Yeter 'Big Brother' yeter...

Yeter 'Big Brother' yeter...
Yeter 'Big Brother' yeter...
En iyi belgesel dalında Oscar alan 'Citizenfour', Amerikan Güvenlik Ajansı çalışanı Edward Snowden'ın, yasadışı dinlemeler hakkında dünya kamuoyunu bilgilendirdiği zorlu süreci birinci elden anlatıyor. 'Citizenfour'u bu coğrafyadan bakıldığında önemli kılan asıl özellik hâlâ Batı demokrasilerinde medyanın, üzerine düşen asli görevi yerine getirmekteki kararlılığı. Kesinlikle kaçırmayın!
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

CITIZENFOUR (Not: 4.5/5)
Yönetmen: Laura Poitras
Oyuncular: Edward Snowden, Glenn Greenwald, William Binney, Jacob Appelbaum
Yapım: 2014, ABD-İngiltere-Almanya
Süre: 114 dakika

‘Biz büyüdük ve gerçekten fazlaca kirlendi dünya ...’ 1970’lerde ‘Watergate skandalı’ başkan düşürürdü, şimdilerde Edward Snowden’lar, Julian Assange’lar çıkıyor ve tek tek yenilen her türden haltı gözler önüne seriyor ama hem hayat hem de sorumlular kaldığı yerden her bir şeye devam ediyorlar. Kim bilir belki de bu durumu günümüz insanının ‘bilge’liğine’, görmüş geçirmişliğine bağlamak lazım.

Bu hafta sinemalarımıza uğrayan ‘Citizenfour’, yakın geçmişin bir büyük skandalını perdeye taşıyan son derece önemli bir belgesel. Yönetmen Laura Poitras, 11 Eylül sonrası paranoyaları üzerine çektiği daha önceki filmleri ‘My Country, My Country’ ve ‘The Oath’la birlikte ‘Citizenfour’da ‘üçleme’sini tamamlamış oluyor. Poitras, son adımında NSA (National Security Agency) çalışanı Edward Snowden’ın, kendince doğru bulmadığı uygulamaları kamuoyuyla paylaşmaya karar vermesinin ardından yaşanan sürecin en önemli evrelerini perdeye taşıyor. Kız arkadaşıyla -ki o da kendisinin neyle iştigal ettiğinden habersiz- tatildeyken birden ortadan kaybolan ve Hong Kong’da kaldığı otel odasından önce İngiliz The Guardian yazarı Glenn Greenwald olmak üzere elindeki belgeleri yavaş yavaş medya üzerinden tüm dünyayla paylaşmaya başlıyor.


Bu, son derece gerçekçi bir John Le Carre romanı tadı taşıyan meselede yaşananları olay anında izlediyseniz zaten olan bitene vâkıfsınızdır; film de bir tür hatırlatma görevini üstleniyor ama yine de onca detay kuşkusuz hayret uyandıracak nitelikte. Kısa bir özet geçmek gerekirse Snowden bugün için ABD hükümetince ‘gizli belgeleri kamuoyuyla paylaştığı için aranılan bir suçlu ve Rusya’da ikâmet etmeyi sürdürüyor. Snowden’ın derdi de şu: Sistem 11 Eylül’ü bahane ederek kendi keyfince herkesi izlemeye ve özel hayatlarına müdahil olmaya başladı.

Medya nedir, ne değildir?

Bu izleme skalasında sıradan vatandaştan Almanya Başbakanı Merkel’e -Almanya da Türkiye’yi izliyormuş, orası ayrı konu!- birçok isim var ve Snowden bütün bu özgürlük ihlali olarak gördüğü uygulamaları ifşa etmeyi aklına koyarak 29 yaşında, hayatının muhtemelen sonraki aşamalarını mahvedecek bir ‘cesaret’ örneği gösteriyor ve kendisiyle birlikte sistemi deşifre ediyor.

Lakin ‘Citizenfour’u bu coğrafyadan bakıldığında önemli kılan asıl özellik hâlâ Batı demokrasilerinde medyanın, üzerine düşen asli görevi yerine getirmekteki kararlılığı sanırım. The Guardian’ın, İngiliz hükümeti tarafından “Bu belgeleri basmayın” ya da “Bu yayınları yapmayın” uyarılarına karşın belgeler yayımlandı, Snowden’ın görüşleri ve dertleri bütün dünya kamuoyuna iletildi. ‘İç güvenlik-dış güvenlik’, ‘İç-dış mihraklar’ türünden gerekçeler, gerçeğin basılmasına ve yayılmasına engel olamadı.


Bana kalırsa başka ilginç yan da, sistemin bu denli içini dışına çıkaran bir filme Akademi’nin ‘En İyi Belgesel’ dalında Oscar vermesidir. Gerçi öteden beri söylenegelmiştir; “Amerika günahları işler, Hollywood da bu günahların perdede hesaplaşmasına soyunarak bir anlamda aklar...” Lakin ne olursa olsun ‘Citizenfuor’ tarihe ve insanlığın vicdanına Snowden üzerinden çok önemli bir kayıt düşürüyor. Üstelik film bir Hollywood yapımı değil.

Son bir not: ‘Citizenfour’, yönetmen Poitras’la Snowden arasındaki yazışmalarda Snodwden’ın kullandığı kod adı.
Sonuç? Kesinlikle kaçırmayın...