'Yüzlerine bakarak şiir yazamazsınız'

'Yüzlerine bakarak şiir yazamazsınız'
'Yüzlerine bakarak şiir yazamazsınız'

Mehmet Günyeli ve Bejan Matur un sergisi, 29 Ağustos a kadar açık. Fotoğraf: Muhsin Akgün

Mehmet Günyeli'nin mültecileri anlatan soyut fotoğrafları Bejan Matur'un şiirleriyle sergileniyor. Bejan Matur, 'Ortada o kadar büyük bir dram var ki, duygu avcılığı yapmak çok kolay olurdu. O nedenle yalınlık bu projede çok önemli' diye anlatıyor. Sergi, Tophane'deki Sanat Limanı'nda...
Haber: ELİF DASTARLI / Arşivi

İSTANBUL - İlk bakışta rengin oluşturduğu dokusuyla hayran bırakan bir yüzey fotoğrafı görüyorsunuz. Başınızı çevirdiğinizdeyse adeta şok edici birkaç dize... “Sınırı insanın/ İncecik çizgi. / Varlıkken / Yokluk denizi. / Daha başlarken / Bize fısıldar. / Çekilin/ Bu bir başlangıç değil / Sondur! ”
Mehmet Günyeli’nin objektifinden mültecilerin ızdırabına gönderme yapan soyut fotoğraflarla Bejan Matur’un fotoğraflar üzerine yazdığı şiirler ‘Kader Denizi’ isimli sergide buluşuyor. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında Sanat Limanı’nda açılan sergi büyük bir insanlık dramına dikkat çekiyor. Biz de bu drama, fotoğraf ve şiiri buluşturan bir projeyle işarete eden iki sanatçıyla konuştuk.

Artık kanıksadığımız haberler, batan mülteci tekneleri, hüsranla sonlanan kaçak yolculuklar... Siz böylesi bir farkındalığa nasıl vardınız?
Mehmet Günyeli: Müthiş bir dram yaşanıyor ama dediğiniz gibi kanıksadık artık. Ben ne yapabilirim, bunu fotoğraf diliyle nasıl anlatabilirim diye düşündüm ve mültecilerin kullandığı tekneleri temsilen Ege kıyılarındaki tersanelerde bulunan terk edilmiş tekneleri fotoğraflamaya başladım.

Şiirler nasıl ortaya çıktı? Nasıl bir araya geldiniz?
Bejan Matur: Önce başka bir öneriyle geldi Mehmet, bu projeden de söz etmişti. O zaman bir ortaklık oluştu. Vicdanımı oldukça rahatsız eden bir konuydu. Fotoğrafları gördükten sonra da minimal anlatımdan çok etkilendim. Ortada o kadar büyük bir dram var ki... Böyle bir konuda duyguları avlamak çok kolaydır. Ona tenezzül etmemiş olması öncelikle ilgimi çekti. Örneğin mültecilerin portre fotoğrafları olsaydı ben bu şiirleri yazamazdım. Çünkü o yüzlere bakarak bir şey söylemeniz, o dramın size değmediği anlamına da gelebilir. Bu fotoğraflarınsa olabildiğince soyut, çok sakin bir anlatımı vardı ama çok da sertti bir yandan. Şiirime yakın buldum o dili. İlk görüştüğümüzde, içinde fotoğraflardan örneklerin olduğu zarfın üzerine hemen dört dize yazmıştım. O da sergide var.
MG: Evet burada soyut bir anlatım ve o soyutun da müthiş bir dramatik gücü var. Tamamen hayal gücüyle acıyı, hüznü, insanlık dramını anlatmak...

Böylesi acı dolu hikâyeleri hatırlatırken, sanatın malum paradoksu, estetize etme, şık bir sunum oluşturma, meseleyi gösteri haline getirme konusunda hissetmiş olabileceğiniz hassasiyeti merak ettim şimdi.
MG: Konuyu nasıl anlatmalıyım diye çok düşündüm, duygusal bir şeyi ifade ederken bunu farklı yerlere çekmek çok kolaydı. Tekneler üzerinde işaretleri hissettim önce. İlk çektiğim karede müthiş bir şey gördüm ve o fotoğrafa melek adını verdim. Oradan hareketle kendiliğinden çıktı hepsi zaten.
BM: Sanattan söz ediyorsak elbette bir estetiği olacak. Neticede gazetecilik yapmıyoruz, belgesel çekmiyoruz veya akademik bir çalışma değil bu. Rakamlardan da yola çıkabilirdik ama etkisi dönüştürücü olmaz. Konuyu aşkın bir dille anlatmak zorundayız. Biz yeryüzünde ülkeleri, evleri olan sakinler olarak kendimizi çok güvenli ve yerleşik sanıyoruz. Mülteciler aslında yerleşik olmadığımızı bize hatırlatırlar. Bu yüzden onları görmek istemeyiz, şiddetle yok sayarız. Bu dramın insanın hikâyesinde nereye oturduğu sorusudur aslında sanatın sorusu. 

Bir şiirinizde ‘Ve bize fısıldanan/ Bir oluş hikâyesi/ Bir zamanlar ikna olduğumuz’ diyorsunuz. Burada anlatılan bir oluş hikâyesi mi sahiden?
BM: Evet, bir varoluş... Türkiye’de mülteci konusu hiç bilinmiyor, literatürde burası mültecilerin bekleme odası olarak tanımlanıyor, bir koridor aslında, Asya’dan Afrika ’dan Avrupa’ya bağlanan bir geçiş ülkesi. Bunu hatırlatması da çok önemli.

Aslında hem devlet hem de bu işi yapan insan kaçakçılarına karşı bir tavır var o halde?
BM: Sorumluluk hisseden ve sorumluluk hissedilmesi gerektiğini hatırlatan bir tavır. Çalışmaya başlamadan önce biraz araştırma yaptım. Mültecilik meselesiyle, göçmenlikle Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği dışında küçük gruplar da ilgileniyor. Ama o kadar küçük ve marjinal kalıyorlar ki ne bize ne yukarıdaki yönetime ulaşıyorlar. Karakolda işkence gördüğü için öldürülen Festus Okey ile hatırlıyoruz daha çok bu meseleyi. Oysa Anadolu’nun farklı şehirlerinde küçük kamplar var, insanlar ikamete zorlanıyor. Bütün bunları bize hatırlatan görünmeyen bir harita sergi. 

‘Kader Denizi’ ismi, yaşadıkları işkence gibi yolculuğa işaret ediyor değil mi?
BM: Bir tragedyada olması gereken tüm temalar var; ümit, ümitsizlik, kader, ölüm, acı... Teknelere bindiklerinde iki ülke arasında seyrediyorlarsa polisler tekneyi diğer ülkeye itmek için özel çaba gösteriyor. Ortada bir yerde kalıp, ölüme sürükleniyorlar. 

Bu sergide fotoğrafla şiirin birlikteliği ne şekilde? Yan yana mı, birbirini tamamlayan mı yoksa birbirinden rol çalan mı?
MG: Sanatların birbirini güçlendirdiğine inanıyorum. Ama biraz izleyenler yorumlayacak aradaki ilişkiyi.
BM: Mültecilerin sesini şiirlerle duyurabilmek gerek diye düşündüm. Şiirin fotoğraflarla yan yana olması ters gelmedi. Fotoğraflardan yola çıkılarak yazıldığı için de çok oraya ait. Kendi başına okunabilir ama yan yana varlıkları başka etki yaratıyor. 

Sanat Limanı’nda dört sergi birden
Sanat Limanı’nda, ‘Kader Denizi’yle birlikte üç sergi daha açıldı. Yunanistan sergileri 19 Eylül’de, Japonya ise 29 Ağustos’ta bitiyor
Yunanistan’da Mimari Paralellikler: Tanınmış mimar Aristotelis Zachos’un (1871 - 1939), yüzden fazla mimari fotoğrafı...
Aramızdaki Mekân: Piraeus Bank Grup Kültür Vakfı’nın desteklediği çağdaş sanat sergisi, iki ülke sanatçıları arasında diyalog kurmayı hedefliyor. Sergide, Eleni Kotsoni, Raziye Kubat ve Çağrı Saray’ın mekana özgü nesne, çizim ve resimleri yer alıyor.
Japonya’ya Avrupa Bakışı: 1999’dan bu yana Avrupalı fotoğrafçıların katıldığı projenin 12. ayağı. Türkiye’den Silva Bingaz, Macaristan’dan Gabor Arion Kudesz ve Almanya’dan Andreas Gefeller, aynı coğrafyayı farklı açılardan gösteriyor.


    ETİKETLER:

    Afrika

    ,

    Festus Okey