Zalimin yüzü yok, mazlumun adı umut

Zalimin yüzü yok, mazlumun adı umut
Zalimin yüzü yok, mazlumun adı umut
Suruç'taki 'Kobani için barış zinciri'ne katılan yazarlardan Gaye Boralıoğlu izlenimlerini Radikal için kaleme aldı: El ele tutuşarak bir barış zinciri oluşturuyoruz hep birlikte. Bir yanımda yazar bir arkadaşım var. Diğer yanımda belli ki yaşı yetmişe yaklaşan, toprak sertliğinde bir adam. Ağacın gövdesine sarılır gibi onun elini tutuyorum. O da beni sıkı sıkı yakalıyor. Birbirimizin dilini anlamıyoruz, ihtiyaç da yok zaten. İyiyiz böyle!
Haber: GAYE BORALIOĞLU / Arşivi

Ay Tanrıçası’na adanmış bir kentte... Nuh’un kavmi Sabii’lerin ana vatanında... Dünyanın ilk üniversitesinin kurulduğu, bilim tarihinin başlangıç noktalarından birindeyiz... Adını İbrahim Peygamber’in babasından alan ipek şehrinde... Suruç’ta.
Mezopotamya’nın bu kadim toprakları şimdi işgal altında; dehşetin, vahşetin, endişenin, tedirginliğin, öfkenin işgali altında.
Hasbelkader sınırın öte yanında kalmış Kobanî’de (*) dehşet verici bir savaş sürüyor. Zalimlerin yüzü yok; simsiyah maskeleri onların yalnızca kimliklerini değil, utançlarını, vicdanlarını, inançlarını da yok ediyor. İnsan olmanın erdemlerinden tamamıyla arınmış olarak, hunharca insan öldürüyorlar, yakıp yıkıyorlar, işkence yapıyorlar, tecavüz ediyorlar.
Sınırın bu yakasında ise oğullarının, kızlarının, akrabalarının akıbetini bekleyen yüzlerce insan var. Bugün , insanlık adına utanç verici bir oyun sergileniyor Mezopotamya topraklarında!
Şimdi bizler bir grup edebiyatçı, bu oyunu çıplak gözle izlemek üzere Suruç’tayız. Türkiye ’nin koridor açmasını talep edeceğiz ve bir barış zinciri oluşturacağız.
Bizi Suruç merkezinde HDP heyeti karşılıyor, gelişmeleri özetliyorlar, sorularımızı yanıtlıyorlar. HDP ilçe başkanı İsmail Aykan, bugün Kobanî kuşatmasının kırk birinci günündeyiz diyor. Alışkın ifadelerle yaralıların akıbetini, ölülerin getirilişini anlatıyor. Biz, diyor her gün burada saat üçte cenaze kaldırıyoruz. Daha geçen gün sınırda bekletildiği için on iki kişinin kan kaybından öldüğünü söylüyor. Bir insani koridor olsaydı belki de o çocukların şimdi burada yanımızda olacağını düşünmeden edemiyorum. 



ALTYAPI YOK, İLAÇ YOK
Otobüse biniyoruz birlikte, ilk durağımız Arin Mirxan çadır kenti. Otobüsten inerken beklenmedik bir şey oluyor. Alkışlarla karşılıyorlar bizi. Hepimiz utanıyoruz. Alkışlanması gerekenler onlar aslında. İlk şaşkınlığımızı atlatınca biz de bu vakur insanları alkışlıyoruz.
Arin Mirxan’da da, daha sonra ziyaret ettiğimiz Rojava çadır kentinde de aynı sorunlar var. Her şeyden önce “kent” tanımı büyük bir aldatmaca, aslında buralarda yalnızca belirli bir düzenle sıralanmış çadırlar var. Kent olmanın getirdiği alt yapıdan eser yok. Binlerce kişiye üç beş tuvalet düşüyor. Banyo yapamadıkları için o güzelim çocukların saçları keçe gibi olmuş. Gönüllü doktorlar salgın hastalık tehlikesinden bahsediyor, ellerinde yeterince ilaç olmamasından yakınıyor. Herkes kış şartlarına nasıl dayanılacağını düşünüyor. Çadırlara yerleştirilememiş, civardaki boş dükkânlarda, arsalarda kalan yüzlerce kişi olduğundan söz ediliyor.
Rojava Çadır Kenti’ni dolaşırken gözüm bir noktaya takılıyor. Yerde, minicik, parmak kadar bir kız çocuğu terliği teki. Çaresizliğin, kimsesizliğin, “kim”sizliğin ne olduğunu yüzümüze çarpıyor.
Çadırlarda kalanların çoğu dağılmış aileler. Kiminin çocukları Kobanî’de kalmış savaşmaya devam ediyor, kiminin akrabaları Irak’ta, kimi Suriye’de başka kentlerde. Bir daha bir araya gelebilecekler mi, meçhul! Yine de gelecekle ilgili asla umutsuz konuşmuyorlar. Yakınmıyorlar. Kobanî düşmeyecek, diyorlar kulakları sağır eden bir inançla. Biz evimize döneceğiz. Ailelerimiz yeniden bir araya gelecek. Umudumuzu yitirmeyeceğiz.
Kalplerimiz ağrıyarak sınıra doğru hareket ediyoruz.
Sınıra çok yakın bir köyde, Mexer’deyiz. Savaşın kokusu, isi, tozu bize kadar ulaşıyor. Doçkaların, havan toplarının seslerini duyabiliyoruz. İki büyük patlama oluyor. Gökyüzüne kalın siyah dumanlar yükseliyor. Çoğu yaşlı yüzlerce insan gözünü Kobanî’ye çevirmiş bekliyor. Düşünüyorum, can korkusu en ağır yük. Ama ondan da fenası varsa o da çocuğunun, kardeşinin, yakınının canından korkmak. Çaresizlikle, vicdan hesaplarıyla, derin endişelerle beklemek. 



KOBANİ'NİN CUMARTESİ ANNELERİ
Sınıra en yakın yerde beş on kadın toplanmış. Onlar Kobanî’nin Cumartesi Anneleri. Nöbetleri yedi gün yirmi dört saat. Birine soruyorum, kızım var diyor. Yirmi yaşında diyor. Kendimi onun yerine koyuyorum. Kızımın IŞİD gibi sapık, cinai bir örgütün kuşatması altında savaş verdiğini ve benim onu beklediğimi hayal ediyorum, tüylerim ürperiyor. Bir başkasıyla tanışıyorum. On dört yıl cezaevinde kalmış bir adam. Çıkmış, şimdi Kobanî’de savaşan on dokuz yaşındaki oğlunun akıbetini bekliyor. Hesaplıyorum, en fazla dört yıl kucaklamış olmalı oğlunu, en fazla dört yıl sarılmışlar birbirlerine. Dahası? O da meçhul!
Basın açıklamasının ardından el ele tutuşarak bir barış zinciri oluşturuyoruz hep birlikte. Bir yanımda yazar bir arkadaşım var. Diğer yanımda belli ki yaşı yetmişe yaklaşan, toprak sertliğinde bir adam. Ağacın gövdesine sarılır gibi onun elini tutuyorum. O da beni sıkı sıkı yakalıyor. Birbirimizin dilini anlamıyoruz, ihtiyaç da yok zaten. İyiyiz böyle!
IŞİD kuşatmadan önce Kobanî’de kimler yaşıyordu derseniz The Guardian’da yer alan şu videoyu izlemenizi öneririm: http://www.theguardian.com/world/video/2014/oct/21/life-inside-kobani-before-isis-attacked-video?CMP=share_btn_tw
Orada gördüklerimizin bir kısmı şimdi Suruç’ta, Urfa’da, Adıyaman’da ya da Antep’te. Bir kısmı da Peşmerge ya da YPG saflarında. Bir zamanlar fırıncılık yapan, koyun güden insanlar şimdi mecburen silah kullanıyor, topraklarını savunuyor.
Son olarak şunu söyleyeyim; bizim Suruç’a gittiğimiz hafta Cumartesi Anneleri beş yüzüncü kez Galatasaray ’daydı. Bizim kuşağımız inat etmeyi, Cumartesi Anneleri’nden öğrendi, umut etmeyi de Kürtlerden öğrenecek.

(*) Heyette dünya edebiyat klasiklerini Kürtçe’ye kazandıran değerli çevirmen Kawa Nemir’in de bulunduğunu görünce hemen Kobanî’nin doğru yazılışını sordum. Kawa, bu konuda değerli şair Ehmed Huseynî ile de görüştüğünü ve doğru yazılımın şapkalı i ile olduğunu söyledi. Ona dayanarak ben de böyle kullanıyorum.