Zabıta nefesli ve vurmalıları sevmez, gürültü oluyormuş..

Zabıta nefesli ve vurmalıları sevmez, gürültü oluyormuş..
Zabıta nefesli ve vurmalıları sevmez, gürültü oluyormuş..
Sekiz kişilik Komik Günler reggae ve ska ağırlıklı müziği ile ilk albümü 'Kurtların Arasında'yı çıkardı. Müziklerine şakayla karışık 'Anadolu ska' demek mümkün. Sık sık sokak konserleri veren gruba bu işin inceliklerini de sorduk. 'Zabıt nefeslileri sevmez, olmadı İngilizce konuşun rahat edirsiniz' diye anlattılar.
Haber: MUHSİN TOPYILDIZ - mahfuznecip@gmail.com / Arşivi

Ankara kökenlisiniz. Genelde Ankara'dan rock grupları çıkar. Siz nasıl oldu da birbirinizi buldunuz?

Ekipten Faruk'un 'Bomba Etkisi' isminde bir grubu vardı. Balkan, Balkan ska müzikleri yapıyorlardı. Yaptığı iki besteyi reggae formatında bestelemek isteyip internette müzisyenlerin buluştuğu bir sitede bunu paylaşması bizi bir araya getiren ilk şey oldu. Bestelerini tekrar düzenledikten sonra konserlerde çıkmaya başladık. Cihan sahneye çıkınca 'Komik Günler', sahneden inince 'Bomba Etkisi' devam ediyordu. Roxy Müzik Günleri'nde finale kaldık o bestelerle. Son iki yıldır 'Komik Günler' adı altında bu ekiple devam ediyoruz.

Albümünüzdeki şarkılara bakınca değişik bir sentez var. Reggaeye benziyor ama reggae değil, skaya benziyor ama ska değil...

Biz de bir tanım getiremiyoruz aslında. Anadolu Ska diyelim mi? (Gülüyorlar) Ağırlıkla reggae ska üzerine kuruluyuz ama drum'n base'e kadar birçok tür var işin içinde. Swing de çalıyoruz sahnede vals de. Dinleyip sevdiğimiz şarkıların ritimlerini kullanmayı seviyoruz. Tek odaklandığımız şey iyi olup olmadığı.

Sekiz kişilik bir grupsunuz. Zor anlaşmıyor musunuz?
Kavgamız gürültümüz eksik olmuyor. En yakın arkadaşlar hiç anlaşamıyorlar. Sekiz adamın aynı anda müzik yapmaya çalışması yeterince zor. Hepsinin kafasının aynı anda açık olması lazım. O anı yakalayabilirsen keyifli tabii. Lansman konserinde on kişiydik.

'Kurtların Arasında' albümünü nasıl hazırladınız?
Sadece Beyoğlu'nun belli barlarında çalabiliyorduk. Bir sıkışmışlık içindeydik. Şehir dışında konser vermek istediğimizde mekan sahiplerine gösterebileceğimiz hiçbir şey yoktu. Aslında ilk devinim burada başladı. Nisan ayında davul kayıtlarıyla başladık. Kasım ayında çıktı albüm.

Sekiz kişi stüdyoda neler yaşıyorsunuz?
Birbirimizi dinleme alışkanlığı edindik. Müzik yaparken de yakışanı arıyoruz. Birbirimize soruyoruz artık çaldığımız şeyin nasıl olduğunu. Trombon çalan davulcuya da fikir verebiliyor, perküsyoncu vokale de...

Sizin gibi sokak kültüründen beslenen müzisyenler için müzik piyasası adeta bir kurtlar sofrası. Planınız nedir?

Televizyon kirli ve yapma bir dünya fakat insanlarda saygı hissi doğuruyor. Televizyona çıktığın an hemen bir akraban arar, bilirsin. (Gülüyorlar) Biz sekiz dokuz yıl önce sokakta başladık çalmaya. Bu kültürden mümkün olduğunca kopmamaya çalışıyoruz. Biz bir çarka dahil olmak değil, insanları kendi çarkımıza dahil etmek istiyoruz.

Sokak müziği konusuna gelmek istiyorum. Sokakta işler nasıl yürür? Nelere dikkat ediyorsunuz sokakta çalarken?
Zaman dilimlerine göre çaldığın profiller değişiyor. İstikal Caddesi'nde 12.30'da çalarsan öğle yemeğine çıkmış insanlara ulaşırsın. 18.00'den sonra çalarsan gezmeye gelenlere dinletirsin kendini. En önemli kural fazla nefesli ve vurmalı enstrüman kullanmamak. Zabıtalar nefeslileri çok sevmiyor. Gürültü oluyormuş. Bir de hayat kurtaracak öneri; Türkçe yerine İngilizce konuşursan yabancı zannedip rahat bırakıyorlar. Sokakta İngilizce konuş, rahatsın.