Yönünü yitiren insani plato

Venedik Bienali dünyanın en eski bienallerinden biri olarak...
Haber: ALİ AKAY / Arşivi

VENEDİK - Venedik Bienali dünyanın en eski bienallerinden biri olarak; milli pavyonların
sergilendiği ve genel küratörü Harald Szeemann'ın da belirtmiş olduğu gibi, hem milli hem de kavrama ait çalışmaların birbirlerine karışarak gösterildiği bir mekân. Dünya sanat pazarının oluşumunda giderek önemli bir yere sahip olan Venedik, Basel Fuarı'yla yakın tarihlerde açılıyor;
bu şekilde de dünyanın önemli Amerikan koleksiyonerlerinin,galericilerinin,
sanat eleştirmenlerinin, yani, sanat pazarının oluşumunda aktör rolü oynayanların toplandığı bir yer.
Yer ve zaman olarak bu iki büyük olayın içinde bulunma bu pazarın taşıyıcıları tarafından fark edilme imkânını sağlıyor. Bu anlamda bakıldığında Türkiye'den Beral Madra'nın küratörlüğünde Venedik'e giden, 'Itırlı Bahçe' kavramıyla Nuovo Icona Galerisi'nde sergilenen çalışmalar Türkiye'den gelen bir grup sanatçıyı ortaya koyuyor.
Altı yüzyıllık fantasma
Bakıldığında kavram, Doğu fantasmına ait olarak görünüyor: 14. yüzyıl sonu ve 15. yüzyıl başında yaşamış Arap yazar Şeyh Ömer İbn-i Muhammed El Nafzavi'ye ait olan eserin sorunsallaştırılması bizi Doğu ve Batı arasındaki tarihi köprüye doğru götürüyor. Bu köprünün oluşması, Venedik tacirleriyle birlikte ticaret kadar, Osmanlı haremini oluşturan esir ticaretine de göndermede bulunuyor.
Saray kadınlarının Osmanlı iktidarının oluşmasındaki rolüne değgin bu görüntü Murat Morova'nın işinde kendisini gösteriyor. 19. yüzyıl ürünü, üzerine sahte çiçekler yerleştirilmiş kırmızı kadife otantik Türk lokumu kutusu, bu dünyanın mekânına yolluyor izleyiciyi. Yarı açık duran kapağın içinde bir ay her gece sultanın koynuna girmesi gereken kadınların elle yapılmış figürleri
'saray ve harem' fantasmasını canlandırıyor, Venedik'e gelen izleyicileri heyecanlandırma potansiyelini taşıyor. Kadının esareti ve minörlüğünün yanında sanatçının cinsellik ve iktidar arasında kurduğu ilişkiyi de güncelleştiriyor.
'İstanbul Gülü' diye isimlendirilen bu 'fantastik vulva' 'Itırlı Bahçe'nin Batı'ya doğru salınmasını temsil ediyor. Gecikmiş modernlik ve farklı modernlik şeklinde duran bu çalışmanın tam karşısındaki
duvarda ise Selmin Şerif'in fotografik çalışması, peçe, Doğulu kadın ve gizem ilişkisini gündeme getiriyor. 'Benim bedenim değil, ben senin bedenin değilim' şiddet ilişkisini ben ve öteki bağlamında sorunsallaştırıyor. Tüketim kültürü, medyanın çarpıttığı Doğulu kadın imgesi, burada, her şeyiyle gündeme getiriliyor.
Galerinin giriş koridorunda Ahmet Öktem'in
'Geçici Kimlikler' adlı çalışması ise Doğu'nun 19. yüzyıl oryantalizminden transnasyonal sermaye dönemine geldiğinde değişen kimlikleri ve kimliksizleşmeleri düşündürtüyor. Doğulu kimliğinin günümüz postmodern İstanbul'unun Televole ve eğlence kütüründeki yeni hali Doğu-Batı ikileminin dışına doğru taşınıyor. Her türlü sabit kimlik kendisini parçalamaya başlıyor ve bu anlamda da 'şizofrenikleşiyor'.
Benzersiz şehirlerin ortaklığı
Galvanize olmuş metal kutuların neon
ışıklarıyla kesişmesinden oluşan ve duvarlara yansıtılan kişiliklerin kimlikleri ötekileştirildiğinde, Öktem'in çalışması xurban.net'e 'bağlanıyor'. Güven İncirlioğlu ve Hakan Topal'ın birlikte gerçekleştirdiği xurban.net'in işleri New York ve İstanbul fotoğraflarından oluşmakta.
İki benzersiz tekil şehir birbirlerine yakınlaşıyor. Limanlar tarihle örtüşüyor. Eski ve yakın tarih yanyanalaştırılıyor; zaman mekâna sıkışmaya başlıyor. Duvarda bilgisayar efektiyle sıkışmış, üst üste geçmiş iki şehrin haritası fark edilmez - oluşa giriyor. Duvardaki yazılar ise bu işlevi yersizyurtsuzlaştırıyor, kimliksizleştiriyor. Katmanlaştırma işlemi, yazılarda çözümlenebiliyor.
Foucault'nun 'itiraf mekanizması' diye adlandırdığı biyopolitikanın modern toplumlarda oluşması, Batı ve Doğu farkını silerek çalışmaya başlıyor. İkili çalışan transnasyonal iktidarın Doğusu veya Batısı kalmıyor. 'Cinsellik Tarihi'nde Foucault'nun farklılaştırdığı cinsel bilim ve cinsel haz
arasındaki ayrım, modern iktidar teknolojisinde birleşiyor. 'Itırlı Bahçe' tarihi olmaktan çıkıp postmodern kapitalizmin göbeğine yerleşiyor. Morova'dan gelen çizgi xurban.net'de tarihin çemberini birleştiriyor. Sergi bu anlamda bütünleşiyor;
çevrimsel bir zamana oturmaya başlıyor.
Gudeicca adasındaki bu serginin dışında Thetis'deki ortak çalışmada ise Butch Morris ile birleşiliyor. Yön oklarında yazılı oryantalist olarak kabul edilen isimlerin gösterdiği çokyönlülük, Morris'in ses enstalasyonu ile karışıyor.
'Yönsüzlük' ve 'polifoni' birbirlerine giriyor. Kimliksizleştirme burada da devam ediyor. 'İşitilmez-oluş' ve 'yönsüzleşme' (desoryantasyon) bizi sanki 4'üncü İstanbul Bienali'ne yollamakta:
Kıtalararası seyahat, oryantalist seyyahlar, bienalleri de birbiri içine katarak ilerliyor sanki.