Yeni yasaya eski tüzük

13 Aralık 1951'de yürürlüğe giren 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, yeni halini 3 Mart 2001 tarihinde aldı.
Haber: GÜL ALTAN / Arşivi

İSTANBUL - 13 Aralık 1951'de yürürlüğe giren 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, yeni halini 3 Mart 2001 tarihinde aldı. Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren yasa, bugüne kadar uygulamada birçok sorunlar yaşanan eser sahibi, hak devri, telif ödemeleri gibi konuya açıklık getirdi. Özellikle sinema sanayiinde büyük sorun yaratan belirsizliğin bu yasayla çözümlenmesi
bekleniyordu.
Yasayla neler değişiyor
Sinema filmlerinin tek sahibi olan yapımcılar, artık yeni yasaya göre filmlerin sahibi olamayacak. Bir sinema eserinde, eserin gerçek sahipleri artık yönetmen, senaryo yazarı, diyalog yazarı ve özgün müzik bestecisi. Bağlantılı hak sahipleri arasında ise yapımcının yanı sıra TV kanalı ve oyuncular yer alıyor. Ancak bu uygulama 12 Haziran 1995 tarihinden itibaren yapılan filmler için geçerli. Yani bu tarihten önce yapılmış filmlerde yapımcı tekeli korunmuş.
Yasa, eser haklarının devir sınırlarına da yeni uygulamalar getiriyor. Bu yeni yasaya göre eser sahibinin bir kanala, sanatçıya ya da yapımcıya devrettiği haklarının tek tek yazılı olması gerekiyor. Böylelikle neye telif ödeneceği açıklık kazanıyor. Bugüne kadar çekilen eserlerin hakları (özellikle televizyonlar için) kanallara devroluyordu, şimdi ise bu uygulamada yavaş yavaş değişiklikler olması planlanıyor. Hayatta kalan son eser sahibinin ölümünden 70 yıl geçene kadar gösterilen her yapım içinse telif hakkı ödeme zorunluluğu getiriliyor. Tabii bu eserin bütün hakları kanala devredilmemiş ve yapım 1995'ten önce gerçekleştirilmemişse. Bir eserin bütün haklarının kanala devri için ise eser sahiplerinin hepsinin yazılı onayı gerekiyor.
Yasanın yasa olması...
Yasanın uygulanabilmesi içinse yasadan yararlanacak insanların, meslek birlikleri şeklinde örgütlemesi ve denetlemenin yapılması için de aynı alanda örgütlenmiş uluslararası birliklerle işbirliğine gitmesi gerekiyor. Buna bağlı olarak Radyo Televizyon Yayncıları Birliği kuruldu. Televizyon ve Sinema Yapımcıları Meslek Birliği (TESİYAP) kurulma aşamasında ve hâlâ işlerliklerini sürdüren MÜYAP, MESAM gibi meslek birlikleri var.
Ancak burada 'küçük' bir sorun ortaya çıkıyor! Bu meslek birlikleri 1 Nisan 1999 tarihinde yayımlanan Fikir ve Sanat Eseri Sahipleriyle Komşu Hak Sahipleri Meslek Birlikleri ve Federasyonları Hakkında Tüzük'e göre, kısacası eski yasanın tüzüğüne göre kuruluyor. Yani Kültür Bakanlığı'nın 'geçersizdir' dediği bir tüzüğe göre. Bakanlık, tüzüğü geçersiz sayıyor ama bir türlü de yeni tüzük çıkaramıyor.
3 Mart 2001 tarihinde yürürlüğe giren yasanın tüzüğünün en geç altı ay içinde çıkması gerekmekteydi. Bu süre 3 Eylül'de sona erdi. Ancak Kültür Bakanlığı şu sıralar daha yeni fikir almak üzere, bir taslak hazırladı. Üstelik çoğu hukukçuya göre meslek birliklerinin aslında bakanlığın fikirlerine destek çıkmak için kurulmasını öngören 'Kooperatif bir örgütlenme' içeren bu yasa, 'antidemokratik' ve 'Franko dönemi İspanyası için iyi bir tüzük olsa da 21'inci yüzyıl Türkiye'sine pek uygun değil'.
Yeni tüzük çıktığı zaman -ki bir gün çıkacak- bütün bu meslek birlikleri çoktan oluşmuş olan yapılarını ona uydurmak için baştan bir yapılanmaya gidecek.
***
Sorular ve sorunlar...
Eğer yasa uygulanabilirse, kuşkusuz gündemdeki birçok soruna açıklık kazandıracak. Ancak öncelikle akıllardaki soru işaretlerinin giderilmesi gerekiyor:

  • Bugüne kadar yapıtlarının sürekli gösteriminden hiçbir hak talep edemeyen eser sahipleri için bir umut doğdu. Peki bu hak, neden 1995 yılıyla sınırlandırılmış durumda?
  • Bakanlığın eylül ayında çıkarması gereken tüzük niye hâlâ sadece taslak aşamasında? Acaba yine gündemde daha önemli mevzular mı var?
  • Bakanlığın hazırladığı hayli gecikmiş olan taslağın anti-demokratik olduğu şimdiden söyleniyor. Hukuk çevrelerinin itirazlarına rağmen, neden 'kooperatif örgütlenme'yi öngören bir taslakta diretiliyor?
  • Tüzüğün çıkması halinde yapılanmalarını eski yasaya göre yapmış olan meslek birliklerinin hali ne olacak?
  • Bir de tüm hakların devri meselesi var. Sinema filmlerinin yapılabilmesi için ek kaynak olarak görülen TV kanallarının desteğine gerek duyulması kaçınılmaz. Peki bu gereksinim eser sahiplerinin haklarını zorunlu olarak devretmesine yol açmayacak mı?