Mersin'deki "FETÖ/PDY" davası

Mersin'deki "FETÖ/PDY" davası
Mersin'deki "FETÖ/PDY" davası
- Mersin merkezli 19 ilde gerçekleştirilen operasyonun ardından yürütülen soruşturma kapsamında haklarında dava açılan 5'i tutuklu 66 sanığın yargılanmasına devam edildi - Tutuklu sanıklar hakkında tahliye kararı verildi

MERSİN (AA) - Mersin merkezli 19 ilde "Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması"na (FETÖ/PDY) yönelik operasyonun ardından yürütülen soruşturma kapsamında haklarında dava açılan 66 sanıktan tutuklu olan 5'i hakkında tahliye kararı verildi.

Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ve dün başlayan davanın  bugün devam eden ikinci celsesinde, tutuklu sanıklar eski Mersin Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Suat Dağlı, emniyet personelleri Ahmet Şanverdi, Bekir Kaymakcıoğlu, Erdem Kanmaz ve Hüseyin Avcı ile tarafların avukatları hazır bulundu. 

Haklarında adli kontrol şartı bulunanlar ile tutuksuz yargılanan sanıklarından bazıları da duruşmaya katıldı.

Sanıklardan Suat Dağlı, savunmasında, herhangi bir legal ya da illegal yapı içerisinde bulunmadığını belirterek, emniyet içerisindeki astlık-üstlük ilişkisinin, örgüt olarak değerlendirildiğini ileri sürdü.

Görev süresince herhangi bir "Işık Evi"nde veya dershanede bulunmadığını savunan Dağlı, "Hükümet aleyhinde herhangi bir eylemde de bulunmadım, görev yaptığım süreç içerisinde 'Arslanlar' suç örgütü ile Büyükşehir Belediyesi soruşturmaları devam ediyordu, ben de bulunduğum süreçte görevim gereği soruşturmaların takibinde görev aldım. İddia edilen terör örgütü ile herhangi bir ilgim yok" dedi.

Dağlı, yasa dışı dinlemelerle ilgili eylemlerin, kendisi göreve gelmeden önce başladığını iddia ederek, tutuklu gazeteci Mehmet Baransu'ya bilgi sızdırılmasıyla ilgili iddialara yönelik de bilgi notlarının, dinleme yapan memurlarca günlük yazılan olaya ilişkin bilgiler içerdiğini, bilgi notlarından ve kim tarafından sızdırıldığından haberi olmadığını savundu.

Sanık Ahmet Şanverdi ise 2002-2013 arasında Mersin'de başpolis olarak görev yaptığını ifade ederek, silahlı terör örgütü üyeliği iddialarını reddetti.

Emniyet içerisindeki hiyerarşik yapının, silahlı örgüt olarak değerlendirildiğini öne süren Şanverdi, bazı kişilerin görüntü kayıtlarının şantaj amaçlı alınmadığını söyledi.

Şanverdi, kayıtların, amirlerin talimatları doğrultusunda yapıldığını savunarak, şöyle konuştu:

"Teknik takipte ekip olarak 2 kişi çalışmaktaydı ancak büroda 35 kişi çalışıyordu. Görüntü kayıtlarının tespit edildiği tarihte hatırladığım kadarıyla 25-30 ayrı projenin takibi yapılıyordu ancak benim bizzat yaptığım 3 proje vardı. Biz bu görüntü kayıtlarını sıralı amirlerimizin talimatları doğrultusunda yaptık. Benim büro amirim Hüseyin Avcı, şube müdürümüz Suat Dağlı'ydı. Biz, büro amirlerimize görüntüleri tespit ettikten sonra bilgi veriyoruz, şahısların gelmemesi üzerine kayıtlar yapılıyor, kayıtlar soruşturma süresince muhafaza ediliyor ve soruşturma sonunda da siliniyordu."

Tutuklu sanık polis memuru Bekir Kaymakcıoğlu da savunmasında, örgüt üyesi olduğu iddialarını yalanlayarak, görevi boyunca üst amirlerinin emirlerini yerine getirdiğini, bunların da kanuna uygun yapıldığını anlattı.

İddianamede yer alan eski Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Macit Özcan ile ilgili kayıtlara değinen Kaymakcıoğlu, şunları kaydetti:

"O tarihte inşaatı devam eden akua park ile ilgili olarak İdare Mahkemesince durdurma kararı verilmişti. Bunun iptaline yönelik Polis Derneği Başkanı olan Ahmet Gül'den yardımcı olmasının istenildiği tape kayıtlarından anlaşılması üzerine, daha önceden buluşma noktasına gidilerek kamera kaydına başlandı ancak bilahare yapılan görüşmelerde Ahmet Gül ile görüşme yapılmayacağının belirtilmesi üzerine de kamera kaydına son verilirken, işlem sonlandırıldı. Belirtilen görüntülerle ilgili şantaj yapmamız söz konusu değil."

Kaymakcıoğlu, ilgisiz ve suça konu olmayan görüntülerin silinerek imha edildiğini, karar alınmadan yapılan kayıtların, cumhuriyet savcısının talimatıyla silinip silinmediğini bilmediğini, kayıtların yapıldığı harddiskin, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün (KOM) kendi harddiski olduğunu savundu.

Sanıklardan Hüseyin Avcı, KOM Şube Müdürlüğünde büro amiri olarak çalıştığını, hakkında yapılan idari soruşturma neticesinde meslekten ihraç edildikten sonra tutuklandığını anlattı.

İddia edilen suç örgütüyle bir bağlantısı olmadığını öne süren Avcı, "Ben, hükümetin aleyhine herhangi bir eylemde bulunmadım, örgüt adına da işlem yapmadım" dedi.

Avcı, yapılan kayıtların yasal olduğunu, soruşturma sonunda da cumhuriyet savcısının talimatı doğrultusunda imha edildiğini ileri sürerek, şunları anlattı:

"Bu görüntülerin, ayıklamanın yapıldığı ilk fırsatta silinmesi gerekir. Bazı zamanlarda soruşturmalar bir, iki yıl devam etmekte ve bu süreç unutulmaktadır. Bazı zamanlarda da alakasız kişilerin, daha sonra örgüte katıldığının tespiti üzerine de bilgilendirme amaçlı yararlanılmakta ancak imha edilmektedir."

Tutuklu sanık Erdem Kanmaz ise üzerine atılı örgüt suçlamasını kabul etmediğini belirterek, hakkındaki suçlara ilişkin herhangi bir delilin de bulunmadığını savundu.

Teknik ve fiziki takiplerin, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 135 ve 140. maddeleri kapsamında yapıldığını söyleyen Kanmaz, "Bu suçlamaya maruz kaldığım halde, hakkımda bu yönde alınmış herhangi bir karar ve yapılan takip de bulunmamaktadır. Görev yaptığım süre içerisinde herhangi bir grup veya tarikat adına hareket etmedim" dedi.

Kanmaz, tutuklu gazeteci Mehmet Baransu'ya bilgi notu sızdırılması iddialarını da yalanlayarak, şunları söyledi:

"Yaklaşık 15 ay süreyle Mersin KOM Şube Müdürlüğünde şube müdür yardımcısı olarak görev yaptım, bazı zamanlarda da geçici olarak müdürün yokluğunda müdür vekili olarak görev aldım. Görevim gereği, Kaçakçılık ve Mali Şubeden sorumluydum. İddia edilen bilgi notundaki belgelerin içeriklerini bilmediğim gibi, bu belgelere çalıştığım süre içerisinde teknik büroda görevli olan personele verilen şifre bende bulunmadığı için ulaşmam mümkün değil. Verildiği iddia edilen bilgi ve belgelerin içeriği net olmadığı gibi kim tarafından verildiği de belli değildir."

Savunmaların alınmasının ardından cumhuriyet savcısı, sanıkların tutuklululuk hallerinin devamını talep etti.

Mahkeme heyeti, sanıkların tutuklu bulunduğu süreyi göz önüne alarak, adli kontrol ve yurtdışına çıkış yasağı şartıyla tahliyelerine karar vererek, duruşmayı 13 Ekim'e erteledi.

Bu davada hakkında adli kontrol kararları bulunan gazeteci Mehmet Baransu ile eski Mersin Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü Ali İhsan Kaya'nın yanı sıra sanıklardan Erdal Arı, Erdem Kanmaz, Hüseyin Avcı, Suat Dağlı, İlyas Avcı, İlyas Işık, Murat Duraker ve Mustafa Işık, Ahmet Şanverdi hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 312. maddesinde düzenlenen " Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek" suçundan "ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası" isteniyor. 

Haklarında dava açılan 66 sanık için ayrıca, "Silahlı terör örgütüne üye olmak, Cumhurbaşkanına hakaret, kamu görevlisinin resmi belgelerde sahteciliği, görevi kötüye kullanma, terör örgütü propagandası yapmak, iftira, suç uydurma, özel hayatın gizliliğini ihlal, açıklanması yasaklı olan gizli bilgileri temin etme, kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak" gibi suçlardan da hapis cezası talep ediliyor.

- İddianameden detaylar

"Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması"nın (FETÖ/PDY), asıl amacının devleti ele geçirmek olduğunun yazıldığı iddianamede, "Silahlı mücadele yerine devlet kadrolarını yetiştirdikleri elamanlar vasıtası ile ele geçirip devlet içerisinde devlet olma, yani paralel bir yapılanma oluşturarak devletin Anayasal düzenini değiştirme, kurdukları şirketler üzerinden ekonomik bir güç elde ederek devletin finansal yapısını etkileyecek boyutta manüpüle edecek şekilde bir güç oluşturmaya çalıştıkları görülmektedir" ifadesi yer alıyor.

Örgütün başlıca amaçlarından birinin de devlete, alternatif bir devlet kurmak olduğunun vurgulandığı iddianamede, "FETÖ/PDY terör örgütü kurucusu Fetullah Gülen, ilk etapta devlete karşı savaş vererek hedeflere ulaşmanın yıpratıcı olacağını teşhis etmiş, bu nedenle mevcut sistemi yıkmak yerine, devlet modeline uygun bir örgütlenme ile devlete alternatif bir sistem kurmayı hedeflemiştir" ifadesine yer veriliyor. 

İddianamede ayrıca, örgütün, devlet içerisinde bulundukları kadrolarda kendi menfaatlerini gözettiklerine dikkat çekilirken, devletin gizli kalması gereken ya da kişilerin hayatına ait özel, gizli kalması gereken bütün bilgilerin toplanıp arşivlendiği belirtiliyor. 

İddianamede, örgütün bünyesine kattığı kişilere önce yemin ettirdiği, yapılanmaya dahil edilen asker, polis ve yargı mensuplarının cemaat evine götürüldüğü, burada şura halkası içerisine alınarak bağlı olduğu "ağabeyi" eşliğinde yemin ettirildiğinin tespit edildiği, yeminin herkesin duyabileceği ses tonuyla söylenmesinin zorunlu olduğu da vurgulanıyor.