"Zirve'de paralel izi" iddiası

"Zirve'de paralel izi" iddiası
"Zirve'de paralel izi" iddiası
- Zirve Yayınevi davasının tutuksuz sanıklarından İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Ruhi Abat ile avukatı Yasemin Hamamcı ve emekli Orgeneral Hurşit Tolon'un avukatı İlkay Sezer, davaya ilişkin çeşitli iddialarda bulundu - Sanık Abat: - "Zirve Yayınevi cinayetleri dosyası, cinayeti açığa çıkarma davası değildir. Bu dosya, paralel yapının Avrupa'da, Amerika'da meşruiyet kazanabilmesi için hazırlanmış stratejinin yol haritasıdır" - Avukat Hamamcı: - "Bu dosyanın hazırlık aşamasını Zekeriya Öz oluşturduysa ki Malatya'da işlenen bir cinayetin hazırlık soruşturmasını İstanbul'da yapmanız ve ifadeleri orada almanız kadar hukuka aykırı bir işlem olamaz ve bunu belli bir savcı, sadece Zekeriya Öz alıyorsa ben buradan tabii ki şüphelenirim. Burada tabii ki bir fesatlık ararım"

MALATYA (AA) - YETER ERDİNE - Zirve Yayınevi'nde biri Alman uyruklu 3 kişinin boğazının kesilerek öldürülmesine ilişkin davanın tutuksuz sanıklarından İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Ruhi Abat, "Zirve Yayınevi cinayetleri dosyası, cinayeti açığa çıkarma davası değildir. Bu dosya, paralel yapının Avrupa'da, Amerika'da meşruiyet kazanabilmesi için hazırlanmış stratejinin yol haritasıdır" dedi.

Abat, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Zirve Yayınevi davasına iki boyutlu bakmak gerektiğini söyledi.

Bakılması gereken ilk boyutta cinayetleri işledikleri öne sürülen 5 zanlının, ikinci boyutta da ek iddianameyle, "zoraki, yalan ve iftirayla, sahte belgelerle" dosyaya dahil edilen sanıkların bulunduğunu savunan Abat, kendisinin ikinci kategoride olduğunu belirtti.

"Ek iddianameyle dosyaya dahil edilen insanlara kesinlikle bir paralel tuzak olduğundan hiç şüphe duymuyorum" diyen Abat, menfur cinayetleri fakülte olarak sürekli telin ettiklerini anlattı.

Fetullah Gülen'in 2004 yılında bir gazetede yer alan açıklamasında, " Türkiye 'de çok önemli cinayetler olacak, kan gövdeyi götürecek. Bunu da 300 yıldır bu milletin kaderine hükmeden cemiyet-ı sırrıyeler yapacak" dediğini, aynı beyanları 2005'te başka bir gazeteye verdiği röportajda da yinelediğini savunan Abat, olayların 2006'da Danıştay saldırısıyla başladığını, Cumhuriyet gazetesine bomba atılması, Rahip Santoro, Hrant Dink ve Zirve Yayınevi cinayetleriyle sürdüğüne dikkati çekti.

- "Dosyayı Zekeriya Öz'e pasladılar"

Abat, Zirve Yayınevi cinayetlerine ilişkin dava dosyasında 20 sahte isimle yazılmış, imzasız ihbar mektupları bulunduğunu dile getirdi.

Abat, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu ihbar mektupları ve paralel medyada, paralel kalemşörlerin oluşturmaya çalıştığı kamuoyu ve baskıya rağmen, Malatya'da üçüncü iddianameyle dosyaya dahil edilenlerle ilgili bir operasyon yaptıramadılar. Sonra bunlar, dosyayı hemen Zekeriya Öz'e pasladılar. Davanın tanığı ve sanığı İlker Çınar'ı o savcıya götürdüler, ifade verdirttiler. O ifadelerin İlker Çınar'a ait olduğunu hala düşünmüyorum çünkü İlker Çınar, o tarihte 'Mide kanaması geçirdim' diyor. Mide kanaması geçiren adam, 24 sayfalık ifade veremez.

İlker Çınar'ın HTS kayıtları da o tarihte Vatan Caddesi'nde gözükmüyor." 

- "Paralel tezgah"

Eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atayün ve ekibinin hazırladığı 32 sayfalık raporun mahkemeye gönderildiğine işaret eden Abat, "Mahkeme heyeti, 'İki polisin kaleminden çıkmış, tamamen duygusal, tamamen hamaset' dedi. Bunlar 24. celse tutanaklarında var. Bunlar hiçbir maddi delile dayanmadığı için reddedildi. O 32 sayfalık rapor, İlker Çınar'a ifade yapıldı, ona okutturuldu. Rapora delil niteliği kazandırılmaya çalışıldı. Bu paralel tezgah değil de nedir?" ifadesini kullandı.

Emniyet Genel Müdürlüğünün, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine hazırladığı Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) raporuna dikkati çeken Abat, "Satır aralarını okuduğumda karşımda Türkiye Ulusal Stratejiler ve Harekat Dairesini (TUSHAD) buldum. TUSHAD'ı çek, FETÖ'yü koy. İddianamede 'TUSHAD, bütün kamu kurumlarına sızmış' diyor. Ne yapmış? Soru çalıp, 'Fetih (Suresi) okuyacağız' diye gece öğrencileri mi toplamış? 'Teheccüd namazına kalkacağız' diye çağırıp hırsızlık yapıp soru mu vermiş? Yurt dışına milyarlarca dolar para mı kaçırmış, her ile imam mı atamış?" değerlendirmesinde bulundu.

İddianamede TUSHAD'ın, "devlete rağmen, devlete paralel bir yapı" olarak tanımlandığını anımsatan Abat, "Zirve Yayınevi cinayetleri dosyası, cinayeti açığa çıkarma davası değildir. Bu dosya, paralel yapının Avrupa'da, ABD'de meşruiyet kazanabilmesi için hazırlanmış stratejinin yol haritasıdır" dedi.

- "Paralel yapı, devletin bütün kurumlarını fişlemiş"

Abat, Zirve dosyasıyla Oda Tv dosyasını birleştirebilmek için Zekeriya Öz'ün 350 klasör dosya hazırladığı yönünde bazı söylemler bulunduğunu vurguladı.

"129 klasörü bizim burada, peki 221 klasör nerede?" diye soran Abat, şunları kaydetti:

"Zekeriya Öz'ün götürdüğü o tekerlekli valizde olmasın? Bu belgelere göre, TUSHAD, devletin tüm kurum ve kuruluşlarıyla ortak danayışmayı sağlayacakmış. 'Bunlarla ilgili açıklayıcı bilgiler eklerde mevcuttur' diyor. Bu ekler nerede? Mahkemeden sorduk, ses gelmedi. En sonunda avukatlarımız bastırınca dediler ki: 'İlker Çınar, ekleri bulamamış.' 'Getirdim, teslim ettim' diyor. Devletin bütün kurumlarıyla ortak çalışmalar yapmak... Bu paralel yapı, 'devletin bütün kurumlarını fişlemiş' demek. Ellerinde bu, 'sözde TUSHAD eki olarak dosyalanmış' demek. Eğer 17- 25 Aralık darbe girişimi başarılı olsaydı, bu eklerin hepsi ortaya çıkacaktı."

Abat, geçen yıl davaya dahil edilen sanıkların dosyadaki bütün hukuksuzlukları, usulsüzlükleri, etik dışı uygulamaları Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna (HSYK) şikayetlerle ilettiğini söyledi. 

Dosyada 64 defa değiştirilmiş dijital veriler bulunduğunu ileri süren Abat, "Dosyayı hazırlayan hakimlerden, savcılardan, soruşturmayı yürüten kolluktan ve yargılamayı yapan 250. maddeyle görevli özel yetkili mahkeme üyelerinden şikayetçi olduk. Dişe dokunur hiçbir somut delilin olmadığını ve sahte deliller olmasına rağmen sanki meşru delillermiş gibi muamele gördüğünü yazdık" şeklinde konuştu.

- "Kirlenmiş delil olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim" 

Abat'ın avukatı Yasemin Hamamcı da hiç kimsenin müvekkilinin 4 yılını, çocuklarının babasız geçen senelerini telafi edemeyeceğini söyledi.

Adaletin yerini bulmasını istediklerini belirten Hamamcı, şunları dile getirdi:

"2014 yılında vekalet aldım. Paralel, F tipi, üçgen... İsimlendirme yapamam ama özel bir ekip olduğunu söyleyebilirim. Özel bir ekibin bu dosyayı hazırladığını, müvekkilimin ve dosyaya üçüncü iddianameyle dahil edilenlerin bu özel ekibin özel çabasıyla bu dosyaya dahil edildiklerini söyleyebilirim. Bunun somut delillerini de dosyamızda görebiliyoruz. Bu dosyanın hazırlık aşamasını Zekeriya Öz oluşturduysa ki Malatya'da işlenen bir cinayetin hazırlık soruşturmasını İstanbul'da yapmanız ve ifadeleri orada almanız kadar hukuka aykırı bir işlem olamaz ve bunu belli bir savcı, sadece Zekeriya Öz alıyorsa ben buradan tabii ki şüphelenirim. Burada tabii ki bir fesatlık ararım."

Tanık ifadelerinin altındaki imzalara bakıldığında Zekeriya Öz'ün, Yurt Atayün'ün ve eski emniyet müdürlerinden Ali Fuat Yılmazer'in yer aldığını anlatan Hamamcı, "Basından öğrendiğimiz kadarıyla Zekeriya Öz, yurt dışına kaçmış veya kaçırılmışsa o zaman ben bu dosyanın tüm delillerinin, tüm işlemlerinin, tüm ifadelerinin şüpheli, kirlenmiş delil olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim" görüşünü paylaştı.

Davanın tutuksuz sanıklarından Binbaşı Haydar Yeşil'in de avukatlığını yaptığını anımsatan Hamamcı, "Müvekkilim Haydar Yeşil, annesini kaybetti. Cenazesine bile 'Ben bir terörist değilim, eli kelepçeli katılmak istemiyorum' diyerek katılamadı. Bu insanlar masumken bu acıları yaşadı. Bunları telafi etmeniz mümkün değil. Bundan sonra adil yargılanma ve adalet bekliyoruz" diye konuştu.

- "Dava, şerefli Türk ordusunu hedef aldı"

Davanın tutuksuz sanıklarından emekli Orgeneral Ahmet Hurşit Tolon'un avukatı İlkay Sezer de müvekkilinin, davaya Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) disiplinsizlik gerekçesiyle atılmış, "iftiracı bir şahsın (İlker Çınar)" iddiaları nedeniyle, düzmece suç delilleri kullanılarak, belli bir merkezin yarattığı, tamamen gerçek dışı senaryo gereğince dahil edildiğini öne sürdü.

Dosyaya konulan resmi yazıların, dinlenen tanık ifadeleri ve toplanan delillerin bu iddiaların tamamen asılsız olduğunu açıkça ortaya koyduğunu savunan Sezer, şöyle konuştu:

"Bu dava da kamuoyunda 'Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy' isimleriyle bilinen diğer davalardaki gibi aslında şerefli Türk ordusunu ve personelini hedef almıştı. Bu ve benzeri davalarla TSK'nın itibarına zarar vermek için TSK personelinin onuruyla oynandı, bu insanlar toplum içinde küçük düşürüldü. Geçmişte 2. Ordu'ya komutanlık etmiş müvekkilim Ahmet Huşit Tolon, yaşı da dikkate alındığında, huzur içinde geçirmesi gereken en değerli yıllarını hürriyetinden mahrum bir biçimde, üzerine atılı çirkin iftiralardan arınmak için verdiği mücadeleyle geçirdi.

Bizce şimdi Türk adaletinin üzerine düşen en temel görev, kahraman Türk ordusunun değerli personelini bir an önce üzerlerine atılı iğrenç iftiralardan arındırarak hak ettikleri itibarı kendilerine iade etmek ve bu iftiraları atan, düzmece suç delillerini hazırlayan organize suç örgütünü bularak adalet önünde hesap vermelerini sağlamaktır."