Soma'daki maden faciası davası

Soma'daki maden faciası davası
Soma'daki maden faciası davası
- Duruşmanın bugünkü bölümünde alınan ifadelerle toplam 8'i tutuklu 35 sanığın savunması tamamlandı - Gaz ölçüm takibiyle görevli sanıklardan Erşin: "(5 Mayıs'taki 12 saati aşkın karbonmonoksit değer aşımı) Bu sensör hatırladığım kadarıyla S3 panosu hava çıkışında bulunuyor. Ben vardiyaya geldiğimde değer yüksekti ve bana vardiyayı teslim eden Halil Vural arkadaşım, bana 'bu durumdan başmühendisin haberi olduğunu, durumun fan durması ya da fan bezinin yırtılmasından kaynaklanmış olabileceğinin tahmin edildiğini, araştırıldığını' söyledi"

MANİSA (AA) - Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi'nde, Soma'daki maden faciasına ilişkin 8'i tutuklu 45 sanığın yargılandığı davada, bugün alınan ifadelerle 8'i tutuklu 35 sanığın savunması tamamlandı. 

Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan davanın beşinci oturumunun öğleden sonraki bölümünde tutuksuz sanıklardan Ümit Şahin, Adem Ormanoğlu, Burhan Karadaş, Sertaç Büyükgüney, Nimetullah Uğurlu, Efkan Kurt, Mehmet Bayri, Sertan Güney, Ozan Sezer, Erdoğan Cinoğlu, Halil Burhan, Olcay Erşin, Mehmet Avcı, Hüseyin Ergin, Caner Uysal, Ömer Değirmenci ve Halit Sarı'nın ifadeleri alındı. 

Sanıklardan Ümit Şahin, madende 2009 yılından itibaren elektrik mühendisi olarak görev yaptığını ve ocaktaki elektrik tesisatının bakım, onarım ve işletmesinden sorumlu olduğunu söyledi. 

İddianamede ve bilirkişi raporunda, "yangın riskli ocakta, kablolarda ve elektrik tesisatında uygun malzeme kullanılmadığı" suçlamalarının gerçeği yansıtmadığını savunan Şahin, kullandıkları kabloların "MGM" türü, "alev sızdırmaz" özellikte olduğunu belirtti. Bu kabloların, metan patlamalarına yol açmaması için içten alev sızdırmaz olduğunu ancak açık alevle karşılaştığında hiçbir malzemede olmadığı gibi yanmaması gibi bir durumun söz konusu edilemeyeceğini iddia etti. 

Şahin, elektrik projesinin her yıl Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğüne (MİGEM) onaylatılması gibi bir zorunluluk da olmadığını ileri sürerek, 5 yıllık süreçte kimsenin kendilerinden bunu istemediğini ifade etti. 

Gaz ölçüm cihazlarının takibi gibi bir sorumluluğunun ise bulunmadığını ifade eden Şahin, üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini belirtti. 

Madende izleme odasında karbonmonoksit, metan ve oksijen sensörlerinin takibiyle ilgili görev yapan sanıklar Ozan Sezer, Erdoğan Cinoğlu, Halil Burhan ve Olcay Erşin de ayrı ayrı yaptıkları savunmalarda, kontrol merkezinde sensörlerin takibini yapmak ve değer aşımı olduğunda bunu yeraltındaki vardiya amirine iletmekle görevli olduklarını belirtti. 

Mahkeme başkanının, "karbonmonoksit sınır değeri olan 50 PPM'in aşılmasının uzun sürmesi halinde ne yaptıkları" sorusunu, değerler normale dönünceye kadar takibi sürdürerek, yer altıyla her 15-20 dakikada bir irtibat kurarak nedeni öğrenmeye çalıştıklarını ve bunu güvenlikten sorumlu baş mühendis Mehmet Efe ile işletme müdürü Akın Çelik ile paylaştıklarını bildirdi. 

- Bilirkişi raporundaki 12 saat süreyi aşkın değer aşımı

Gaz ölçüm takibiyle görevli sanıklardan Olcay Erşin, mahkeme başkanı Aytaç Ballı'nın, bilirkişi raporunda yer alan ve 5 Mayıs tarihinde kendisinin sorumlu olduğu vardiya sırasında 470 nolu sensörün 12 saat 31 dakika süreyle kaydettiği yüksek karbonmonoksit değerine ilişkin sorusunu ise şu şekilde yanıtladı:

 "Bu sensör hatırladığım kadarıyla S3 panosu hava çıkışında bulunuyor. Ben vardiyaya geldiğimde değer yüksekti ve bana vardiyayı teslim eden Halil Vural arkadaşım, bana 'bu durumdan başmühendisin haberi olduğunu, durumun fan durması ya da fan bezinin yırtılmasından kaynaklanmış olabileceğinin tahmin edildiğini, araştırıldığını' söyledi. Sonrasında da her ikisi de rahmetli olan nezaretçi Hüseyin Demir ve vardiya amiri Sinan Yılmaz'a durumu iletmiştim." 

Erşin, sabit sensörlerin kalibrasyonuyla ilgili bir sorumluluğunun olmadığını ancak anlamsız sonuçlar veren sensörü bildirerek değiştirilmesini sağladıklarını söyledi. 

Olay günü de kendisinin görevde olduğunu ve hızlı bir şekilde ilgili her yere telefonla ulaşarak durumu bildirdiğini anlatan Erşin, mahkeme başkanının "acil durumlarda ne yapılacağını biliyor muydun, böyle tatbikatlar yapılıyor muydu" sorusuna karşılık, "Hayır hiç böyle bir eğitim ya da tatbikat olmadı. Mühendislerle olan yakın arkadaşlık ilişkimden bilgi sahibiydim. Yoksa bize bu konuda hiçbir eğitim verilmedi" dedi. 

-"Madende üretim baskısı yoktu"

Madende tam mekanize üretim yapılan R panosunda çalışan maden mühendisleri Hüseyin Ergin ve Caner Uysal ise kendi çalıştıkları bölümlerin makineyle üretim yapılan yerler olduğunu ve işçilerin üretimde sadece kumanda ile makine operatörlüğü yaptığını, az sayıda işçinin de temizlik gibi işlerde görevli olduğunu belirtti. 

Üretimde makine kullanıldığı için iddianamede kendilerine atfedilen "üretim zorlaması" suçunu işlemelerinin mümkün olmadığını savunan sanıklar, gaz ölçümünü takip etmek gibi bir görevlerinin ise söz konusu olmadığını, bunun için ayrıca emniyetçilerin çalıştığını söyledi. 

Yarı mekanize ve klasik ayaklarda vardiya amiri olarak üretimden sorumlu maden mühendisleri Mehmet Avcı, Ömer Değirmenci ve Halit Sarı da ne amirlerinin kendilerine ne de kendilerinin işçilere daha fazla üretim için baskı uyguladığını, şirketin sözleşmeye göre yaklaşık 2 kat fazla üretime ulaştığını ise iddianameden öğrendiklerini savundu. 

Sanıkların bu yöndeki savunmaları, ölen maden işçilerinin aileleri tarafından tepkiyle karşılandı. Bir madenci babası, sanıklardan Ömer Değirmenci'nin "üretim baskısı uygulamadım" sözüne karşılık, "ben yaptım, ben" diye bağırdı. 

Klasik üretim yapılan 140 ve H panolarında her üç vardiyanın amiri olarak görev yapan Halit Sarı, ifadesi alınırken madenci ailelerinin laf atmalarıyla "fazla üretim karşılığında vardiya amirlerinin normal ücretleri dışında, ayrıca prim aldıkları ve madende ekipbaşı adı altında taşeron sisteminin bulunduğu" iddialarına da değindi. 

Fazla üretim karşılığında ayrıca bir gelir elde etmediklerini savunarak, bunun bordrolarından SGK kayıtlarından tespit edilebileceğini dile getiren Sarı, "ekipbaşı" olarak adlandırılan çalışanların ise deneyimli madenciler arasından seçilen ve şirket kadrosunda "başçavuş" olarak yer alan, işi yürüten kişiler olduğunu, bunun dışında "taşeron" gibi farklı bir sistem içinde yer alıp almadıklarını bilmediğini söyledi. 

-ELİ çalışanlarının ifadeleri 

Türkiye Kömür İşletmelerine (TKİ) bağlı Ege Linyit İşletmesi Müessese Müdürlüğü (ELİ) Eynez Yeraltı Kontrol Şubesi'nde görevli maden mühendisleri Adem Ormanoğlu, Burhan Karadaş, Sertaç Büyükgüney, Nimetullah Uğurlu, Efkan Kurt,  Mehmet Bayri ve Sertan Günay ise ayrı ayrı verdikleri ifadelerinde, görevlerinin madenin ürettiği kömürün kalitesini ve miktarını kontrol ederek, hak edişini çıkarmak ve sevk etmekle sınırlı olduğunu belirtti. 

Madende iş güvenliği kurallarına uyulup uyulmadığını kontrol etmek gibi bir sorumluluklarının bulunmadığını savunan sanıklar, üzerilerine atılı suçu reddetti. 

Mahkeme heyeti, bu ifadelerin alınmasının ardından duruşmaya yarına kadar ara verdi. 

 

- Bağış kutusu ile protesto

Tutuklu sanıklardan Can Gürkan'ın mahkemeye verdiği "gelirim yok"  ifadesini protesto eden bazı madenci yakınları ve aileleri duruşma salonu girişindeki Atatürk Parkı'nda Can Gürkan için bağış kutusu koyarak para topladı.

"Üzerinde Soma AŞ, Can Gürkan ve ölüm teyyaresi" yazan helikopter şeklindeki kartondan yapılan bağış kutusuna, madenci aileleri tek tek para atarak Gürkan'ı protesto etti. 

Maden kazasında hayatını kaybeden Osman Özgür'ün annesi Kezban Özgür, oğlunun cenazesini faciadan 3 gün sonra alarak memleketleri Bartın'da toprağa verdiklerini kaydetti. 

Şirketin paraya doymadığını ileri süren anne Özgür, "Çocuklarımız nasıl can verdi biliyorlar mı, hesabını nasıl verecekler. Madene gönderdik, gece yarısı 3'te öldü haberi geldi, cenazesini 3 gün sonra aldık ve Karadeniz'e götürdük Bartın'da toprağa verdik. Ölene kadar oğlumuzun arkasındayız" diye konuştu. 

- Sanıklar hakkında istenilen cezalar 

Davada, tutuklu 8 sanık "olası kastla öldürme" suçundan 301 kez 20 yıldan 25 yıla, "neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama" suçundan da 162 kez 2 yıldan 6 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istemiyle yargılanıyor. 

Tutuksuz 37 sanıktan 12'sinin "taksirle birden fazla kişinin ölümü ile birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma" suçundan 2 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılmalarının istendiği davada, 25 tutuksuz sanık ise bu suçları "bilinçli taksirle" işledikleri gerekçesiyle aynı aralıktaki ceza süresinin, üçte birden yarısına kadar artırılarak uygulanması talep ediliyor.