
 
İşlerimin merkezinde hep insan var. İnsanlara, yaptıklarına, sosyal hayatta nasıl davrandıklarına, kültürel ve tarihi arkaplanlarına nasıl tepki verdikleriyle alakalı işler bunlar. Aslında o yüzden ilk olarak moda tasarımı üzerine çalıştım. Çünkü modanın merkezinde de insan bedeni var. O yıllarda da insan bedeni üzerine çok yoğun bir şekilde çalıştım. Farklı farklı yönlerine eğilebilmek, eğitimime değişik tatlar katabilmek için birden çok üniversiteye gittim. Sonunda merkezde insan bedeni var ama sadece o da değil. Benim için arkasında olanlar da, toplumu nasıl tanımladığımız, farklı meselelerle nasıl başa çıktığımız, zamanın bunları nasıl değiştireceği, toplumun bu süreçte nasıl değişeceği de önemli. Bunlar, işimin büyük bir parçasını oluşturuyor. Sonuçta çok da kör parmağım gözüne değil, yapmak istediğimi estetik bir düzleme de çıkarmayı istiyorum.

Suriye, Yunan ve İtalyan kökenlerinden gelen birisi olarak, kişisel tecrübeleriniz bu işe nasıl yansıyor?

Tabii ki çok yansıyor. Sadece sanatçılıkta değil, her işte ebeveynlerinizden ya da büyüme şeklinizden bir şeyler işe yansır. Hayatınıza da yansır. Tüm bu değişim dinlerle, kültürlerle büyüdüm ve bunlar benim büyük bir parçamı oluşturuyor. Tabii böyle büyüyen tek insan değilim, özellikle Türkiye’de, İstanbul’da benim gibi büyüyen çokça insan var. Böyle büyüyünce de aynı konuya farklı açılardan bakma refleksiniz gelişiyor. Sadece kırmızıyı, turuncuyu ya da siyahı görmüyorsunuz. Farklı tarafları da görüyorsunuz.

Dini semboller de var serginin odağında… 
İlk olarak sembollerle sanat olarak ilgileniyorum. Ortada bir imge, bir sembol var ve görür görmez arkasındaki fikri alıyorsunuz. Bu dini bir simge de olabilir, haç, Yahudi yıldızı ya da Allah kaligrafisi gibi… Bence çok büyük bir etkileri var. Sergideki vitrinlerde sokaklarda kullanılan geleneksel malzemeleri kullandım. Bu vitrinleri de yukarıdan bakıldığında bir sembol oluşturacak şekilde düzenledim. Kör parmağım gözüne olsun istemiyorum. Bu gibi meseleleri ele aldığımda işin içinde bir kahkaha, eğlence olmasını da istiyorum her zaman. Ama özellikle bu meselede daha da derin bir anlamı var. Tabii ki ben de bu dinler içinde büyüdüm. Suriye, Yunanistan ve İtalyan Ortodoksunun baskın olduğu, Yahudi veya Ermeni akrabaların olduğu bir ailede büyümüş biri olarak din de benim kişiliğimin bir parçası…

Daha derin anlamından kasıt nedir?
 
Daha önce de bir başörtüsü üzerine böyle bir yapmıştım. O da dini bir sembol aslında. Onun da ilk bakıştaki anlamı bir giysi parçası olması… Ben de sembollerin klişe anlamlarıyla oynamayı seviyorum. Bir başörtüsü gördüğünde hemen bir fikrin de oluyor. Ama onu bambaşka bir şekilde kullanıp insanları şaşırtmak bana çok mantıklı bir şey gibi geliyor. Belki de insanların bir sandalyeden kalkıp karşı sandalyeye oturması, ara sıra pozisyonlarını değiştirmesi çok önemli. Bu sergideki yerleştirmelere gelince, pilavcı, ciğerci arabalarında kullanılan metal ve camlardan kullandım. Doğu toplumlarında yaygınlar bu arabalar, Türkiye’de de var bunlardan, Fas gibi yerlerde de… Bu materyalin kendi hikâyesi olması hoşuma gitti. Bu malzemeyi görünce de az çok bir fikir beliriyor kafanızda. Bu yerleştirmelerin her biri tektanrılı dinlerden birini temsil ediyor. Eskiden içinde olduğumuz bu sistemler benim gibi çok genç olmayan orta kuşağa geçmiş insanlara artık yarar sağlamıyor. Bu eski düzenin, anlamların eski ağırlığını taşımıyor.

Onun yerine ne geldi dersiniz? 
Belki ileride hiçbir şeye ihtiyacımız olmayacak. Sadece kendi kendimizi güçlü kılmaya ihtiyacımız var. Bu, herkes için dilediğim bir şey. Özellikle de böyle zor bir dönemden geçerken pek de kolay değil. Bu serginin şöyle bir yanı daha var. Yedi tane kolaj yaptım. Yeni tanrıların resimleri bunlar. İnsanların internetle büyüdüğü bir çağ bu… Nasıl bir sorunuz olursa olsun cevap için ilk baktığınız yer internet olur. Eskiden dinin böyle bir işlevi vardı. Bir sorunuz olduğunda camiye ya da kiliseye giderdiniz. Ben de internetteki aşırı resim ve imge yüklemesinden ilahi olanın yeni resimlerini oluşturmak istedim. Tabii ki öznel ve gayet soyut bir açıdan. Orada hayatlarımızda internetten gelen yeni bir tanrıyı aradım.

Ustalarla gurur duyuyor

İşleriniz için geleneksel zanaatkârlarla, halıcılarla, araba ustalarıyla, kız teknik liseleriyle çalışıyorsunuz. Ustalarla ilişkileriniz nasıl? Projeleri ilk duyunca nasıl tepki veriyorlardı?
 
Önce “Bu adam ne istiyor benden” diyorlar. Tabii ki ilk sebep görünüşüm. Niye bilmiyorum ama böyle bir korku var insanlarda. Korku değil de tedirginlik daha çok. Tabii burada daha geleneksel yerlerde yaşayan insanlar için değişik bir görünümüm var. Önceleri “Yapabilir miyim, çok zor” falan diyorlar. Her zaman aynı şey. Önce bir tedirginlikle başlıyor. Sonra sürekli çiziyorum ediyorum, ne yapmak istediğimi anlatıyorum, yapıyorlar, sonunda da yaptıklarından büyük bir mutluluk duyuyorlar. Onlar aslında çok daha gururlu duruyorlar. Hiç böyle şeyler yapacaklarını düşünmüyorlar. Ve bu beni de çok mutlu ediyor aslında.

Kulüpte kapı görevlisiydi 
Berlin gece hayatında da çalıştınız uzun süre… 
Öğrencilik yıllarımda uzun süre gece hayatında, Berghain’da (Berlin’in en büyük kulüplerinden) kapıda çalıştım. Tabii Berlin’de önemli bir konum bu. Berghain, Berlin’de müzikte belli bir seviyeyi tutturması, özgürlüğüyle çok ünlü bir yer. Çok genç yaşta çalışmaya başlamıştım. Şimdi de bazen onlar için sanat işleri yapıyorum. İlk çizimlerimi, orada afişler, duvar resimleri ve yine Berghain için çalışan Len Faki, Luke Slater gibi müzisyenlerin LP kapakları için yapmıştım. Berghain, üniversiteden sonra ikinci okuldu benim için. O kadar yoğun, çılgın ve her şeye açık bir yerde çalışınca insanoğlunu da çok iyi öğrenebiliyorsunuz. Çünkü insanın her yüzünü görebiliyorsunuz. Bazen çok yoğun ve zor olsa da benim için iyi bir süreçti.

Viron Erol Vert, ‘7 Perde’ 21 Ekim’e kadar Galerist Hasköy’de.