Yine gangster diyarındayız

Yine gangster diyarındayız
Yine gangster diyarındayız
Yeni gangster dizisi 'Boardwalk Empire', 'The Sopranos'tan bu yana en fazla ilgi çeken dizi olmaya aday.

Sevin OKYAY

Gangster dizileri yabancımız sayılmaz, özellikle ‘The Sopranos’ ile uzun süreli ilişkimiz bizi yerimize mıhlarken, bu dünyanın iç işleyişi hakkında da epeyce bilgi vermişti. ‘Boardwalk Empire’ın farkı, 1920’li yıllarda, içki yasağı sırasında yani gangsterlere güçlerini kazandıran dönemde geçiyor olması. İki dizinin ortak yanlarını ise dönem ayrıntılarına, kostümlere ve setlere verilen özen, iyi seçilmiş oyuncu kadrosu ile senaryolarındaki Terence Winter imzası oluşturuyor.
Nelson Johnson uyarlaması

1920’li yılların Atlantic City’sin-de geçen ‘Boardwalk Empire’, New Jerseyli yargıç Nelson Johnson’ın kurmaca olmayan kitabından yola çıkarak yaratılmış. Kahramanı da, Atlantic City’nin mali işlerinden sorumlu Enoch ‘Nucky’ Thompson. Dizinin ilk dakikalarında şehrin içki karşıtı hanımlarını desteklerken, İçki Yasağı başladıktan birkaç saat sonra ilk yasadışı içki teslimatını hazırlıyor. Gerçi Thompson (gerçekte Johnson, ama Winter bazı değişiklikler yapmış) boyu 1.90’a yaklaşan, elleri pençeye benzeyen, fizik olarak James Gandolfini ’ye daha yakın biriymiş. Oysa Steve Buscemi’nin oynadığı Nucky, istediğini yapmak için daha çok kurnazlıktan yararlanan biri.
‘The Sopranos’un hayranları iki yeni dizide onun yansımasını görüyor gibiler: Gene HBO’dan ‘Boardwalk Empire’ ile AMC dizisi ‘Mad Men’. Bunda şaşılacak bir şey yok, çünkü ilk dizinin yaratıcıları arasında yer alan Terence Winter ve Matthew Weiner, bu iki dizinin de yaratıcıları.

Gangsterler hep popülerdi
Gangsterler oldum olası yaratıcıların da, izleyicilerin de ilgisini çekmiştir ve sinemadaki gangsterlerin tarihi, sinemanın tarihi kadar geriye uzanır. Ancak bugün bildiğimiz şekliyle gangster hikâyesiyle ilk kez 1971’de tanıştık. Francis Coppola, Mario Puzo’nun romanı ‘Baba’yı (The Godfather) sinemaya uyarlarken işin bu kadar büyüyeceğini aklına getirmiş miydi bilmiyoruz; ama ‘Godfather’ Oscar’lı, bol övgülü, gişesi sağlam bir üçlemenin ilk filmi olduğu gibi, başkalarına da model oldu.

Bu kez 1920’lerdeyiz
‘Godfather’ filmlerinde aile temizdi, ‘Baba’ uyuşturucu işine hiç girmiyordu, Corleoneler ender olarak ‘hak eden’ birini öldürüyorlardı. Martin Scorsese’nin yönettiği ‘GoodFellas’ ise, Corleone efsanesini insani boyutlara indirdi, şık giysiler kana büründü. ‘Boardwalk Empire’ın ilk bölümünde, işin başlayışına tanık oluyoruz. İş karışık, karakter çok, işimiz zor. Ama bir bölümde, İçki Yasağı görevlisi Nelson Van Alden (Michael Shannon) acemi bir görevliye yeraltı dünyası zirvesi için gelmiş tipleri tanıtırken, derdimize deva oluyor. Böylece Nucky’nin hamisi Arnold Rothstein (Michael Stulhbarg) ve nevzuhur gangster Lucky Luciano (Vincent Piazza) gibi tiplerle tanışıyoruz. Toplantının nedeni, İçki Yasağı. Çoğu kişi içkisiz bir hayata rıza gösterirken Nucky ile kardeşi Eli’nin (Shea Whigham) hiç de öyle bir niyetleri yok. İçki gene bulunacak, ancak çok daha yüksek fiyata...

Nucky de Canadian Club viskisiyle konukları karşılamaya hazırlanıyor. Nucky, acımasız bir işadamı olsa da, bazen yufka yürekliliği tutuyor: meteliksiz, hamile göçmen Margaret Schroeder (Kelly Macdonald) ziyaretine gelince onu paraya boğması gibi. Hakiki Nelson Johnson da yolda yürürken insanların ellerine banknotlar sıkıştırırmış. Kahramanımız, Birinci Dünya Savaşı’ndan dönen Jimmy Darmody’yi de (Michael Pitt) himayesi altına almış.

Gangster dünyasını yine ziyaret ediyoruz. Yeni mekân Atlantic City, dönemimiz 20’li yıllar, adamımız da içki yasağı olmasa bu kadar çabuk yükselemeyecek olan Nucky. Belki de yasakların kaderi bu...


    ETİKETLER:

    Dünya

    ,

    Van

    ,

    James Gandolfini